Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

Yakup Peygamberden Günümüze Yahudilik, Kürtlük ve Nakşibendilik

24 Ağustos 2012 Cuma

Hz .Yakub Aleyhisselam, Ken’an diyarında, yani Fenike denilen Sayda, Sur ve Beyrut ile Filistin ve Suriye’nin bir kısmından ibaret olan bölgede yaşayan insanlara gönderilen peygamberdir. İsmi Yakub olup İbranicede Saffetullah, yani “Allahü tealanın saf ve temiz kıldığı kul” manasına gelmektedir. Diğer adı İsrail olup “Allah’ın kulu” manasına gelmektedir. Hz .Yakub Aleyhisselam, Hz.İbrahim aleyhisselamın küçük oğlu olan İshak aleyhisselamın oğludur. Yakub aleyhisselam kesin olmamakla birlikte Şam’da veya Medyen’de doğduğu bilinmektedir. Onun Iys isminde bir kardeşi vardı. Çocukluğu babasının yanında geçti. Babası İshak aleyhisselam, Yakub aleyhisselam için; “Ya Rabbi! Neslimden peygamber geleceğini buyurmuştun. O vaadini bu oğlumdan zuhur ettir.” diye dua etti. Onun soyundan nice peygamberler göndermesi için Allahü tealaya niyazda bulundu.Yakub aleyhisselamın on iki oğlu olup torunlarına Beni İsrail, yani İsrailoğulları denilmiştir. Oğullarından her birinin sülalesine “Sıbt”, hepsine birden torunlar manasına gelen “Esbat” denir. Sonradan Yahudi adı verilmiştir. Yakub aleyhisselamın neslinden birçok peygamber gelmiş olup sırasıyla; Musa, Harun, Davud, Süleyman, Zekeriyya, Yahya ve İsa aleyhimüsselam sayılmaktadır.

Yakub aleyhisselam babasının vefatından sonra annesinin tavsiyesi üzerine Harran’da bulunan dayısının yanına gitti. Orada uzun müddet kaldı. Dayısının büyük kızı Leya ile evlendi. Bu evlilikten Rabil, Şemun, Lavi, Yehuda, İsahar ve Zablun adlı oğulları ile Dinar isimli kızı doğdu. İbrahim aleyhisselamın bildirdiği dinde iki kız kardeşle evlenmek caiz olduğundan ilk evliliğinden yedi sene sonra dayısının küçük kızı Rahil ile de evlendi. Bu hanımından da Bünyamin ve Yusuf adlı iki oğlu oldu. Belhe ve Zülfa adlı iki cariyesi vardı. Belhe adlı cariyeden Dan ve Neftale, Zülfa adlı cariyesinden de Cad ve Aşir adlı oğulları doğdu. Böylece on iki oğlu oldu.

Günümüzde yaklaşık 15-24 milyon kadar Yahudi olduğu biliniyor Geçmişi birkaç bin yıl geriye giden bu dinin başta gelen özelliklerinden biri, Israiloğulları ile Tanrı arasındaki ahd e (anlaşmaya) kutsal kitapları Tevrat’ta geniş yer ayrılmasıdır. Israiloğulları’nın başına gelen bütün sıkıntıların onların bu ahde uymamaları, verdikleri sözü tutmamalarından ileri geldiği, hem Tevrat’ta hem de Kuran’da belirtilir.

Yahudilik, Babil sürgününden sonra milli bir din haline getirilmiştir. Ancak tevhid düşüncesi olan tek Tanrıya, vahye dayanan kutsal kitaba ve peygamberlere yer vermesiyle  milli dinlerden farklıdır. Ilahi dinlerden farklı olması ise millileştirilip  bir ırka tahsis edilmesinde yatar. Aslında bugünkü Yahudiliğin bir din mi, ırk mı, yoksa millet mi olduğu, pek net değildir. Çünkü Yahudilik’te din ve ırk içiçe girmiş durumdadır. Tevrat’taki Balam hikayesinde de şöyle denir: “Işte ayrıca oturan bir kavimdir ve milletler arasında sayılmayacaktır.” 

Yahudiler, Tevrat’ta yer alan ifadelere dayanarak kendilerini, dünya  milletleri arasından seçilmiş kavim olarak görürler. Tanrı, bu kavimle  Sina’da ahidleşmiş, onlardan emirlerine uyacakları konusunda söz almış ve  Hz. Musa’nın şahsında onlara Tevrat’ı göndermiştir. Bu dinin odak noktası,  Kudüs’teki “Mabed”dir. Tahribinden önce bu Mabed’in bir odasında “Ahid  Sandığı” bulunmaktaydı. Yahudiliğin sembolü ise “yedi kollu şamdan” ve “altı  köşeli yıldız” (Hz. Davut’un yıldızı) dır.

Yahudiliğin Tarihi

Yahudiliğin tarihi, m.ö. 2. bin yılın başlarında Hz. Ibrahim’in oğlu Ishak’la başlar. Ishak’tan sonra yerine Yakup peygamber geçer ki diğer adı “ Israil”dir. Dolayısıyla Yakup’un oğullarının adıyla anılan 12 kabile de İsrailoğulları’nı meydana getirir. Bundan sonra Yusuf peygamberin daveti üzerine Yakup ve oğulları, Mısır’a göç ettiler. (Yahudilik,  Israilogulları’nın Babil’de geçirdikleri sürgünden sonra gelişmiştir. Oradan Filistin’e döndükten sonra ilahi şeriatı bildiren Tevrat, bütün hayatın merkezi kabul edilmiştir. Yahudilere özel hükümler içeren Tevrat’a göre, Yahudiler yabancılarla evlenemezler. Anne Marie Schimmel, “Dinler Tarihine Giriş” adli kitabında, Yahudilerin bu hükme dayanarak kendilerini üstün ırk saydıklarını yazar.)

Israiloğulları, m.ö. 2 binlere kadar Mısır’da üçüncü sınıf insan muamelesi gördüler ve orada tutsak kaldılar. Ta ki Musa’nın, Firavun’un zulmüne karşı gelmesine kadar. İsrailoğulları, bu zulümden Kenan (Filistin) ülkesine ulaşarak kurtuldular. Musa, şeriatıyla İsrailoğullarının, Allah’ın kanunlarına itaat etmelerini sağladı. Yahudiler, Kenan ülkesinde başta Filistinliler olmak üzere çeşitli topluluklarla savaşmak zorunda kaldılar. M.Ö 990 dolayında Hz. Davut’un peygamberlik ve liderliğiyle bir devlet (krallık) şeklinde örgütlenerek Kudüs’ü ele geçirdiler. Hz. Davut’a gönderilen “Zebur”, Tevrat’ın hükümlerini tasdikleyici olarak geldi. Bu yüzden Yahudilik Isa’ya kadar sürdü.

İsrailoğulları, m.ö. 9. yüzyıldan 5. yüzyıla kadar Aramiler, Asurlular ve Babillilerle savaştılar. Babil’in Yahuda Krallığını ele geçirmesiyle İsrailoğulları yeni bir sürgün dönemine girdi. Büyük Iskender’in M.Ö. 322’de Filistin’i ele geçirmesi ile M.Ö. 4-2 yüzyıllar Yahudilik için Helenistik dönemin başlangıcı oldu. Helenistik dönemde Suriye, Anadolu, Babil ve Iskenderiye’de Yahudilik önemli merkezler elde etti. Bu dönemde Yahudiliğin kutsal metinleri Yunanca’ya tercüme edildi. Yahudiliğin Helenistik dönemi m.ö. 63 – m.s.135 arasında süren Roma egemenliğine kadar devam etti. Roma egemenliği sırasında bağımsız devlet fikri yoğunlaştı.

Hıristiyanlığın ortaya çıkmasıyla birlikte bu yıllarda Yahudilik önemli mezhep çatışmaları yaşadı. Başarısız ayaklanmalar Yahudilik’te büyük yıkıma yol açtı ve Yahudilik kendi içine dönmeye başladı. Bu dönem, “Talmud’un geliştirilmesi” adıyla 2. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar sürdü. Babil Talmudu, Yahudi yaşamının o zamanlardaki temelini oluşturdu. Akdeniz’deki Yahudi topluluğu 5. yüzyılda parçalandıysa da Yahudi takviminin korunması ve hahamların çabalarıyla Avrupa’da Yahudi topluluğu tutunabildi. Diğer yandan Filistin’den Babil’e geçen hahamlık kurumu, Yahudiliğin şeriat sistemini bu yeni ülkenin şartlarına başarıyla uyguladı. 7. ve 8. yüzyılda Islam’ın genişlemesiyle birlikte “goon” adıyla anılan Babilli Yahudi önderler kendi geleneklerini bütün Yahudi toplumlarına ulaştırdılar.

Ortaçağda Yahudilik, kültürel köklerini Babil’e dayandıran Sefaradi Yahudileri ve Askenazi Yahudileri olarak ikiye ayrıldı. Sefaradlar, Ispanya’nın Endülüs bölgesindeydiler ve Müslüman-Arap kültüründen etkilenmişlerdir. Askenazi Yahudileri ise Avrupa’nın Latin-Hıristiyan kültüründen etkilenen Fransız-Alman Yahudileridir. Yine 12. yüzyılda, Alman Askenazileri arasında Hasidilik ile 13. yüzyılda Provence ve Kuzey Ispanya’daki Talmud akademilerinde düşünceye dayalı olarak ortaya çıkan bir başka Kabala türü, Yahudi mistisizminin en tipik örneklerini oluştururlar.

Ancak bu farklı kültürlerin arasında çatışmalar ortaya çıktı. Gerek bu çatışmalar, gerek hırıstiyan yöneticilerin baskıları ve gerekse 1306 yılında Fransa’dan sürülmeleri, Yahudileri dini kendi içlerinde yaşamalarına neden oldu ve bu durum 18. yüzyıla kadar sürdü. 18. yüzyıldan sonraki en önemli hareket Haskala adıyla bilinen Yahudi Aydınlanması olarak gerçekleşti. Bu dönemde Haskala, özellikle Rusya’da ruhbanlık karşıtı bir harekete dönüştü ve toplumsal ve ekonomik reform talepleriyle birlikte gelişerek yayılma ortamı buldu. Batı Avrupa’da 1800-1815’te Napolyon döneminde başlayan “Yahudi Reformu Hareketi” de Haskala’nin ürünü sayılır. Reformcu Yahudilik, Almanya’da 1840’larda kurumlaştı. Ama Avrupa’nın büyük bölümünde başarısız oldu. Ancak ABD’de yaygınlaştı. Yine bu yıllarda (1845) Almanya’da “Fanatik Yahudilik” görüldü. Fanatik Yahudilik’te günümüze kadar süren gelenekçilik hakimdi. 19. yüzyılda din dışı özellikleriyle “Siyonizm hareketi” reform hareketlerinin sonuçlarından biri olması açısından önemlidir.

Siyonist hareket iki plan üzerine kuruldu: Ulusal canlanma ve ana yurda dönme ve plan 1948’de Israil Devleti’nin kurulmasını sağladı. II. Dünya savaşında Nazi Almanyası’nın giriştiği Yahudi soykırımından sonra Yahudiler Avrupa’nın dışında Israil, Rusya ve ABD’de yerleştiler. Günümüzdeki Yahudi Israil Devleti, resmen “gelenekçi Yahudiliği” benimsemiştir.

Yahudi: Yukarıda; Hz. Ishak’ın oğlu Hz. Yakup’un 12 oğlu olduğundan bahsetmiştik. Dördüncü oglunun adı  “ Yuda” veya “Yahuda” idi. Bu nedenle onun adına dayanarak Israiloğulları’na,

“Yahudi” denmiştir. Filistin’in güneyinde kurulan Yuda veya Yahuda Krallığı da adını buradan alır.

Ibrani: Bu kelime, “Ibri” veya “Hibri” kelimelerinden gelmektedir. Bu kelimeler, M.Ö. 15-14. yüzyıllarda Filistin’de görülen göçebe bir kabilenin adıdır. “Öte tarafın insanları” anlamında, Fırat ve Ürdün nehirlerinin öbür kıyısından gelmiş olan göçmenleri ifade eder. Yahudilere bu ad, Kenan’ın yerlileri tarafından verilmiştir. Bu konuda bilgi Tevrat’ta verilmektedir. (Tekvin XI/27-28; Tesniye (XXVI/5-6)

Israil: Bu kelime, “Tanrı ve insanlarla güreşip yenen” anlamında Hz. Yakup’a, Tanrı tarafından verilmiş bir lakaptır. Bu konu Tevrat’ta yer alır (Tekvin, XXXII/28; XXXV/9-15; Hosea, XII/4-5). Yahudi Ansiklopedisi’nde ise kelimenin asıl anlamının belirsiz olduğu, Tevrat’ta “Tanrı ile güreşen” şeklinde yer almasına rağmen, “Tanrı ile mücadele eden” anlamına gelebileceği belirtilmektedir. (The Universal Jevish Encyc, V/613). Islam düşünürü Taberi ise, Hz. Yakup’a “gece içinde Allah’a giden” anlamında “ Israil” dendiğini yazar. (Tahiru’t-Taberi, I/320).

Ayrıca 12 Yahudi kabilesi de “Israil” adıyla anılır (Çıkış/Huruc, III/16). Ancak, bu ad, Hz. Süleyman’dan sonra ikiye ayrılan ülkenin kuzeyinde kalan bölümünü oluşturan kabilelerin krallığını nitelendirmek üzere kullanılmıştır. Bununla birlikte Babil sürgününden sonra Yahuda (Yuda)’ya geri dönen Ibraniler, Yahuda kabilesine mensup olmalarına rağmen, genel olarak “Israilliler” adini aldılar. Yahudi inancina göre bu ad Yakup’a, Tanrı tarafından verilmiştir. Bu nedenle Yahudilik milli bir din, Yahova da milli bir Tanrı olarak kabul edilmiştir. Onlara göre, Israiloğulları seçkin bir kavimdir. Sonraları bu ad, bütün Yahudileri kapsayacak biçimde kullanılmıştır. Bugünkü Yahudi Cumhuriyeti de bu adi kullanmaktadır. Bu kavim, Kenan’a (Filistin) yerleşmeden önce “Ibrani”, yerleştikten sonra “Israilliler”, Sürgün’den sonra da genelde “Israiloğulları”, birey olarak “ Yahudi” seklinde adlandırmıştır. Ancak bu üç terim, birbirinin yerine kullanılmış ve halen kullanılmaktadır; yani üçüyle de aynı dine mensup ve aynı topluluk ifade edilmektedir. (Dinler Tarihi Ansiklopedisi)

Zamanla Yusuf, kardeşleri ve o kuşağın hepsi öldü. Ama soyları arttı; üreyip çoğaldılar. Gittikçe büyüdüler, ülke onlarla dolup taştı. Bu durumdan korkan Mısır Kralı doğum yaptıran ebelere söyle dedi: Ibrani kadınlarını doğum sandalyesinde doğurturken iyi bakin; çocuk erkekse öldürün, kızsa dokunmayın. Ama ebeler Tanrı’dan korkan kimselerdi. Kralın emrine uymayarak erkek çocukları sağ bıraktılar. Bunun üzerine Firavun bütün halkına buyruk verdi: Doğan her erek çocuk Nil’e atılacak, kızlar sağ bırakılacak. Tevrat Çıkış kitabı 2. Bab 1’den 5’e kadar olan ayetlerde Hz. Musa’nın doğumu ve onun Firavun’un erkek çocukları öldürün emrine karşın nasıl kurtulduğu anlatılıyor. Sonuçta Israiloğullarını bu sıkıntıdan kurtarıp “Arz-i Mev’ud”a (Vaad olunmuş toprak Filistin’e) döndüren, Mosa (Hz. Musa) olur. Musa, Firavun ve ordusunun Kızıldeniz’de boğulup onları izleyememesi sonucu Yahudileri, Sina’ya getirir. Burada, Sina dağında, Hz. Musa’ya Tevrat ve On Emir verilir. Yahudiler Sina çölünde 40 yil dolasirlar. Musa’dan sonra Yesu onları Filistin’e götürür (Çıkış/Huruc, VII-XL. Bablar; Yesu, I-XXIV. Bab). Filistin’de Hakimler ve Krallar devrinden sonra Kral David (Hz. Davut, M.Ö. 1013-973), Kudüs’ü alır ve Yahudilerin en parlak devresini başlatır (II. Samuel, V-IX. Bablar). Oğlu Kral Selomo (Hz. Süleyman, M.Ö. 973-933), babası tarafından hazırlatılan yere kutsal Mabed’i inşa ettirir. O zamana kadar bir çadırda korunan ve içinde On Emir tabletleri bulunan kutsal Ahid Sandığı, Mabed’in bir odasına konur (I. Krallar, V-IX. Bablar).

Hz. Süleyman’ın ölümünden sonra krallık, güneyde Yuda (Yahuda), kuzeyde Israil olmak üzere ikiye ayrılır (I. Krallar, XI-XII. Bablar vd.). On kabile, Israil; ikisi de, Yuda Krallığına bağlanır. Önce Israil Krallığı, Asurlular tarafından M.Ö. 721’de; sonra da Yuda Krallığı Babilliler tarafından M.Ö. 586’da yıkılır. Mabed tahrip edilir ve Yahudiler, Babil’e sürgün edilir. Sürgünde Yahudi halki, Ezra’nin çevresinde birlesir ve M.Ö. 538’de Kudüs’e döner. Mabed, M.Ö. 520’den sonra yeniden onarilir

Yahudi tarihinde Kudüs, Iskender’den sonra Agidler, Selefki’lerin eline geçti. Mabed (Tapinak), M.Ö.168’de yağma edildi. Makkabi’ler, yeniden hakimiyeti sağladılarsa da, M.Ö. 63’de başlayan Roma esareti dönemi, M.S. 70’de Romalı komutan Titus’un, Kudüs’ü ve bu arada Mabed’i de yakıp-yıkmasıyla sonuçlandı. Yahudiler, dünyanın her tarafına dağıldılar. Mabed’den arta kalan Batı Duvarı (Ağlama Duvarı) yüzyıllarca onlarda milli ve dini şuuru ayakta tutmuştur. Mesih inancının verdiği ümit, onlarda bu şuurun devamlı varlığını sürdürmesini sağlamıştır.

Kuran’da, Yahudilikten bahsedilen ayetlerin sayısı oldukça fazladır. Onlardan “Ben Israil”, “Yahud” gibi deyimlerle söz edilen ayetler bulunduğu gibi, bir bölümünde bazı peygamberler (Hz. Yakup gibi) konu edilirken Yahudilerle ilgili olarak bilgi verilir. Ayrıca Kuran’daki “Ehl-i Kitap” deyiminin içine onlar da girerler. Kuran’da, Yahudiler ile ilgili olarak verilen bilgileri şöyle sınıflandırmak mümkün:

1- Allah tarafından Yahudilere bağışlanan nimetler.

2- Uymakla yükümlü oldukları dini hükümler.

3- Peygamberler tarafından kendilerine getirilen hükümleri ve tebliğleri değiştirerek doğru yoldan sapmaları.

4- Allah’a karşı ahidlerini bozmaları, verdikleri sözden dönmeleri ve bunu alışkanlık haline getirmeleri.

5- Yaptıkları kötü işler yüzünden “zillet ve meskenete” uğramaları.

6- Yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışmaları.

7- Bazı peygamberler ile salih kimselere iftira etmeleri veya onları öldürmeleri.

8- Basit menfaatleri uğruna gerçeklere yüz çevirmeleri.

9- Allah’ın, Yahudilere tavsiyeleri.

Yahudilerin tarihçesiyle ilgili olarak Kuran’da, Hz. Musa’ya kadar olan dönem hakkında yer alan bilgiler şu şekilde özetlenebilir: Hz. Ibrahim, Ulu Allah’ın seçkin kıldığı peygamberlerden biridir (Al-i Imran suresi, 33-34. ayetler; Meryem suresi, 58-59. ayetler). O, ne Yahudi ve ne de Hıristiyan’dir. O, müşriklerden de değildir. Allah’i “Bir” tanıyan gerçek müslümanlardandır. (Al-i Imran suresi, 67, 95. ayetler; Meryem suresi, 43, 47. ayetler) Ulu Allah, onu dost edinmiştir (Nisa suresi, 125. ayet). O, çok içli, yumuşak huylu, konuksever ve kendini Allah’a adamış, dosdoğru bir kimsedir (Hud suresi, 75. ayet; Tevbe suresi, 114. ayet; Meryem suresi, 41. ayet).

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 19008 defa okunmuştur
Başlık ve yazı farklı .
abdullah birisi
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
25 Ağustos 2012 Cumartesi 15:19
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Araplar ve Yahudiler amca oğullarıdır
aykut kahraman
Hz.İbrahim'in bir oğlu İshak ise diğeri Hz.Hacer'den doğma Hz.İsmail'dir. Yahudiler bu konuyu inkar ederler. Ve aziz Peygamber'imiz bu soydan gelmiştir. Demek ki Yahudiler ve Araplar amca oğullarıdır. Bak şu dünyanın hâline ..
25 Ağustos 2012 Cumartesi 15:16
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri