Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

UZUN VE ZORLU BİR YOL...

10 Nisan 2013 Çarşamba

Pavlov deneylerinde görüldüğü gibi şartlı refleksler zamanla kırılma noktasına varmaktadır. Pavlov bu konudaki deneylerinde köpekleri kullanır. Hepimizin bildiği deneylerin birinde Pavlov köpeklere yemek saatini bildirmek için zil sesini kullanır. Zil sesine duyarlı hale gelen köpekler öğrenmişlerdir ki yemek zamanıdır ve bir araya gelirler yemeklerini yerler. Daha sonra zil deneyinde zil çalınır ama yemek yoktur. Şartlı Refleksle köpekler acıkmış halleriyle salyaları akarak toplanırlar ama yemek yoktur. Aslında bu zil sesi dışarıdan uyaran olan köpeği kontrol eden görünmez bir eldir. Açlığını doyurmak ve ihtiyaçlarını karşılamak için kontrol yönteminden başka bir amacı yoktur. Ama zil çalınıp yemek verilmezse kısa süre sonra köpeklerde şartlı reflekse karşı kayıtsızlık başlar.  

Hayatta hiçbir durum yoktur ki eğitim ve öğretimde de bu vardır ki tekrarlanmayan ve pekiştirilmeyen durumlar zaman içinde yok olmaya mahkumdur.

Başka bir deneyinde Pavlov’un köpekleri ağır bir travmaya maruz kalmışlardır. Travma sonucunda kayıpları vardır acıları vardır. Artık korku ve aldırmazlık psikolojine girmişlerdir. Düşündükleri sadece kayıplarından daha fazla kayıp olmasın korkuları bitsindir. Canlıların en doğal tepkileri olan şartlı refleksleri direnme hakları ağır travmalar sonrasında daha şiddetli travmalara maruz kalmamak adına sönmüştür. Artık birilerinin yönetimindedirler ve ihtiyaçlarının karşılanması için daha fazla travma yaşamamak adına susmaktadırlar. Eski ateşli savunmalarından eski şartlı reflekslerinden ve direnme haklarından vazgeçmişlerdir. Zira görmektedirler ki yaşamaktadırlar ki bunları yaptıklarında kayıpları olmuştur. Felaketlerle dolu yaşamları olmuştur. Sinmiş ve korkmuşlardır artık. Ağır travmalar temel güvenlik duygularını ve buna bağlı olarak da kendi savunma mekanizmalarını kaybetmişlerdir. Tepkisiz ve duyarsız olmak gibi davranış bozuklukları yaşamaktadırlar.

Evet ne demiştik; en güzel savaş şekli psikolojik harptir. Silahla topla yıkamadığı içerden psikolojik harple yıkacaksın. Etnik psikolojik savaşta da her zaman karşı taraf galip çıkar. Zira her toplumun her milletin tarihinin irdelenmeye başlandığı anda etnik psikolojinin temelleri atılmaya başlanmıştır artık. Milletin  bilinçleri, benlikleri ve tarihleri sorgulanmaya ve aşındırılmaya başlandığı anlarla milli duygularının yok edilmeye başlandığı anlar aynı anlardır. Tarihinin irdelenilmeye başlandığı tarihsel varlığının sorgulanmaya başlandığı bir ulusun varlığı ve tarihi ister istemez tartışmaya açık hale gelir, korunma zırhı delinmeye başlar, lime lime olan bu zırhtan sızmalar başlar ve dışarıdan da girmeler başlar. Demokrat mı değil mi, zamanında soykırımlar yapmış mı yapmamış mı, uygulanmayan asla tarihte olmayan şeylerin durumların savunulması için toplumu tartışma kültürüne bağlayarak masaya oturtup olmayan bir durumun savunması alınmak adına madem sizler bunu yapmadınız hadi tartışalım yani sizi bir güzel irdeleyelim denen bir ulusun suçsuzluğu zaten sabit olduğu halde bunun sağlaması, kanıtlanması istenirse sonun başlangıcıdır zaten. İşte tuzağın büyüğü burada başlıyor ve içine düşülüyor. Masada zaten her şeyin böyle olmadığının bilindiği bir oyunun içine düşülüyor. Sonrasında masada öyle baskı var ki psikolojik baskı uygulanan kurtlar masasında kurtlar; siz yaptınız ettiniz hadi madem suçsuzsunuz savunun dedikçe siz o masaya oturmanın ağırlığını hissederek masada küçücük kalıyorsunuz zaten sizin sandalyeniz de diğerlerinden aşağıda konulmuş. Psikolojik harbin senaryosu gereği bitmek tükenmek bilmeyen sorular sorular. Artık kalkamıyorsunuz da zira olmayan durumu savunma haline çoktan girdiniz. Sonra iç sesiniz ve beyninizin karışması sonucu; ya bu kadar baskı var yoksa biz yanlış mı biliyoruz gerçekten atalarımız bunların dediklerini yaptı mı diye sorguluyorsunuz.

Sırada ne var asırlarca bu vatan için savaşmış bir milleti kardeşine karşı kışkırtmak. Kız alınmış kız verilmiş akrabaları birbirine düşürmek. Misak- Milli sınırlarının korumasında yaşanan toprakların bölünme talepleri. Bir millete önderlik etmiş Atatürk’ün diktatörlüğünün çeşitli hikayelerle kanıtlanmaya çalışılması. Hikayeye göre Atatürk bahçesindeki tüm çiçekleri keserek laleleri bırakır ve azınlıkları temizledim der arkasından da işte böylesine azınlık düşmanı diktatör olduğuna dair hikayenin varlığının meçhul olduğu halde kamuoyuna sunulması başlar bu aşamada.

Bir konu daha var ki o da farklı bakış açısıyla ayrı bir psikolojik harp örneği; kamuoyuna atalarımızı sevdirmenin yolu psikolojik harple olmaz. Eğer ki bizler Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yaşayan millet isek halk isek hiçbir geçerliliği olmayan tiyatro sahnesi benzeri bir uygulama ile Osmanlı Hükümetinin Polisi olarak diye bir ifade abesle iştigaldir.

İşte durumlar bundan mütevellittir. Psikolojik harp içinde millet olarak uzun ince bir yolda gidiyoruz…

incikayar01@hotmail.com

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 2558 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri