Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

Yakup Peygamberden Günümüze Yahudilik, Kürtlük ve Nakşibendilik IV

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Bu konularda pek çok araştırmaya dayanan bilgileri benden önce pek çok kıymetli gazeteci ve köşe yazarları büyüklerim yazılarında bu konuları ele almışlardır. Hepsinden Allah Razı Olsun. Bizler bu yazılarımızla asla bir zümreye hakaret, gizli yönlerini afişe etmek gayesinde değiliz. Amacımız hep birlikte aynı vatanı paylaşıyorsak bizler kimiz onların ortaya çıkarılmasında birbirimizi daha yakından tanımamız adına vesile olmaktır. Çok zengin tarihimizin yapraklarıdır bu anlatılanlar. İnanıyorum ki geçmişimiz geleceğimizi aydınlatan kandillerdir. Köşemde bu yazı dizisinde ele aldıklarımla siz kıymetli okurlarımı haddim olmayarak bir nebze de olsa aydınlatmak, bilgiletmek adına herhangi bir hatam olduysa affola. Şimdi kaldığımız yerden devam ederek bu yazı dizime Nakşibendi Tarikatı ve Kürt Yahudi Bağlantısı üzerindeki bu son yazımla nokta koymak istemekteyim.

Nakşibendî tarikatının kurucusu, asıl adı Muhammed Bahaüddin bin Muhammed olan Şah-ı Nakşibend Muhammed Bahaüddin Buhari’dir. (Buhara 1318-1389) Onun adına nispet edilerek “Nakşibendîlik” diye anılmaktadır. Bu terbiye yolu ve usûlü, Şah-ı Nakşibend Hz.leri ile başlamış değildir. Kendisi bu yolun usûl, adap ve feyzini önceki büyüklerden almıştır. Bu terbiye yolunun usûl ve âdabı, silsile yolu ile Hz. Ebu Bekir Sıddık’a (r.a) ve ondan Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimize ulaşmaktadır. Terbiyenin başında ve merkezinde alemlere rahmet olan Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimiz bulunmaktadır. Bu terbiye yolunun temel özelliği gizli zikir ve ilahi muhabbettir. Bu zikir ve terbiye yolu, tarih içinde gelen mürşidlerin ismiyle farklı adlarla anılmıştır. Hz. Ebu Bekir Sıddık’tan (r.a) sonra bu yola “Sıddıkiyye” ismi verildi. Hz. Beyazid-i Bistamî’ye (k.s) kadar bu isimle anıldı. Ondan sonra “Tayfûriyye” ismi verildi. Tayfur, Beyazid-i Bistamî’nin bir diğer adıdır. Hâce Abdulhâlik Gücdevanî Hz.lerine kadar bu isimle anıldı. Ondan sonra, “Hâcegâniyye” ismi verildi. Şah-ı Nakşibend Hz.lerine kadar bu isimle anıldı. Şah-ı Nakşibend Hz.lerinden sonra, “Nakşibendiyye” ismi verildi. Bu yol bu isimle İslam alemine yayıldı, meşhur oldu. Diğer kollardaki isimler zamanla unutuldu. Bu yol, Mevlana Halid Bağdâdi’den sonra “Nakşibendî Hâlidiyye” ismiyle de anılıp yayıldı. Bu gün Anadolumuzda yaygın olan kol “Halidiyye” koludur. Bu yol, günümüzde Şah-ı Nakşibend Hz.lerine nispet edilen meşhur ismiyle “Nakşibendîlik” şeklinde anılmaktadır.

Nakşibendî tarikatının Halidiye kolunu kuran ise, Kürt Mevlana Halid-i Bağdadi’dir. (Doğum 1779 Süleymaniye- ölümü, Şam 10 Haziran 1826) Halid-i Bağdadi kimdir? Bölgenin en büyük Kürt aşireti Caf’a mensup Pir Mikail’in oğlu Nakşibendî Şeyhi Halidi Bağdadi etkisini giderek artırıyordu. Tarikat literatüründeki altın silsilenin 30. ayağından Hz. Muhammed’le kan bağı oluşturulan Bağdadi’nin her nedense Kürt olduğu burada görmezlikten gelinir. Kürtçü Halidiler Bağdadi’nin baba tarafından Hz. Osman’a ulaştığını bile söylerler. Hemen hemen bütün Kürt şeyhler soylarını, kutsal altın silsile aristokrasine girebilmek için Hz. Muhammed’in ailesi Ehli Beyt’e dayandırmaya çalışırlar. Ama diğer yandan Kürtçülük yaparlar. Kürtlük ve Hz. Peygamber’e akrabalık! Nitekim 1956 Cizre doğumlu ve 1995-2002 arasında iki dönemin koalisyon partisinde Diyarbakır milletvekilliği yapan Kürt İslamcı Seyyid Haşim Haşimi, ön adından da anlaşılacağı üzere kendisinin Peygamber soyundan gelen bir aileye mensup olduğunu iddia ediliyor. (Nevzat Çiçek, Puşi ve Sarık-İslam Kürt sorununu çözer mi, s.81, Hayykitap, İstanbul Mart 2008) Barzanilerin büyük dedelerinden Taceddin Barzani’nin, Mevlana Halid-i Bağdadi’nin talebelerinden Hakkârili Nakşibendî Şeyhi Taha Nehri’den icazet aldığı rivayet olunur. Yahudi Barzani ailesi Yahudilikten Müslüman Nakşibendî-Halidi tarikatına doğru müthiş bir dönüşüm yaşamıştır. Yahudi Kürt Barzani ailesi 19. yüzyılda birden hidayete ererek Müslüman oluyor. Barzaniler 1900’lere kadar Barzan köyünde kurdukları tekkelerde pek çok Nakşibendî-Halidi mürit yetiştirdiler. Atatürk’ün 10 Kasım 1938’de ölümünden sonra Kürtçü iç ve dış manipülasyonları görmezlikten gelen Türkiye, İran, Irak ve Suriye’deki Kürtlerle de uzun süre ciddi bir temas kurmadı. Konu tamamen öncelikle İngiltere-İsrail-Rusya ve nihayetinde ABD’nin inisiyatifine bırakıldı. Elbette bunlara Türkiye’deki Kürtçü hareketler açısından AB’yi de eklemek gerekir. Barzaniler önce Osmanlı Türkiye’sine, sonra İngiltere, sonra da Irak’taki merkezi hükümete karşı farklı zamanlarda isyan ettiler.

Barzan köyü-kasabası Türkiye, Irak ve İran sınırının kesişme noktasında yer alıp önce Yahudi hahamlar sonra da Nakşibendî tarikatı şeyhleri ile ve Kürt milliyetçiliğinin cazibe merkezi olarak varlığını sürdürdü. Barzan Türkiye sınırına 15, İran-Irak sınırına 70 kilometre mesafede olup Zibati, Berzenci gibi köklü Kürt aşiretleri Irak’ın kuzeyinde yüzyıllardır hüküm sürerken Barzani aşireti 19. yüzyılın başlarında ortaya çıkarak diğer Kürt aşiretlerinden çok farklı saiklerle bugünlere kadar geldi. Zibari aşireti ile Barzanilerin yıldızı dünden bugüne Mesut Barzani’nin annesinin bu aşiretten olmasına rağmen hiç barışmadı. Kürt aşiret reislerinin büyük çoğunluğu Kadiri tarikatına mensupken Barzaniler ile birlikte bölgeye Nakşibendî-Halidi tarikatı da yerleşmiştir.

Barzan, Kabala ve Tevrat merkezi olması dolayısıyla Mesihçi inançların merkeziydi. Yani Yahudi Mesihçiliği bölgede Barzan merkezli olarak yayılmıştı. Yahudi Mesihçiliği, Kabala’daki adom kadmon (insan-ı kâmil) felsefesine bağlı olarak Ben Tanrı’yım çizgisine kolayca geçiveriyordu.

İlginçtir, Barzani ailesinden çıkan Nakşibendî-Halidi şeyhlerin hepsi kendilerine Mesih-Mehdi payesi vermişlerdir. Barzani ailesine ait Nakşibendî-Halidi şeyhler müritlerine bağımsız Kürdistan fikrini empoze etmekteydiler. Osmanlı Türkiye’si içindeki ilk fikri anlamda eylem anlamında Kürt isyanını başlatan ilk Barzani, Nakşibendî-Halidi Şeyhi I.Abdüsselam, müritleri tarafından Mehdi olarak kabul ediliyordu.I.Abdüsselam İstanbul’u ele geçirerek halife koltuğuna oturmak rüyaları içindeydi. Ancak müritleri tarafından uçtuğuna inanılan 1.Abdüsselam Barzani pencereden fırlatılınca yere çakılarak ölmüştü.

Bir başka Nakşibendî-Halidi şeyhi Muhammed Abdürrahim Barzani de müritleri tarafından mehdi olarak kabul edilmekteydi. Şeyh II. Abdüsselam Barzani ise Osmanlı Türkiye’sine karşı silahlı isyana teşebbüs eden ilk Nakşibendi-Halidi Kürt şeyhidir. Nihayet bir başka Barzani ailesi mensubu Nakşibendî-Halidi şeyhi, Şeyh Ahmet Barzani (1896-1969) kendini, 1927’de önce Mehdi, daha sonra da Kabala’daki adom kadmon (kâmil insan) geleneğine uygun olarak Tanrı ilan etti. İlginç bir tesadüf herhalde ki; bütün Mesih-Mehdiler Barzan ve Barzani ailesi mensubuydu. Şeyh Ahmet Barzani İslamiyet’i, Hıristiyanlık ve Yahudiliği birleştirerek yeni bir din icat etmek istemişti. Irak’ın kuzeyindeki Kürt aşiret beylerinin hepsinin köklü bir geçmişi vardır, köklü ailelerden gelirler.Ancak Barzani ailesi için bunu söylemek mümkün değildir. Barzaniler Yahudi kökenlerini gizlemek için Şafi mezhebine inanan Kürtler üzerinde İslam, yani Nakşibendî-Halidi tarikatı üzerinden siyaset yapmaya yönlendirildiler. Zaman içinde bölgede dini nüfuzlarını artırdılar.

Barzani aşiretinin macerasını üç dönemde ele almak mümkündür.

1- Barzanlı Yahudi Kürt Taceddin Barzani’nin Nakşibendî tarikatı Şeyhi Taha Nehri’den icazet alarak Barzan köyünde tekke açması. Burada üzerinde durulması gereken bir husus var. Şeyh Taha Nehri’nin tam adı: Seyyid Taha Nehri el Hakkâri’dir. Esas adı ise Taha bin Molla Ahmet’tir. Şeyh Taha Nehri’nin torunu Seyid Abdülkadir Kürt Teali Cemiyeti’nin başkanıydı. Atatürk’ün Nutuk’ta yazdığına göre de Koçgiri isyanının elebaşısıydı. İdam edildi.

Nehri Şemdinli’nin Bağlar kasabasının adıdır. Türk ve Araplarda Nehri veya Hakkari şeklinde kişi adı ve soyadı yoktur. Yani şehir, kasaba ve köy adı insan ismi olarak alınmaz. Bunun yerine Buhari, Bağdadi, Erbili, Ahlatlı, Acıpayamlı, Bitlisi gibi isimler alınabilir. Yerleşim yerlerinin insan ismi olarak kullanılması Yahudilerde yaygındır. Hakkari’de de Yahudi Kürtlerin olduğu bilinmektedir.

Nitekim Taha Nehri’nin (ölümü 1853) amcasının adı da “Abdullah Şemdinli”dir. Şeyh Abdullah Şemdinli Halidi Bağdadi’nin halifelerindendir.

2- Şeyh Taceddin Barzani’nin torunu Nakşibendî-Halidi Şeyhi II. Abdüsselam Barzani’nin Osmanlı Türkiye’sine karşı çıkarak Kürt devleti kurmak için dini otoritesini kullanarak Kürtleri organize etmesi. Osmanlı arşivlerinde II. Abdüsselam Barzani ile ilgili çok sayıda belge yer alır.

3- Mesud Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani’nin sürgüne gönderildiği Sovyetler Birliği’nden 1958’de Irak’ın kuzeyine dönmesi ve o tarihten bugüne kadarki gelişmeler.

Şeyh Ubeydullah 1880 yılında ve aynı tarihlerde Cüneyt Zapsu’nun da mensubu olduğu Bedirhan aşireti lideri Bedirhan, Osmanlı Türkiye’sine isyan ettiler.

Nakşibendî-Halidi Şeyhi II. Abdüsselam Barzani liderliğindeki Kürt isyanı ise 1907 ve 1909’da İngilizlerin desteği ile gerçekleşti.

Abdüsselam Barzani’nin Osmanlı padişahına yazdığı mektupta dile getirdiği istekler ile bugünün PKK’sı veya tarikatçı Kürtçülerin istekleri aynı: “Kürtçenin bölgede resmi dil olması, bölgeye tayin edilecek resmi görevlilerin Kürt olmaları, okullarda Kürtçe öğrenim yapılması”

Nakşibendî-Halidi Kürt Şeyhi Abdüsselam Barzani, Osmanlı Türkiye’si tarafından 14 Aralık 1914’te Musul’da idam edildi.

Şeyh Abdüsselam, bugünün Mesud Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani’nin ağabeyidir. Yani Mesud Barzani’nin amcasıdır.

Gazeteci Abdullah Muradoğu’na göre Şeyh Muhammed Halid Barzani’nin 2006 yılında ölümüyle birlikte Barzani-Nakşibendî, Halidi ilişkisi de sona erdi. (Yeni Şafak gazetesi, 13 Kasım 2007)

Şeyh Halidi Bağdadi Kadiri tarikatının temsilcisi Berzenci ailesinden dersler aldı. Bağdat’a gitti. Hocası Abdülkerim Berzenci ölünce, onun Süleymaniye’deki medresesinin yönetimini devraldı.

Hindistanlı Nakşibendî Dervişi Mirza Rahimullah Azimabadi 1809 yılında Süleymaniye’yi ziyaret etti. Onun önerisiyle Şeyh Halid Hindistan’a gidip Nakşibendî Şeyhi Abdullahi Dehlevi’den el aldı. Şeyh Halid artık Kadiri değil Nakşibendî’ydi.

Bunun üzerine başta Talabani aşireti olmak üzere Kadiriler tarafından istenmeyen adam ilan edildi.

Kadiri Şeyhi Maruf Berzenci Şeyh Halid’i sahtekâr, sapık, yogi olarak suçladı.

Bağdat valisinin koruması altında Şeyh Halid Süleymaniye’de Halidiye Tekkesi’ni kurdu. Osmanlı yönetimi Kadirilere karşı Şeyh Halidi Bağdadi’yi destekledi.

Bağdadi kurduğu bütün dergâhlarda, medreselerde Kürtçeyi eğitim dili haline getirdi. Bugün Türkiye’de kaç Halidi tarikat tekkesi var? www.Halidiye.com internet sitesine göre dört büyük Halidi tekkesi var.

Bunlar; a) Gümüşhanevi tekkesi b) İsmet Efendi tekkesi c) Kelami dergâhı d) Kaşgari tekkesi.

Bunlara ilave olarak Adıyaman Menzil’deki Mehmet Raşit Erol tekkesi, Erzincan’daki Abdurrahim Reyhanî tekkesi olmak üzere çok sayıda Halidiye tarikatına ait tekkeler mevcut.

Osmanlı o dönemde Yeniçerilileri ve Bektaşileri ezerken Nakşibendîliği resmi tarikat olarak kabul etmişti.

Nakşibendîler önceleri her fırsatta Osmanlı’ya bağlılıklarını vurguladılar.

Osmanlı, merkezi yönetimi güçlendirmek için Kürt beyliklerini tasfiye edince, boşalan iktidar koltuklarına pek çoğunun kökeni belirsiz Kürt şeyh figürleri el koydu.

Bu furyanın en bariz örneği Barzaniler’dir. Diyebiliriz ki bölgedeki tarikat dönüşümünden ve ayandan şeyhlik düzenine dönüşümden görünmez ellerin yardımıyla en karlı çıkan Barzani ailesidir.

İlginçtir, İslam tarikatları içinde en Ortodoks biri olan Nakşibendî-Halidiye tarikatı, Barzani ailesine mensup şeyhlerin elinde İslami olmayan pek çok töre ve uygulamaya cevaz verdi. Mehdilik, Tanrılık, peygamberlik iddiaları domuz eti yeme ve şarap içme serbestisi gibi.

Buna rağmen Nakşibendî Barzaniler Türkiye’deki, özellikle Kürt kökenli, Yahudi Kürt veya dönme kökenli Nakşibendî şeyhleriyle hep iyi ilişkiler içinde oldular.

Kürt asıllı Naci Kutlay Kürtler kitabının 135. Sayfasında şöyle yazıyor: “Kürt isyan önderlerinin çoğunlukla Nakşibendî olmaları ilginç ve incelenmesi gereken bir noktadır.”

Chicago Üniversitesi’nden Hakan Özoğlu’na göre, “Kürt milliyetçiliği Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasının bir nedeni değil, onun bir sonucudur. O zamanlar Nakşibendî hizbinin tam özerkliğe karşı çıkmasına aldanmamak gerekir.”

Sadece Osmanlı Türkiye’sinde değil, Cumhuriyet Türkiye’sinde de, Şeyh Said’den Menemen’deki ayaklanmayı organize eden Yahudi Kürt Şeyh Esad Erbil’e kadar isyana kalkışmaların liderleri Kürt veya Yahudi Kürt Nakşibendî-Halidi şeyhleri. Menemen isyanında yer alanların çoğunun Giritli Sabatayist ve Yahudi olması oldukça manidardır. Buradaki temel argüman Mehdilik ve İngilizlerin kendilerine yardım edeceği, Cumhuriyet Türkiye’sinin “kafir” bir yönetim olduğu şeklinde oldukça traji komik iddialardır.

“Şeyh Said isyanı, sadece şeyhin halifelerince yol gösterilen milislerin başlangıçta başarılı olması nedeniyle değil; aynı zamanda bir toplumun dinsel duygularının nasıl da hazır bir biçimde siyasi ve askeri bir hareketin kanalına akıtılabileceğini göstermesi açısından da önemlidir.” (Hakan Özoğlu, Osmanlı Devleti ve Kürt Milliyetçiliği, s.161)

Kürtçü İslamcı Halidi tarikatı mensubu Şeyh Said 13 Şubat 1925’te 14 ili kapsayan isyanı başlattı. İsyan iki ayda bastırıldı bastırılmasına ama Türkiye çok ağır bedel ödedi. Musul ve Kerkük uçup gitti. Bu film İngiliz yapımıydı. Senaryonun aynı olduğu günümüzdeki yeni filmin yapımcısı ise ABD.

Türkiye’deki Kürtçü isyanların hepsinin, PKK hariç Nakşibendî-Halidi tarikatına ait şeyhlerin önderliğinde gerçekleştiğini biliyoruz. Nitekim vatan haini Şeyh Said’in dedesi Şeyh Ali Septi, Kürtçe eğitimin başlatıcısı Şeyh Halid-i Bağdadi’nin halifelerindendi.

Şovmen Mehmet Ali Erbil’in büyük dedesi Menemen isyanının elebaşı Şeyh Muhammed Esat Erbil’in dedesi Şeyh Hidayetullah da Şeyh Halid-i Bağdadi’nin halifelerindendir.

İstiklal Harbi esnasında İngilizler tarafından kışkırtılarak Delibaş Mehmet isyanını çıkartan Konyalı Zeynelabidin ve kardeşi de Nakşibendî-Halidi tarikatına bağlıydı.

Kürtçe konuşan Yahudilerle ilgili ilk ciddi çalışmaları, kendisi de Kürtçe konuşan bir Yahudi olan Kaliforniya Üniversitesi İbrani dili Profesörü Yona Sabar yapmıştı. Sabar’a göre özellikle ünlü Barzani ailesinden gelen hahamlar Kürdistan’ın birçok yerinde dini çalışmalar ve eğitim için merkezler kurmuşlardı. Bu dini merkezler, Mısır ve Filistin gibi uzak yerlerden bile öğrenci kabul ediyorlardı. Sabar bu ailenin daha sonra ne zaman Müslüman olduğu konusu üzerinde durmamaktadır. Ancak daha ileride de aktaracağımız gibi özellikle Şeyh Ahmet Barzani’nin söz ve tavırları Barzani ailesi ile ilgili sis perdelerini yoğunlaştırmakta, özellikle gizli dini kitapların varlığı, Müslüman, ehlisünnet ve Nakşibendî aile görüntüsüyle çelişmektedir.” (Ahmet Uçar, Mühtedilikten Osmanlı’ya, İngilizlere ve Türkiye Cumhuriyeti’ne İsyana, Tarih ve Düşünce dergisi, Aralık 2002, Sayı: 12 ve Hürriyet gazetesi 17 Şubat 2003)

Irak’ın kuzeyindeki Yahudi Kürtlerle ilgili kayıtlar 12.yüzyıla kadar gitmekte, el yazması eserlerde Yahudi Kürtlerin günlük hayatı ve gelenekleri anlatılmaktadır. 1948’de kurulan modern dönem Yahudi devleti İsrail’in dış politika enstrümanlarından biri kayıp on Yahudi kabilesi üzerine kuruludur.

Mesela bu kabilelerden birinin Irak’ın kuzeyindeki Kürtleşmiş Yahudiler, birinin Keşmir’de yaşayan Müslümanlar olduğu, bir diğerinin Afganistan’da yaşayan bazı Müslüman-Yahudiler (Sabatayist benzeri) olduğu yönünde resmi siyasi söylemler mevcuttur.

Bu politikanın temeli Yahudi dini inancına dayanmaktadır. 4.Ezra (2.Esdras) 13:39-47’de sürgündeki on kabilenin bir gün Sion’a geri döneceği kehanetinde bulunulmaktadır. (Lester L. Grabbe’nin editörlüğünü yaptığı: “Leading Captivity Captive / The Exzile as History and Ideology” s:81-82, Sheffield Academic Press, England 1998)

Türkiye’deki Kürtçülerin akıl hocalarından “Sarı Hoca” lakaplı Türk soylu Marksist sosyolog İsmail Beşikçi “Kürt Aydını Üzerine Düşünceler” de şöyle yazıyor.

“Kürtlerin Ortadoğu’da Yahudilere karşı düşmanlık duyguları beslemelerinin hiçbir yararı yoktur. Kürtler Yahudi toplumu ile daha sıcak ilişkiler kurmak durumundadır.

Yahudi toplumunun demokratik kurumlarını görmezden gelemezler. Yahudi toplumu Ortadoğu’daki Kürtlerin tabii ittifakçısıdır.”

1931 yılında Avrupa’daki Siyonist Yahudi lobileri Rabeen Şilah’ı Irak’ın kuzey bölgesine göndermişlerdi. Bağdat’ta bir Yahudi okulunda okuyan Şilah -Mesih, Mehdi demektir- bölgede üç yıl kaldıktan sonra Yahudi Kürtler ve bölge hakkında bir rapor hazırlayıp bağlı olduğu kuruluşa sunmuştu. Irak’ın kuzeyindeki Kürt Yahudilerin bir kısmı “Maganah” adlı gizli bir Yahudi teşkilatının organizasyonu ile 1939 yılına kadar grup grup Filistin’e göç ettirildi.

İsrail devletinin ikinci Devlet Başkanı İhsan Bin Tefsi; “Yahudiler Kürdistan’da 12 yerleşim yerinde bulunmaktadır. Kürdistan’daki Yahudi Kürt topluluğu, hahamlar ve değerli fikir adamları çıkarmıştır. Rabbi David ve Rabbi Şimoil gibi sömürge liderleri, Barzani ailesinden Haham Metenail Helifi ve oğlu Haham Şimoil, Rabbi Şimoil ve kızı Eşnat, Haham Şamon bin Şimol bunlardan bazılarıdır. Bazı araştırmacılar, Irak’ın Kürt kesimindeki Yahudi grup ve cemaatlerin sayısının 146’ya ulaştığını söylüyor.” (Şalom Nakdimon, Irak ve Ortadoğu’da MOSSAD, Edip Yayınları, 1997)

Barzani ailesi ile MOSSAD hep ilişki içinde olmuşlardır. (Ramazan Kağan Kurt, Bayrak Türklerin Ya Ekonomi-İsrail’in Kürt, Su, Kıbrıs, Sabatay, İslam Politikası, Birharf Yayınları, Şubat 2007 İstanbul)

Ünlü gazeteci Seymour M. Hersh, The New York Times gazetesinde, 22 Aralık 1974’te “Huge CIA Operations Reported in US Against anti-war Forces” başlıklı makalesinde CIA-MOSSAD-Barzani bağlantısını ortaya koymuştu. Hersh bir kez daha 28 Haziran 2004 tarihli The New Yorker dergisindeki “plan B” başlıklı yazısında MOSSAD-Barzani ilişkisini deşifre ediyordu. MOSSAD Kürt Peşmergeleri eğitmekteydi.

Molla Mustafa Barzani’den bir söz:

 “Dünyaya gözlerimi açtığımda bir mahkûmdum. Bütün ailemin Türkler tarafından esir alındığını hatırlıyorum. Daha üç yaşındayken bir tutukluydum. Büyüdüğümde ailemle birlikte Irak’ın güneyindeki bölgeye sürgüne gönderildim. Talih yardım etti ve sürgünden kaçmayı başardım. Sesimin ulaştığı bütün Kürt halkına isyan ve ayaklanma çağrısı yaptım.”

IKYB lideri, şimdinin sözde ırak Cumhurbaşkanı Celal Talabani bakın ne demiş:

 

“Barzani asla Saddam Hüseyin’e karşı savaşmakla ilgilenmedi. Onun ilgilendiği tek şey güç ve paraydı ve Amerika’nın ihtiyaç duyduğu bütün desteği verdi.”

Yukarıda yazmıştık. Bir kez daha tekrar edelim. Barzani ailesi ve Nakşibendî-Halidi tarikatı işbirliği ile 150 yıldır Irak’ın kuzeyinde Judeo-Kürt devleti kurulmak isteniyor. Elbette bu projede Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi de “Büyük Kürdistan” yani esasen “arzu mevud” sınırları içinde.

CIA Ankara İstasyon Şefi ve Milli İstihbarat Konseyi eski Başkan Yardımcısı Graham E.Fuller’in 19 Ekim 2007 tarihinde “Ankara’nın ABD düşmanlığının soykırım kararlarından çok daha derin kökleri var” başlıklı bir makalesi yayınlandı:

“Türk-Amerikan ilişkileri krizde. Temsilciler Meclisi’nin Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermenilerin öldürülmesini soykırım olarak ilan eden tasarısı yalnızca sebeplerden biri ve doğrusu tuz biber ekti. Türk-Amerikan ilişkileri yıllardır kötüleşmektedir ve bunun açıklaması basit ve kesindir: Washington’un siyasileri birçok alanda Türkiye’nin dış politika çıkarlarına geniş ölçüde ve temelden zıttır.

ABD’nin son 16 yıl boyunca Irak siyasetleri Türkiye için felaket oldu. Irak Kürtleri 1991’deki Körfez Savaşı’ndan bu yana bütün zamanların en büyük özerkliğini elde ettiler ve şimdi de facto bağımsızlığın eşiğindedir. Irak’ta böylesi bir Kürt varlığı, Türkiye’de Kürt ayrılıkçılığını kamçılıyor. Dahası Washington İran’a karşı Kürt teröristleri desteklemektedir.

Türkiye, 30 yıldan fazladır içeride Marksist, sosyalist, sağcı, Kürt, İslamcı siyasi şiddetle ve terörizmle mücadele ediyor. ABD’nin Ortadoğu’daki siyasileri önemli ölçüde şiddeti ve köktendinciliği bölge çapında tahrik etmektedir ve El Kaide’yi Türkiye’nin kapısının önüne getirmiştir.”

Türkiye Hıristiyanların “rekonkista” veya “Şark meselesi” Yahudilerin son seferde fethedilecek “Edom ülkesi” ile ezoterik güç simsarlarının Yeni Dünya Düzeni politikalarının kıskacı arasındadır. Yeni bir İstiklal Harbi şartları her gün biraz daha kapımıza yaklaşıyor.

 

  

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 5032 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri