Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

Türkiye’deki Yabancı Gelinler

01 Ağustos 2012 Çarşamba

Türkiye, 1980’lerin sonlarına doğru, göç veren bir ülke konumundan göç alan  ve göçmen istihdam eden bir ülke konumuna geçmiştir. Türkiye’ye yönelen göçün en önemli özellikleri; çalışmak amacıyla ülkeye girenlerin kalma sürelerindeki kısalık ve düzensizlik, çalışmanın genellikle kaçak olarak gerçekleşmesi, göçmenlerin genellikle Orta Doğu ülkelerinden, Asya ülkelerinden ve Bulgaristan, Azerbaycan, Moldova, Ukrayna, Gürcistan, Ermenistan, Romanya gibi eski Doğu Bloğu ülkelerinden gelmeleridir. Eski Doğu Bloğu ülkelerinden gelen göçmenlerin Türkiye’yi tercih etme nedenlerinin en başında ‘Türk’ kökenli olmak, dil öğrenme kolaylığı, tarihsel ve coğrafi yakınlık gelmektedir. Coğrafi yakınlığın getirdiği yolculuk masraflarının düşüklüğü, kaçak girişe uygunluk, enformel işgücü piyasasının genişliği, kayıtsız çalışmanın kolaylığı ve mevcut vize kolaylıkları büyük çoğunluğu ekonomik nedenlerle Türkiye’ye gelen göçmenler için göçün çekici sebepleridir.

Günümüzde, dünyadaki her 2 göçmenden yaklaşık olarak biri kadındır. Kadınlar Türkiye’deki göç hareketlerinin de önemli bir grubunu oluşturmaktadır. Emniyet kayıtlarında; Romanya, Bulgaristan dışında kalan Eski Sovyet ülkelerinden gelip de Türkiye’ye giriş yapanların çoğunluğunun kadın olduğu görülmektedir. Böylece, son yıllarda aile birleşmesi yoluyla veya eşe bağımlı olarak değil de, bağımsız bir birey olarak göç eden kadınların sayısının artmasını ifade eden ‘göçün kadınsılaşması’ eğilimi, Türkiye’de de kendini göstermiştir.

Göçmenlerin göç ettikleri ülkelerde yaptığı  işlerin çoğu enformel hizmet sektöründedir ve bu işler göçmenlerin gelirlerinin en temel kaynağı olmuştur. Göçmen kadınlar ise cinsiyetçi işgücü piyasası içerisinde genellikle seks ve eğlence sektörlerinde veya turizm, bakıcılık, ev işleri gibi kadınsı iş alanlarında çalışmaktadırlar. Türkiye’de de benzer  şekilde işgücü piyasasında göçmenlerin yaptıkları işler genellikle enformel niteliktedir. Göçmenlerin çalıştıkları ‘Göçün kadınsılaşması’ndaki bu artışı açıklamak için birçok faktör ileri sürülmüştür. Geleneksel olarak erkeklerdeki göçü teşvik eden unsurlardan farklı olarak, kadınların uluslararası göçünün hem göç alan hem de göç veren ülkelerdeki cinsiyet rollerindeki değişimleri, göç alan ülkenin resmi olmayan ev işi ve seksle ilgili hizmetler sektöründe kadınlara olan artan taleplerini, kadınların ekonomik ihtiyaçlarını kadınlar açısından baskıcı veya sıkıcıçevresinden kaçmak, kendilerine ‘daha iyi bir hayat’ yaratma isteklerini ve uluslar arası evlilikleri içeren faktörlerle ilişkisi vardır. sektörler ev işleri, eğlence ve fuhuş sektörü, inşaat sektörü, tekstil ve giyim, lokanta ve gıda ve tarım sektörüdür. Bu sektörlerden inşaat dışında kalan bütün sektörlerde göçmen kadınların bulunduğunu ve genellikle seks işçiliğiyle gündeme gelseler de kadınların ev işleri ve eğlence sektöründe ağırlıklı olarak çalışmakta olduklarını göstermiştir. Bu anlamda eğlence ve fuhuş ile lokanta ve gıda sektörünü bünyesinde barındıran turizm sektörü göçmen kadınların çalıştığı önemli sektörlerden biri durumundadır.

İçişleri Bakanlığı verilerine göre son 10 yılda Türk erkekleriyle evlenen yabancı kadınların sayısı 40 bini aştı. Bu 40 binin 15 binini eski Sovyet cumhuriyetlerinden gelenler oluşturuyor.  Her 10 gelinden 1'i Rus... 2001'de sadece Trabzon'da yabancılarla 80 evlilik yapılmış. Çoğu Rus ve Gürcü gelinlerle... Bu sayı geçen yıl yarı yarıya azalmış. Azalmanın nedeni, vatandaşlık almak amacıyla yapılan “hülle evlilik”lerin cazibesini kaybetmesi... Çünkü yeni yasa ile, Türklerle evlenenlerin Türk vatandaşlığına alınması için en az 3 yıl bekleme koşulu getirildi. “Danışıklı evlilikler” bitti. Geriye “aşk evlilikleri” kaldı. Ki onlar, Karadeniz'in çehresini değiştirdi.

Tiflis'ten Gürcü Nino, Çeboğlu Ailesi'ne gelin gitti

Her şey Sarp kapısının açılmasıyla başladı. Yıllar yılı aynı denizin karşılıklı sahillerinden birbirini kuşkuyla gözleyen komşular, bu kapıdan geçip meraklı gözlerle etrafı süzdü. Çeboğlu ailesinin serüveni de böyle başladı. Ailenin tek çocuğu 17 yaşındaki Murat, 1989'da ilk Türk talebe grubuyla tahsil için Tiflis'e gitmişti.  Ne onun daha önce bir Gürcü arkadaşı olmuştu, ne de Gürcü arkadaşları bir Türk görmüştü. Merakla birbirlerine yaklaştılar. Yaklaşanlardan biri de Nino'ydu. Murat 2 yıl sonra yaz tatilinde memlekete döndüğünde sırtında bir gitar, cebinde bir fotoğraf vardı: Nino'nun fotoğrafı....

“Bu kızla evleneceğim” dedi annesine...

“O zaman oradan buraya çok değişik insanlar geliyordu” diyor annesi Beyhan Hanım... Kuşkulanmış ister istemez... Ama kendisi de Laz'la evli bir Boşnak ve 19 yaşında anne olmuş bir kadın olarak sevgiye inancı sonsuzmuş:

“İyi anlaşıyor musunuz?” diye sormuş, “Evet” yanıtını alınca kuşkuları dağılmış.

'Yapamazsın orada'

Aynı kuşkular “suyun öte yanı”nda da vardı tabii...

19 yaşındaki Nino'nun annesi “Sen nasıl bir ülkeye gittiğini biliyor musun? Yapamazsın orada” demişti.

Din meselesinden kaygılıydılar. Daha önce günübirlik Rize'ye gelmişler, pazarı gezmişler, çarşaflı kadınlar görüp ürkmüşlerdi. Nino şöyle anlatıyor: “Biz 4 kız kardeşiz. Tiyatro, opera, kütüphane ile büyüdük. Ne örtünmeyi biliriz, ne diskoda eğlenmeyi... 'Bunlara hazır mısın?' dedi annem... Murat'a güveniyordum. Her şeyin üstesinden gelebileceğimi söyledim.”

İki aile buluştuğunda geleneklerin aynı olduğunu gördü. Yüzük taktılar, nişan yaptılar.

Nino hiç Türkçe bilmiyordu, gözleriyle anlaştılar.

Her şey iyi hoştu ama, çevre?.. Çevre ne diyecekti?

Nino'nun kayınvalidesi Beyhan Hanım başta bu tedirginliği yaşadığını söylüyor, “Konu komşuya ters geldi” diyor.

Üstelik Nino, “Bana din konusunda baskı yapmayın” diye şart koşmuştu. Yani Müslüman olmaya niyeti de yoktu.

Ama sorun olmadı.

1996'da okul bitip de iki genç, mühendis çıkınca evlendiler.

Nino kilisede mum dikerken kayınvalidesi de yanındaydı. Sonra o, gelinini camiye götürdü. Gelin, Ramazan'da kaynananın iftar sofrasını kurdu. Ve evlilik kısa zamanda oturdu.

Oğlan melez

Nino, bugün sevgiyle sarıldığı kayınvalidesi ile konuşarak ve bol bol gazete, kitap okuyarak 1 yılda öğrendi Türkçeyi...

1997'de Hopa Park Denizcilik Liman İşletmeleri'nde tercüman olarak çalışmaya başladı.

O yıl doğan oğulları Saner'e babaannesi baktı.

Bugün Nino bütün Hopa'nın gözbebeği... Harika Türkçe konuşuyor. Kimin başı dara düşse yetişiyor. Gürcü şoförlerden, turistlere kadar herkesle uğraşıyor.

Evde Türkçe konuşulsa da oğluna Gürcüce öğretiyor.

Saner renkli gözleri, açık teni ile annesinin kopyası...

Açılan bir sınır kapısından, iki komşunun yakınlaşmasından doğan ilk kuşağın meyvesi...

Nino Çeboğlu:

Ters bir bakış bile olmadı

“Doğrusu başta tatsız bir muamele görürüm diye çok korkuyordum. 10 senedir buradayım. Kesinlikle ters bir bakış bile olmadı. Çok sıcak karşılandım. Hiç zorlanmadım uyum sağlamakta... Çünkü Gürcü kültürü buranın kültürüne çok yakın... Orada babaannemle birlikte yaşıyordum, burada da kayınvalidemle bir aradayız. Çok mükemmel bir insan... Tepkilere rağmen bize kucak açtı. Çok destek oldu. O büyütüyor oğlumu...

Hopa'da 10-15 yabancı gelin var. Ukraynalı, Gürcü gelinler... Arada onlarla da görüşüyoruz. Tabii dramlar da oldu. Danışıklı evlenenler, 2 çocukla dönen gelinler oldu. Kamuoyu çoğunu yanlış tanıdı; buraya bavul ticaretine gelen kadınlar çok kültürlüdürler. En az 2 dil bilirler. Biz 4 kız kardeşiz, 4'ümüz de piyano çalıyorduk. Ama ne yazık ki devleti bitirdik. Özel teşebbüs de olmadı. Arada kaldık, her şeyimiz vardı, yoksulluğa düştük.

Tek sorun burada sosyal yaşantının zayıf olması... Elbette operayı, tiyatroyu özlüyorum, ama evde mutluyum. Fırsat buldukça Tiflis'e gidiyoruz. Hopa'dan 400 kilometre, 6 saatlik yol...

Başta endişeli olan ailem de rahatladı. Çok sık gelip gidiyorlar. Murat en sevdikleri damatları şimdi... Ailenin oğlu oldu. Bu sayede Türkiye-Gürcistan ilişkileri de ısındı, önyargılar eridi.”

Aile, Olga'yı tek bir şartla kabul etti

'Müslüman olursa kabul'

Onlarınki de yıldırım aşkı...

Olga 5 yıl önce Türkiye'yi merak edip Hopa'ya tatile gelmiş.

Daha taksiden inip Papila Otel'e girerken resepsiyonda görevli 26 yaşındaki Levent Özer'i görmüş.

Tanışıp âşık olmuşlar.

Olga hukuk mezunuymuş, avukatlık stajı yapıyormuş.

Levent, lise 3'ten terk etmiş okulu...

Biri hiç Türkçe bilmiyormuş, diğeri çat pat Rusça konuşuyormuş. Gönül diliyle anlaşmışlar.

Olga dönünce 1 sene ayrı kalmışlar; dayanamamışlar.

Evlenmeye karar verince çevrenin aşırı tepkisiyle karşılaşmışlar.

Levent'in ailesi başka bir gelin düşünüyormuş. Bütün sülale vazgeçirmeye çalışmış. Ama inat etmiş Levent...

Bakmış ikna olmuyorlar, Olga'yı Basköy'e dedesinin yanına kaçırmış. Eski kuşak, gönül işine daha sıcak bakarmış.

Dede araya girmiş. Levent'in babasını arayıp kısmete mani olmamasını istemiş.

“Gelsinler” demiş baba...

Gidip el öpmüşler.

“Müslüman olursa kabul” demiş baba...

Hemen Müslüman olmuş Olga...

“Bütün sülale karşıydı, şimdi hepsi benden çok seviyor gelinlerini...” diyor Levent...

O limanda çay ocağı işletiyor. Olga evde Levent'in ailesiyle yaşıyor, çocuk büyütüyor.

2,5 yaşındaki Kenan, teniyle annesine, bakışlarıyla babasına benziyor. Açık teni dik bakışlarla “yeni kuşak Karadeniz uşağı”nın eşsiz bir örneğini simgeliyor.

Olga Özer:

'İlk başta zorlandım, sonra alıştım'

“Levent çok âşıktı bana... Gözüm hiçbir şey görmüyordu.

Ailemin hoşuna gitmedi tabii... İtiraz ettiler, ama 'Seviyorsan git dene' dediler.

Hiç endişelenmedim gelirken... Ama gelenek göreneklere alışmakta zorlandım. Âdetler, yemek, giyim, oturuş kalkış, saygı hepsi farklı burada... Dili öğrenmekte de çok zorlandım.

Başta ortam kötüydü, istediğim gibi gezip dolaşamıyordum. Artık benimsediler. Yine de çalışmıyorum, evde oğlumu büyütüyorum.

O bir melez: Tipi bana benziyor, huyu babaya...”

Üç bin nüfuslu Göreme'de yabancı gelinlerin evlerini bulmak zor değil. Anne-Cengiz Odacı çiftine gidiyoruz ilk. Kayadan oyma evleri, tavandaki pencereden giren güneş ışınlarıyla sımsıcak. Üç yıl birlikte olduktan sonra, beş yıl önce evlenmişler. Odacı çiftinin beşbuçuk yaşında Sinan adında bir oğulları var. İkinci bebeğine hamile olan Anne, bir ay sonra doğacak kızının adını da söylüyor bize: Selen. Doğumunu Göreme'de yapacak. ‘‘Kendimi Türk doktorlarına emanet ettim’’ diyor. Evin iki üyesi daha var. Köpekleri Honey ve kedileri Maşa... Babası Cannes'da polis şefi olan Anne, 1990 Ağustosu'nda arkadaşıyla birlikte, dört günlüğüne gelmiş Göreme'ye. Cengiz Bey söze giriyor: ‘‘8x365 oldu.’’ Anne, nasıl tanıştıklarını anlatıyor. Kaldıkları otelin sahibi meğer Cengiz Bey'in arkadaşıymış. ‘‘Otomobiliyle bizi dolaştırdı ve yıldırım aşkı başladı.’’ Ailesinin bu aşka tepkilerini sorduğumuzda Anne, soruyla cevap veriyor. ‘‘Çocuğunuz var mı? Size, bir Asyalı'ya aşığım deseydi ne yapardınız?’’ Anne ve babası kendisiyle hemfikir olmasalar da saygı göstermişler kararına. Aslında ‘‘Çok ısrar edersek aksini yapar. Kızımız hatasını anladığında döner’’ demişler. Anne, Fransa'daki günlerini anlatıyor. Üniversitenin Ekonomi Bölümü'nü bitirmiş. Büyük bir bankada işe başlamış. ‘‘Kısacası parlak bir geleceğim vardı.’’ Peki neden bırakıp yepyeni bir ülke, yepyeni bir hayat seçmişti? ‘‘Hayatın rahat akışı, stressizlik’’ diyor ve eşini işaret ediyor sevinçle. ‘‘Kendi güzel hayatımı kurdum.’’

Anne, bugün de Katolik ve kendi inançlarını özgürce yaşıyor.

Cengiz Odacı bar-restoran işletiyor. Eşi Anne ise pansiyon. Fransız müşterilerin ağırlıkta olduğu pansiyonda, doğum sonrası İngiliz arkadaşı yardım edecek Anne'e. Anne'in mutluluğuna diyecek yok. Kışın durgunlaşan Göreme'den, iki aylığına ülkesine gidiyor. Zaten anne ve babası da her yıl bir aylığına geliyorlar. Anne, zaman zaman tiyatroyu özlese de uydu yayınıyla yetinmek zorunda.

Mehmet Köse, Göreme'de yabancı turistle evlenen ilk kişi. Dawn Ayşe ve Mehmet Köse çifti, 15 yıllık evliler. Sabina (14) ve Leyla (7) adında iki kızları var. İlk gelin Dawn, İskoçyalı ve Biyolog. Yıl 1984. İşyerinden bir arkadaşıyla ‘‘Dünyayı görmeliyiz’’ diyorlar ve otostapla Avrupa'yı bir uçtan diğer uca dolaşıyorlar. Bir gün Jordan adında bir şoförün kamyonuna biniyorlar. Jordan, ‘‘Türkiye'yi gördünüz mü?’’ diyor. Dawn ve arkadaşı Türkiye'yle ilgili duydukları olumsuzlukları anlatıyorla ama Jordan, ‘‘Türkiye insanını tanıyın. Öyle iyiler ki. Korkacak bir şey yok’’ diyor. Dawn, kamyon şoförünü sevgiyle anıyor. ‘‘Onun sayesinde Türkiye'ye geldik.’’ Jordan, Aksaray'a kadar getirmiş iki serüvenci kadını. Yöreye ilişkin bir broşür almışlar. Kapadokya'yı görür görmez karar vermişler. ‘‘Uçhisar yolunu hiç unutmuyorum. Resimdekinden daha güzeldi.’’ Geldikleri pansiyonda çalışan Mehmet'le tanışıyor. ‘‘Daha fazla kalabilmek için aynı pansiyonda karın tokluğuna çalıştık.’’ Mehmet Bey gülerek ‘‘Apaçilik yaptırdım. Turist kaptılar’’ diyor.

Dönüş vakti geliyor. İskoçya'ya dönüyor Dawn. Ailesinden gizli biyologluğu bırakıyor. Bir Türk restoranında bulaşıkçılık yapmaya başlıyor. ‘‘İlişkimizin bu kadar ileri gideceğini düşünmemiştim. Türkçe sözlüğe bakıp mektup yazmaya başladım.’’ Mehmet hiç cevap yazmamış. Dawn soruyor biraz kızgın. Eşi cevap veriyor: ‘‘Nasılsa geleceğini biliyordum.’’ Dawn para biriktirmeye başlamış. Yedi ay sonra dönmüş Göreme'ye. Dawn, ‘‘Daha çok uzun gelmişti’’ diyor, geçen yedi ayı parmak hesabına vurunca. O yılın aralık ayında evlenmişler. Dawn bir koşu gidip, çerçevelettikleri bir haberi getiriyor. 1984 tarihli Hürriyet'te yayımlanan ‘‘İşte İskoç Gelinimiz’’ başlıklı bir haber bu. Dawn için dil, başlangıçta büyük sorun oluyor. Hızla Türkçe öğreniyor. Şimdi çok memnun kararından, yeni hayatından. Eşi Mehmet'le birlikte, işçilik günlerini geride bırakıp kendi işyerlerini açıyorlar. Yeni Zelanda ve Avustralyalı müşterilerin ağırlıkta olduğu 45 kişilik Köse Pansiyon'u işletiyorlar. Kış aylarında İskoçya'ya gidiyorlar. Dawn'ın anne ve babası da her yıl Göreme'ye geliyor. Dawn, Müslüman olmuş. Göremeliler kendisine Dawn Ayşe diye sesleniyor. ‘‘Çocuklarımız üniversiteyi burada okuyacaklar. Geleceklerini burada kuracaklar.’’ İngilizce ve Fransızca'yı çok iyi bilen Dawn, Sabina ve Leyla, Türkçe'yi tipik Kayseri aksanıyla konuşuyorlar.

Entelektüel faaliyetler mi? ‘‘Pansiyon boş kalmıyor. Bütün bunları paylaşacağım insanlar mutlaka var.’’ Dawn, Göreme'nin büyüleyici olduğunu düşünüyor. ‘‘Gerçekten Göreme'de bir tuhaflık var. Gelen dönemiyor.’’ Köse ailesi, iki Dalmaçyalı köpeği, kedileriyle mutlu mu mutlu. Dawn'a göre dünyanın bütün erkekleri aynı. Farklı olan Türk kadınları. Çünkü sorunlarını birbirlerine anlatıp destek oluyorlar. İskoçyalı kadınlar ise gizlemeyi tercih ediyorlar. Mehmet söze katılıyor. ‘‘Benim gibi deliyle anlaşmak zor. Ama Dawn sabırlı ve inatçı olduğu için anlaştık.’’

Halil Ayaş'ın sahibi olduğu Kelebek Pansiyon, Göreme'yi kuşbakışı görüyor. Tüflerden oyulmuş odalar, büyüleyici. Ayaş, bizi yalnız karşılıyor. Çünkü yedi yıldır birlikte olduğu Avustralyalı Katie'yle kavgalılar. Ayrılmaya karar vermişler. ‘‘Apayrı mantığı var. Ben dün temizlik yaptım, bugün de sen yapmalısın diyor.’’

Ayaş, yabancılarla birlikte olmaktan ağzının yandığını, görücü usulü yerli bir kızla evleneceğini söylüyor. Yine de Katie'nin hakkını teslim ediyor. Daha önce kuyumcu yanında işçi olarak çalışırken, onunla birlikte olduğunda ufkunun açıldığını, 35 kişi kapasiteli bu muhteşem pansiyonun ve turizm acentasının sahibi olduğunu anlatıyor. Katie sayesinde pansiyonda kalanların yüzde 60'ı Avustralyalı. Yabancıların Göreme'de yaşamasını birçok nedene bağlıyor. ‘‘İnsan faktörü. Burada gördükleri ilgiyi, kendi ülkelerinde göremiyorlar. Hepsi üniversite mezunu. Buradaki hayatı öğrenmek, kalmak istiyorlar. Çalışkan ve disiplinliler.’’

Halil Ayaş, yabancıların bir diğer tercih nedenini, Göreme'deki hayatın kolaylığına bağlıyor. Burada beş ay çalışıp yedi ay tatil yapma şansını bulduklarını söylüyor. ‘‘Üstelik kendi insanları daha güvenilir buldukları için ticarette başarılı oluyorlar.’’ Ayaş, Kapadokya'da en çok halı satan Avustralyalı kadını örnek veriyor. ‘‘İki katı fiyatına sattığı halde iyi satıyor’’ diyor.

İşlerinden memnun olsa da Irak'a müdahale korkutuyor Ayaş'ı. Turistin azalması, kendisini ve tüm Göreme'yi de çok etkileyecek çünkü.

SURİYELİ GELİNLER VE ÇEYİZ EŞYASI MUAFİYETİ

Türkiye ile Suriye vize kolaylığı konusunda anlaşmaya vardığından beri, sınırlar evlilik kapısına döndü. Sınırlar Türk erkeğini özgürleştirirken, kadını baskı altına aldı. Özellikle de çocuğu veya erkek çocuğu olmayan Güneydoğulu erkekler, nikâhsız beraberliğe rağbet eder oldular.

Bugüne kadar yüzlerce çiftin evlendiği biliniyor.

Evliliklerdeki bu artış simsarların da ilgisini çekiyor.

Suriye’nin Kamışlı, Haseki ve Amudi kentlerinde simsarlık yapanların, açtıkları bürolarda 20-25 yaş grubu kadınlar için 10 bin TL, 25-30 yaş grubu kadınlar için 7 bin 500 TL, 30 ve üzeri yaş grubundaki kadınlar için 5 bin TL talep ettikleri söyleniyor.

Simsarların, aldıkları paranın yarısını Suriyeli gelinlere verdikleri, gelinlerin de bu parayla çeyiz hazırladıkları iddia ediliyor.

Ülkelerinde küçük yaştaki kızların evlenmesine izin verilen Suriyeli aileler, damadın yaşına ve kaç eşinin olduğuna değil, alacakları başlık parasına bakarak kızlarını veriyorlar.

Suriyeli kızlar da Türkiye’yi anavatanları ve Ortadoğu’nun Avrupa’sı olarak gördüklerinden Türkiye’deki erkeklerin yaş ve özelliklerine bakamadan evlilik teklifini kabul ediyorlar.

Bu olay, sınır illerimizdeki acı bir gerçeği de ortaya çıkarıyor.

Bölgede, parası olan birçok kişi imam nikâhıyla ikinci, hatta üçüncü eş olarak Suriyeli kızlarla evleniyor. İmam nikâhıyla evli olanlar, çoluk çocuğa karışmasına rağmen, süresi dolduğunda Suriye’ye giriş-çıkış yapıp Türkiye’ye geri dönüyorlar.

Resmi nikâhlı evlenenler ise 3 yılı doldurduktan sonra başvuruda bulunarak Türk vatandaşlığına geçebiliyorlar.

EVLİLİK NEDENİ İLE SERBEST DOLAŞIMA GİREN EŞYA

Yürürlükteki Gümrük Mevzuatı uyarınca; yerleşim yeri Türkiye’de olan bir Türk vatandaşı ile evlenerek veya evlenmek üzere yerleşim yerini yabancı bir ülkeden Türkiye Gümrük Bölgesine nakleden kişilere ait çeyiz eşyasına muafiyet tanınıyor.

Yerleşim yeri Türkiye’de olan bir Türk vatandaşı ile evlenerek veya evlenmek üzere yerleşim yerini yabancı bir ülkeden Türkiye Gümrük Bölgesine nakleden yabancı geline, yerleşim yeri yabancı bir ülkede olan kişiler tarafından evlilik nedeniyle ve geleneksel olarak gönderilen, ticari miktar ve mahiyette bulunmayan hediyelere, her bir hediyenin kıymeti 430 Avro ve toplam hediye kıymeti 3.000 Avro’yu aşmamak kaydıyla muafiyet uygulanıyor.

MUAFİYET UYGULANACAK KİŞİLER

Muafiyet, yerleşim yerinin evlilik nedeniyle naklinden önce, en az oniki ay süre ile Türkiye Gümrük Bölgesi dışında bulunan ve evlilik belgesini ibraz eden kişilere tanınıyor.

Muafiyet:

1) Yerleşim yeri Türkiye’de olan bir Türk vatandaşı ile evlenerek gelmiş olan,

2) Evlenmek üzere yabancı ülkedeki asli yerleşim yerini terk ile Türkiye’ye gelmiş ve burada evlenmiş olan,

3) Herhangi bir sebeple, turizm, ziyaret, tahsil, memuriyet gibi, Türkiye’ye gelip en çok bir yıl içinde yine yerleşim yeri Türkiye’de olan bir Tür vatandaşı ile evlenmiş bulunan,

Kişilere uygulanıyor.

ÇEYİZ EŞYASININ NAKİL SÜRESİ

Evlilik nedeniyle bu muafiyet çerçevesinde eşya getireceklerin, muafiyetten istifade edebilmeleri için bu eşyayı Türkiye Gümrük Bölgesine evlilik akdinden iki ay önce veya dört ay sonraki süreler içerisinde serbest dolaşıma sokmaları gerekiyor.

Eşyanın serbest dolaşıma girişi tek seferde olabileceği gibi öngörülen süreler içerisinde ayrı partiler halinde de yapılabiliyor.

Eşyanın evlilik akdinden önce serbest dolaşıma sokulması halinde, gümrük idaresince serbest dolaşıma girişinde gümrük vergilerini karşılayacak miktarda teminat aranıyor.

Eşyanın evlilik akdinden sonra serbest dolaşıma sokulması halinde ise, gümrük idaresince serbest dolaşıma girişinde gümrük vergileri için teminat aranmıyor.

YASAKLAR VE YAPTIRIMLAR

Ayrıca, yerleşim yeri Türkiye’de olan bir Türk vatandaşı ile evlenerek veya evlenmek üzere Türkiye’ye gelen ve gümrük muafiyetinden yararlanan yabancı gelinlere ait çeyiz eşyası; gümrük idaresinden izin alınmaksızın muafiyetten faydalanmayan kişi, kurum ve kuruluşlara bir yıl geçmeden belli bir para karşılığı veya karşılıksız olarak ödünç verilemiyor, teminat olarak gösterilemiyor, kiralanamıyor, devredilemiyor, satılamıyor veya muafiyet amacı dışında kullanılamıyor.

Bu tür eşyanın muafiyet amacına uygun kullanılmak ve gümrük idaresinden izin alınmak kaydıyla muafiyet hakkında sahip başka bir kişi, kurum veya kuruluşa ödünç verilmesinden, kiralanmasında, devredilmesinde veya satılmasında gümrük vergileri aranmıyor.

Diğer taraftan, gümrük vergilerinden muaf olarak serbest dolaşıma sokulan eşyayı muafiyet koşullarını kaybeden veya başka amaçlarla kullanmayı talep eden kişi, kurum veya kuruluşların gümrük idaresine bildirimde bulunması gerekiyor.

Muaf olarak serbest dolaşıma sokulan gelinlere ait çeyiz eşyası, bir yıl geçtikten sonra, gümrük idaresinden izin alınmaksızın muafiyetten faydalanmayan kişi, kurum ve kuruluşlara belli bir para karşılığı veya karşılıksız olarak ödünç verilebiliyor, teminat olarak gösterilebiliyor, kiralanabiliyor, devredilebiliyor, satılabiliyor veya muafiyet amacı dışında kullanılabiliyor.

Aksi halde, ithal edildikleri tarihten itibaren bir yıl geçmeden ödünç verilen, kiralanan, devredilen veya satılan eşyaya ait gümrük vergileri 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nda öngörülen esaslara göre tahsil ediliyor.

Ancak, yerleşim yeri Türkiye’de olan bir Türk vatandaşı ile nikâhsız olarak evlenerek ve kuma olarak Türkiye’ye gelen Suriyeli gelinler söz konusu ‘çeyiz eşyası’ muafiyetinden yararlanamıyorlar.

Çünkü çeyiz eşyası muafiyetinden yararlanmak isteyen yabancı gelinlerin, yerleşim yeri Türkiye’de olan biri Türk vatandaşı ile evliliklerini ‘evlilik cüzdanı’ ile belgelemesi gerekiyor!

TÜRK ÖRF VE ADETİNE YABANCI GELİNİN BAKIŞI

Türkiye’de yaşayan yerleşik yabancılar, kendi kültürlerinde olmayan sadece Türk geleneğinde bulunan el öpme geleneğini anneye saygının en güzel ifadesi olarak görüyor. İlk olarak kayınvalidelerinin elini öpen yabancı gelinler, bundan etkilenmiş ve çocuklarının da kendi ellerini öpmesinden çok hoşlanıyor.

Kayınvalidesinin elini ilk öptüğünde çok garibine gittiğini belirten Türk gelini Fransız Laurence Yılmaz (31), daha sonra bu davranışın çok hoşuna gittiğini ve kendi çocuklarından da özel günlerde aynı davranışı beklediğini belirtiyor. 15 yılık evli olan Yılmaz, 2 yıldır da Antalya’da yaşıyor. Türkiye’de anneye daha fazla saygı gösterildiğini kaydeden Yılmaz, kendi annesinin de Türk gelenek ve göreneklerini çok beğendiğini söyledi. Kayınvalidesinin elini öptüğünde annesinin tuhaf karşıladığını kaydeden Yılmaz, “Annem kayınvalidemin elini öptüğümü görünce çok şaşırdı. Anlamadı niye böyle bir şey yaptığımı. Ben de ona, ‘Türkler saygılarını bu şekilde ifade ediyor.’ şeklinde açıklama yapınca çok hoşuna gitti.” diye konuştu.

Bir başka Türk gelini Boşnak Leyla Lokman (26) da Bosna-Hersek’te Osmanlı kültürünün etkilerinin hâlâ devam ettiğini ve el öpmeye yabancı olmadıklarını söylüyor. Lokman, genç anne ve babaların değil ama 60 yaşını aşmışların, özellikle de büyük anne ve babaların bayramlarda, ziyaretlerde muhakkak ellerinin öpüldüğünü belirtiyor. 1,5 yıldır Türkiye’de yaşayan ve 2 çocuk annesi Lokman, Türkiye’deki gelenek görenekleri çok beğeniyor. Lokman, kendisinin genç anne olmasına rağmen çocuklarının elini öpmesinden çok hoşlanıyor.

Henüz 16 yaşındayken Almanya’da bir Türk’le tanışıp evlenen Monika Uzunakkaş (38), Türkiye ve kendi ülkesindeki Anneler Günü kutlamalarını kıyaslıyor. Uzunakkaş, Alman gençlerin 18 yaşından sonra ailelerinden ayrı yaşadığı için ancak özel günlerde çocuklarla ebeveynlerin buluşabildiğini belirtiyor.

Bütün kültürlerde annelerin ayrı bir yeri olduğunu kaydeden Rus İrina Uşaklı (24), yaklaşık 1,5 yıldır bir Türk’le evli ve kayınvalidesini annesi gibi seviyor. Türkiye’de anneye daha fazla saygı gösterildiğini belirten Uşaklı, ülkesinde ebeveynlere yapılan ziyaretin daha seyrek olduğunu söylüyor. Türkiye’de yaşamaktan çok memnun olduğunu ifade eden Uşaklı, gelenek ve görenekleri beğendiğini hatta çok hoşuna gittiği için eşinin yeğenlerine elini öptürdüğünü belirtti.

ALANYA’DA YERLEŞİK ALMANLAR

Kemer ile Alanya arasında yaklaşık on ile on iki bin arasında Alman yaşıyor. Bunlar ikamet izniyle kalıyorlar. İçlerinde Türk vatandaşı olanlar da var. Antalya’ya her yıl yaklaşık beş milyon Alman turist gelmektedir.

Yerleşik yabancıların sayıca en fazla olduğu yer Alanya. Alanya’da yaşayan yerleşik yabancıların sayısı:

Almanlar 2412, Hollandalılar 521, Norveçliler 417, İngilizler 405, Ruslar 339, İsveçliler 263, Azerbaycanlılar 240, Danimarkalılar 203, Ukraynalılar 148, Gürcistan’dan gelen Gürcüler 111.

Alanya’daki Almanların büyük çoğunluğu, emekli ve yaşları altmış ve üzerinde olanlardan oluşmaktadır. Alanya’da on yıldan beri yaşayanlar vardır. Alanya’ya gelen Almanların sayısında her yıl artış görülmektedir. Bunun devam edip etmemesi, Türkiye ve Almanya’nın sosyal, ekonomik ve siyasal süreçleriyle ilgilidir.

Antalya kent merkezindeki Alman sayısı düşüktür.

Alanya’da yerleşen Almanlar arasında ticari işletme kuran veya esnaflık yapanların sayısı çok azdır. Türk erkeklerle evli olan Alman kadınları da vardır. İşletmeleri olan Almanlar, daha çok İstanbul’da bulunmaktadır.

Almanlar neden Türkiye’yi, özellikle de Antalya ve Alanya’yı tercih etmektedir? Ekonomik sebepler ve iklimin güzel olması, Alanya’nın tercih edilmesinde önemli bir paya sahiptir. Bin-bin beş yüz Avro’ya emeklilik maaşı alanlar açısından Alanya’da iyi bir hayat sürmek mümkündür. Aynı maaşla Almanya’da yaşamak daha zordur.

Türkiye, İspanya, Fransa ve Yunanistan’a göre pahalı bir ülkedir. Ülkemize yerleşen Almanların ekonomik durumları üst düzeyde değildir.

Alanya’daki Almanların yaşadığı sorunların başında dil, bürokrasi, belirsizlikler ve trafik gelmektedir. Almanlara göre Türkiye’de “her şey mümkündür”. Almanya’ya geri dönmek Almanların gündeminde değildir. Alanya’da Almanların özel mezarlığı vardır. Bu mezarlıkta yaklaşık yüz Alman vatandaşı defnedilmiştir. Bu durum modern insanın mezarının artık doğduğu yerde olmadığının ifadesidir.

Bireyselleşme ve aile bağlarının zayıflaması sonucu ebeveynler ile çocuklar arasındaki bağlar da ortadan kalkmıştır. Alanya’daki emekliler Almanya’ya geri dönüş için bir sebep görmemektedir. Alanya’daki aileler arasında küçük çocukları olanlar çok azdır. İstanbul’da Alman çocuklarının devam ettiği “Alman okulu” vardır.

Alanya veya Antalya’da yaşayan Almanlar, daha önce Almanya’da bulunmuş olan veya Almanca bilen Türklerle Almanca konuşma, bir araya gelme şansına sahiptir.

Alanya’daki Almanların büyük bir çoğunluğu yılda iki üç kez Almanya’ya gitmektedir. Günümüzde yirmi dokuz Avro’ya bile gidiş-dönüş bileti satın almak mümkündür.

Tüm toplumlarda olduğu gibi Alanya’da da “güvenlik”, Almanların en büyük endişesi. Bu endişe yüzünden özellikle apartman dairesinde oturanlar, kapı zillerindeki isimlerini silmişler. Almanlar, Almanya ile karşılaştırdıklarında Türkiye’yi daha güvenli bulmaktadır.

Alanya’daki “yerleşik yabancılar” açısından sağlık hizmetleri sorun değildir. Özel sağlık hizmetlerinin standartları Avrupa düzeyinde bulunmaktadır. Almanlarda bulunan bu güvenin oluşmasında, Almanya’da tıp öğrenimi gören veya çok iyi Almanca öğrenmiş olan Türk doktorların katkısı büyüktür. Almanların bir isteği de, Türkiye’deki sağlık harcamalarının emeklilik kesintilerinden sağlanabilmesini sağlayacak bir düzenlemenin yapılması. Avrupa Birliği ülkelerinin vatandaşları, karşılıklı olarak farklı Avrupa Birliği ülkelerinde ücret ödemeden sağlık hizmetlerinden faydalanmaktadır.

Almanların şikayet ettiği diğer bir konu ise, bürokrasinin yavaş işlemesidir. Bazıları, zaman içinde bu duruma alıştıklarını söylemektedirler. Almanlar Alanya’da çok iyi bir insani iklim (human climate) olduğunu ifade etmektedir. Bununla, insanlar arasında mevcut bulunan sıcak ve samimi ilişkiler kastedilmektedir. Toplumların yaşaması için “ortak değerlerin” oluşması ve korunması gerekmektedir. Bu durum Türkiye’de vardır. Almanya’da Alman toplumunu bekleyen en önemli sorunlardan biri ise evlerin yaklaşık yarısının bekarlardan oluşmasıdır. Bekar oranının bu kadar yüksek olduğu bir toplumun geleceği tehdit altındadır.

“Boş zamanların değerlendirilmesi, rekreasyon”, modern sanayi toplumlarında bireylerin yaşamında önemli bir olgu haline geldi. Turizm, uluslararası turizm ve uluslararası yerleşik turizm, boş zamanların kullanılmasında önemli etkinliklerin başında gelmektedir. 1960’lı yıllarda güney ülkelerinden sanayileşmiş kuzey ülkelerine olan yoğun göç, günümüzde kuzey ülkelerinden Akdeniz kıyılarındaki güney ülkelerine doğru yönelmiştir. İspanya, Fransa, İtalya ve Yunanistan’dan sonra Türkiye önemli bir güzergah haline gelmiştir. Türkiye’nin tercih edilmesinde doğa ve ucuzluk önemli bir etkendir. Antalya ve ilçeleri, başta Alanya, Manavgat ve Kaş, önemli turizm merkezleri ve yerleşik yabancıların tercih yerleridir. Alanya, özellikle Almanların en çok tercih ettiği ilçedir. Alanya’nın nüfusu yaklaşık yüz bindir. Bu sayı, yaz tatilinde beş katına kadar çıkmaktadır.

Kemer ile Alanya arasında yaklaşık on ile on iki bin arasında Alman yaşıyor. Bunlar ikamet izniyle kalıyorlar. İçlerinde Türk vatandaşı olanlar da var. Antalya’ya her yıl yaklaşık beş milyon Alman turist gelmektedir.

Yerleşik yabancıların sayıca en fazla olduğu yer Alanya. Alanya’da yaşayan yerleşik yabancıların sayısı:

Almanlar 2412, Hollandalılar 521, Norveçliler 417, İngilizler 405, Ruslar 339, İsveçliler 263, Azerbaycanlılar 240, Danimarkalılar 203, Ukraynalılar 148, Gürcistan’dan gelen Gürcüler 111.

Alanya’daki Almanların büyük çoğunluğu, emekli ve yaşları altmış ve üzerinde olanlardan oluşmaktadır. Alanya’da on yıldan beri yaşayanlar vardır. Alanya’ya gelen Almanların sayısında her yıl artış görülmektedir. Bunun devam edip etmemesi, Türkiye ve Almanya’nın sosyal, ekonomik ve siyasal süreçleriyle ilgilidir.

Ticarette standartlar oluşur. Alanya’da konutların kalitesi ve verilen hizmetlerde rekabet sonucu gelişmeler görülmektedir. Yerleşik yabancılar, geldikleri ülkeler ile ülkemiz arasında bir köprü rolü oynar, kendi ülkelerinde ülkemizin adeta birer büyükelçisi konumundadırlar.

Berlin, Almanya’da Türklerin sayıca en fazla olduğu kenttir. Berlin adeta bir “Küçük Türkiye” olarak bilinmektedir. Alanya’nın “Küçük Almanya” olup olamayacağı ise, her iki ülkedeki sosyal, ekonomik ve siyasal süreçler sonucunda belli olacaktır.

FAS’LI GELİNLER

Gökçe Beldesi'nin ilk Faslı gelini olan Monia ve eşi Halit Öncel, evliliklerini, "Kısmet" diye açıklıyor. 36 yaşındaki Halit Öncel, kendisine 11 çocuk veren ilk eşine rağmen Faslı Monia ile evlendiğini belirterek, ikinci eşiyle internette tanıştığını dile getirdi. Tanıştıktan iki sonra Faslı eşine evlenme teklifi yapan Öncel, ilk başlarda bekar olduğunu söylemesine rağmen sonra gerceği açıkladığını ve Monia ile evlendiğini anlattı. Kağıt üzerinde eski eşini boşayarak, Monia ile resmi nikah kıyan Öncel, her iki eşiyle de aynı evde yaşamaya devam etti. Halit Öncel evliliğinden, Yunus Emre adlı bir erkek çocuk dünyaya getiren Monia, Fasta liseyi bitirdikten sonra 4 yıl imam hatiplik eğitimi aldı. Monia, ana dilinin yanısıra Fransızca'yı da iyi derecede konuşuyor.

Aziza Eroğlu Fas'ta üniversite mezunu ve Fransızca öğretmeni olmasına rağmen, Mardin'e kuma gelin gelmeyi kabul eden Faslı kızlardan. Rabat'ta bir kreşte çocuklara Fransızca öğretmenliği yapan ve Arapça'nın yanı sıra Fransızca ve İngilizce bilen genç kadın, Gökçe Beldesi'nde İskender Eroğlu ile evli. Aşık olduğu için gelmeyi evliliği kabul eden Aziza'nın, bütün şartlarını kabul ederek evlendiğini anlatan İskenter Eroğlu, ilk eşiyle resmi nikah yapmadan yaşadığı için evlilik konusunda sıkıntı çekmediğini dile getiriyor. Aziza ise Fas'taki yaşantısının çok iyi olduğunu ancak Gökçe Beldesi'ne aşık olduğu için gelin geldiğini belirtiyor. 7 aylık hamile olan Aziza yaklaşık 2 ay sonra bir kız bebeği olacak.

23 yaşındaki Samir Bozdağ ile evlenen Jamila, internet aracılığıyla tanışarak Mardin'e kuma değil de ilk eş olarak gelen tek gelin. Fas'ta bir tekstil fabrikasında çalışan Jamila, internet aracılığıyla tanıştığı Samir Bozdağ'a aşık olduğu için evlendi. Fas geleneklerine göre Fas'ta yapılan bir düğünle evlenen çift, daha sonra Gökçek Beldesi'ne geri döndü. Fransızca ve İspanyolca'yı ana dili gibi konuşan Jamila da 2 aylık hamile.

Kamyon şöförü 60 yaşındaki Nurettin Yıldırım'ın Fas'ın Marac kentinden ikinci eşi olarak getirdiği 35 yaşındaki Saida ise hiç okula gitmemiş İnternette web kamerasından birbirlerini görüp konuştuklarını belirten Saida, "Kader, kısmet meselesi. Kumamdan 8 çocuk var. Gündelik ev işlerini yapıyor, çocukların temizliğiyle uğraşıyorum. başlarını yıkıyor, saçlarını tarıyorum. Uydu aracılığıyla Arap kanallarını televizyondan izleyerek memleketime olan özlemimi de gideriyorum. Fas'ın Marac kentinde yaşayan ailemle haftada iki defa netten görüntülü olarak görüşüyorum" diye konuşuyor.

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 12908 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri