Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

YAŞLANMAMAK YA DA ÖLÜMSÜZLEŞMEK FELSEFESİ

01 Ağustos 2012 Çarşamba

Doğmak ve büyümek yaşamın inkar edilemez gerçekleri olarak kolayca kabul edilse de, yaşlanmak ve ölüm insanları korkutur. Binlerce yıldır insanların verdiği en büyük savaş belki de bu ikiliye karşı. Yaşlanma süreci, birçok fiziksel değişikliği birlikte getiriyor. Önceleri çok güçlü olan bedenin yerini daha güçsüz ve hassas bir bedenin, keskin zekanın yerini daha zor öğrenen ve daha fazla unutan bir beynin alması, yaş ilerledikçe insanları korkutan gerçekler. İnsanoğlunun ölümsüzlük için verdiği mücadele, varoluşuyla başlıyor.

Rivayete göre bundan çok çok önce; Lokman Hekim, ölümsüzlüğün sırrını bulur ve ölümsüzlük iksirinin formülünü kağıda yazar. Karşı köprüden geçerken, sert bir rüzgar aniden iksirin formülünü alıp götürür. İşte, rüzgar bu iksirinin formülünü götürdüğünden beri insanoğlu ölümsüzlüğün peşindedir.

Sümer Kral listelerinde, Manethon’un Mısır hanedanlarına ilişkin kayıtlarında ya da Adem’den başlayan insan soyunun anlatıldığı Eski Ahit’in “Tekvin” kitabında sözü edilen, yüzlerce hatta binlerce yıl yaşamış eski insanlara ilişkin hikayelerin, gerçeklik payı olabilir mi? Yüzyıllar boyunca bunlar fantezi ya da efsane kabul edildi ve hiç ciddiye alınmadı açıkçası ama o soru da hep varlığını korudu: Ölümsüzlük ya da bugünkünden çok daha uzun bir yaşam mümkün müdür? Seni Tılsımlar Korur’un kahramanı Eser Büyükdere’nin farkında olmaksızın kalıtımsal biçimde sahip olduğu binlerce yıl öncesine ait  o genetik miras, bugünün teknolojisiyle günümüz insanı üzerinde yapay olarak yaratılabilir mi? Eğer Cambridge Üniversitesi’nden Aubrey De Grey haklıysa, romanda Jason Redbridge’in “karanlık hedefi” olarak beliren “Horus Projesi” yakında bir kurgu ürünü olmanın ötesine geçecek gibi görünüyor. Binlerce yılın Muhafızları şu an nerelerde neler yapıyor bilemem ama, haberlere bakılırsa bazı bilim adamları, bu sorunun yanıtına doğru hızla ilerliyor bugünlerde. Yakın zamanda popüler bilim dergilerinde büyük yankı bulan haberler üzerine, NTV’deki “Pusula” programının başarılı yapımcısı Mithat Bereket İngiltere’ye dek giderek bu konuyu gündeme taşımış ve de Grey’in görüşlerini izleyicilerine aktarmıştı, anımsarsanız. Aradan yaklaşık iki ay geçti ve şimdi de Live Science’ın haberiyle “ölümsüzlük mümkün mü?” sorusu yeniden ilgileri üzerinde topladı.

Aubrey de Grey’e göre, “nüfus kağıdındaki yaşı” kaç olursa olsun, bir insanın biyolojik yaşının ve buna bağlı olarak sağlık ve zindelik durumunun 20 ile 25 yaşları arasında tutulması mümkün. Dolayısıyla eski metinlerde ve kral listelerinde ya da Tekvin’de anlatılan uzun ömürlerin, hatta giderek ölümsüzlük noktasına yaklaşacak bir biyolojik konumun gerçekleştirilmesi hiç de sanıldığı gibi fantezi falan değil. Bütün iş, yaşlanmamıza ve sağlığımızın bozulmasına neden olan hücresel süreçlerin manipule edilmesi ve denetlenmesinde. Bu alanda uzun süredir çalışan de Grey, yaklaşık 25 yıl içinde araştırmaların nihai sonuçları verecek noktaya gelmesini umuyor ve ekliyor: “İşte o aşamadan itibaren, genetik müdahaleyle, 1000 yıl, hatta çok daha fazla yaşayabilen insan neslini yaratmak mümkün olacak.”

Seni Tılsımlar Korur’da, binlerce yıl öncesine ilişkin o gizemli kayıtlarda anlatılanlarla, modern bilimin izini sürdüğü hücresel süreçleri bir potada buluşturarak, ölümsüzlük faktörünü temel alan fantastik hikayede ki belirleyici sorun, genetik biliminin vardığı noktalar ya da eski efsanelerde anlatılanların doğruluğundan çok, ölümsüzlük olgusunun içerdiği çok temel bir politik unsurdu: Kimin için ölümsüzlük? Bu muhteşem niteliğe sahip olma hakkı, binlerce yıl gerilere giden ciddi bir iktidar mücadelesini de getiriyordu gündeme. Neresinden bakarsanız bakın, ölümsüzlük, eğer bir biçimde gerçekleşebileceğini varsayarsak, yani Aubrey de Grey ve daha birçok bilim adamı, genetik uzmanı haklıysa, ister istemez politik ve ekonomik bir sorun olarak dikiliyor karşımıza: Kim karar verecek, bu armağana kimin sahip olacağına? Bunun bedeli ne olacak? Herkes için ölümsüzlük, dünya nüfus ve kaynak dengelerinin iflası anlamına geleceğine göre, eğer böyle bir teknolojik devrime gerçekten ulaşılırsa, bu bilgi ve teknoloji bütün kamuoyuna mal edilecek mi dersiniz?

LOKMAN HEKİMİN ÖLÜMSÜZLÜK İKSİRİNİN HİKAYESİ

Şahmeran Ve Lokman Hekim Efsanesi

Vaktiyle binlerce yılanın yaşadığı bir mağaraya yanlışlıkla giren bir adam yılanlar tarafından padişahları Şahmeran’a götürülür. Şahmeran adama canını bağışlayacağını ancak kendisini misafir etmek zorunda olduğunu söyler. Yerini bilen birini serbest bırakarak kendi hayatını tehlikeye atmak istememektedir. Şahmeran ona çok iyi davranır. Adam bir dediği iki edilmeden bütün ihtiyaçları sağlanarak yaşamakta günlerinin büyük bölümünü Şahmeran’la sohbet ederek geçirmektedir. Ne kadar rahat da olsa gerçek dünyadan uzak bir mağarada süren bu hayattan sıkılan adam bir gün yeryüzüne dönmek için Şahmeran’dan izin ister. Şahmeran adama güveninin tam olduğunu yerini kimseye söylemeyeceğine inandığını belirterek gitmesine izin verir. Ancak kendisini gördüğü için vücudunun pul pul olacağını bu yüzden vücudunu kimseye göstermemesi gerektiğini de tembih eder.Yeryüzünde normal hayatına dönen adam Şahmeran’ı gördüğünü hiç kimseye söylemez.

Bu arada padişahın kızı hasta olmuş tedavisi için bütün ülke seferber edilmiştir. Kızın iyileşmesini en çok isteyenlerden biri de vezirdir. Gerçek amacı kızla evlenip oğlu olmayan padişahın yerine ülke yönetimini ele geçirmek olan vezir bütün büyücüleri toplayarak bu hastalığa çare bulmalarını ister. Büyücülerden birisi Şahmeran’ın bulunup öldürülmesi ve vücudundan alınacak bazı parçaların kaynatılıp içirilmesi durumunda kızın iyi olacağını söyler.

Şahmeran’ı bulabilmek için de vücudu pullu kişilerin aranması gerektiğini ekler. Vezir ülkedeki herkesi zorunlu olarak hamama götürüp soydurarak Şahmeran’ı gören kişiyi bulur. Adam Şahmeran’ı öldüreceğini vaat ederek mağaraya gider. Şahmeran’a bütün gerçekleri anlattıktan sonra ne yapması gerektiğini sorar. Şahmeran: “Ölümümün senin elinden olacağını zaten biliyordum” diyerek kendisini öldürmesini ancak bunun gizli tutulmasını ister. Çünkü öldüğü duyulursa dünyadaki bütün yılanlar insanlardan öç almaya kalkacaklardır.

Daha sonra; kuyruğumun suyunu kaynat ve vezire içir ki kısa zamanda ölsün. Gövdemin suyunu kaynat ve kıza içir ki iyileşsin. Kafamın suyunu kaynat ve iç ki Lokman Hekim olasın” diye ekler. Adam biraz da buruk bir şekilde bunları dinler. Şahmeran yılanlara adamın misafiri olarak gideceğini çok uzun yıllar dönmeyeceğini kendisini merak etmemelerini söyler ve yeryüzüne çıkarlar.

Adam Şahmeran’ın dediklerini yapar. Vezir ölür, kız iyileşir kendisi de Lokman Hekim olur.

Lokman Hekim Efsanesi II

Adana ve çevresinde yüzyıllardır yaygın olarak Lokman Hekim efsaneleri anlatılmaktadır. Bunlardan bir tanesi şöyledir:

Lokman Hekim inanışa göre bütün hekimlerin piri üstadıdır. Her çiçeğin her otun özelliklerini tanıyan Lokman ilaç yapar dertlilere deva bulurmuş. Bütün dünyayı dolaşmış. Çukurova’ya gelince ovanın bereket ve güzelliğine hayran olarak Misis’e yerleşmiş. Çevredeki bütün hastaları iyileştirmiş. Artık hastalığın ne olduğunu unutan Çukurovalılar ölümsüz hayatın peşine düşmüşler. Kendileri için ölümsüzlük ilacını yapmasını istemişler.

Lokman Hekim Çukurova’yı adım adım dolaşmış bütün bitkileri incelemiş. Bir gece dolaşmaktan yorgun düşmüş ve ulu bir çınarın altında uyuya kalmış. Bir ara bir ses duymuş: “Ey Lokman artık araman bitsin ben ölümsüz hayatın devasıyım. Bundan böyle insanlara ve hayvanlara ölüm yok”. Lokman Hekim sesin geldiği bitkiye doğru yürüyüp koparmış.

Bu arada Tanrı Cebrail’e Yetiş Cebrail Lokman ölümsüzlüğe çare bulursa bu insanların hali ne olur?” demiş. Bunun üzerine Cebrail pir-i fani kılığında Misis Havraniye tarafına bir gelmiş. Misis Köprüsü’nün üstünde Lokman Hekimle karşılaşmış. Cebrail: “Selamün-aleyküm” dedikten sonra. Lokman’ın elindeki kitaba bakmak istemiş. Kitabı alıp coşkuyla akan Ceyhan Nehri’ne atmış. Kitabın ardından Lokman da suya atlamış ama bulamamış. Yaz gelip sular çekilince ırmak boyunda aramaya devam etmiş. Sonunda kitabın sadece bir yaprağını arpa tarlasında bulmuş.

Bugünkü tıp biliminin o günkü yapraktan geliştiğine inanılır. Yörede hâlâ efsanenin izlerine rastlanılmaktadır. Kitabın bulunduğu arpa tarlasının toprağı kutsal sayılır. Çocukların karınları ağrıdığında bu toprağı ısıtıp beze sararak çocuğun karnına koyarlar.

Lokman Hekim Efsanesi III

Lokman Hekimle ilgili olarak anlatılan efsanelerden bir tanesi de şöyledir

Lokman Hekim doktor ve eczacıymış. Dükkânında her türlü hastalığın devası olan ilaçlar varmış. Hastalar içeri girdiklerinde hastalıklarına iyi gelecek olan ilaç şişesi sallanırmış. Bir gün içeri birisi girmiş. Ancak hiçbir şişe sallanmamış. Lokman Hekim bunun üzerine: “Senin hastalığının çaresi yok öleceksin” demiş.

Adam ölümden kurtuluşun olmadığını öğrenince çok üzülmüş. Her şeyini satmış. Yanına bir at tüfek ve av köpeği alarak dağlara çıkmış. Vurduğu hayvanları yiyip yörüklerden yoğurt süt alarak yaşıyormuş. Bu arada hastalığı da iyice artmış. Bir ağacın altına gelmiş. Atını bağlayıp köskelmiş. O sırada bir yörük kadını bir tas sütü saylığa koymuş. Yılanların sütü sevdikleri bilinir. Tasa yaklaşan bir yılan sütü içmiş sonra da zehirini süte kusmuş. Tas yemyeşil olmuş. Ağrıları iyice azan adam: “Gidip şu zehiri içeyim de ölüp kurtulayım” diyerek zehirli sütü içmiş. Bir süre sonra ishal olmuş ve kusmaya başlamış. Ancak oldukça hafiflediğini hissediyormuş. Ölmek için içtiği zehirden sonra daha iyi olduğunu görmüş. Gün geçtikçe iyileşmiş ve hastalığı tamamen geçmiş.

Lokman Hekim’e gidip, sen bana öleceğimi söylemiştin. Ama ölmedim” demiş. Bunun üzerine Lokman: “Ben sana ala ineğin sütünü nereden bulayım sütü yılana içirip nasıl tasa kusturayım. Hastalığının çaresi vardı ama bu ilacı temin etmek zor olduğu için öyle dedim” diye cevap vermiş.

O gün bu gündür tas ve yılanın eczacılık ve tıp biliminin simgesi olması  Halk tarafından Lokman Hekim’e dayandırılır.

Lokman hekimin bulduğu ölümsüzlük iksirinin, sarımsak tohumu olduğu rivayet olunur.

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 5564 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri