Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

YORUMSUZ

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Susanna Tamaro’nun 1993'te yayınlanan Yüreğinin Götürdüğü Yere Git adlı tüm dünyada büyük yankı uyandıran romanını okuduğumda; aslında kaçımız ideallerimizin peşinden gidiyoruz veya kaçımız yüreğimizin götürdüğü yere yürüyebiliyoruz diyerek bunların muhasebesini yaptım. Birey yaşamının her alanında istediği ve sevdiği kişiler, meslek veya ilgi alanlarıyla gerçekten yaşadığını hisseder. Onun haricinde bireye başkaları tarafından çizilen gelecek onları sadece robotlaştırır, toplumda sağlıklı bireylerin azalmasına yol açar.

Üç seri kitap olarak çıkan bu kitaplardan okuduğum ilk kitapta;

Yaşlı bir kadının torununa bir iç döküşü ve kendisiyle hesaplaşması konu edilmiş olan kitapta; 1910’ların İtalya’sında zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelme şanssızlığını yakalamış bir Olga isimli kızın aile ortamında, okul ve ilk gençlik yıllarında, evlilik hayatında yaşadığı mutsuzlukların, sıkıntıların toplumsal ve bireysel bir düzen/düzensizlik olgusu içinde nedensellenerek araştırıldığı ve anlatıldığı bir mektup-roman türünde anlatılmıştır.

Romanın başkişisi Olga, 1910’da İtalya’da doğmuştur. Zengin bir ailenin çocuğudur. Annesinin unvan ve yüksek sosyete takıntısı ve babasının umursamazlıkları yüzünden çocukluğu kötü geçmektedir. Zaten kendini bildiğinden beri içsel bir anlamsızlık ve boşlukta duyumsayan Olga, çevreye uyum sağlamak adına hayatının çocukluğunun mahvedilmişliğinde ezilmektedir. Olga, bu mutsuz çocukluğun arkasından gelen ilk gençliğinde dünyayı tanıma merakına eklediği düz lise okuma isteğini zorla da olsa kabul eden babasının, daha sonra üniversiteye karşı çıkmasıyla baltalanır ve tam olarak bir içsel yolculuğa dönüşür. Toplumun genel geçer kurallarından, aile içindeki durumunu ve olguları ( büyüklere saygı, küçüklere sevgi, yemek yeme biçimi; çocuğun annesine ve babasına karşı görevleri, ödevleri vs.), insanları hayatları boyunca boyunduruğu altında tutan din ve cinsellik kavramlarını sürekli eleştirmiş ve sorgulamıştır. Ancak bu sorgulama, onu yanıt bulmaktan çok yeni sorunlarla daha da önemlisi “yalnızlıkla” karşı karşıya getirmiştir. Gençlik yıllarının arkasından gelen yetişkinliğe geçiş döneminde de yine annesinin, babasının yersiz ve saçma sayılabilecek davranışlarından dolayı (bu davranışları toplumsal etkenlerle anne ve babanın çocuk üstünde kurmaya çalıştıkları baskıya bağlayabiliriz) her zaman yalnızdır Olga; yalnız ve mutsuz.

İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı sırada dünya ile aynı talihi paylaşmıştır Olga; Sıkıcı ve yaşanılmaz bir hayata başlamıştır: Augusto adında bir tüccarla evlenmiştir. Evlilikleri Augusto’nun böcek merakı yüzünden ve ruhsuzluğundan dolayı Olga için çekilmez bir hal almıştır. Gittikçe sağlığı kötüleşen Olga babasının ve kocası Augusto’nun ısrarlarıyla kaplıcalara tedavi için gider. Burada tanıştığı Ernesto, Olga’ya yeni bir yaşamın kapılarını, aşkın kapılarını açar ve Olga kaplıcalardan döndüğünde çoktan değişmiştir.  Ernesto, Olga’nın sevdiği tek erkektir. Olga, sevdiği erkeğin çocuğuna hamile kaldığında İkinci Dünya Harbi bitmiştir. Olga mutluluğunun zirvesine yaklaşmışken de, Ernesto bir kazada ölür. Olga, dört yaşındaki kızı İlaria’yla birlikte gittiği Adriyatik tatilinden Aquila’ya geri döner. Harp sonrası annesini kaybeden Olga, hayatının ikinci büyük boşluğuna düşer. 1960’ın ikinci yarısında kocası Augusto kalp krizinden öldüğünde İlaria on yedi yaşında İlaria, büyümüş ve üniversiteye gitmiştir. İlaria öğrencilik yıllarında siyasal faaliyetlere karışmıştır. İlaria, annesi Olga’dan daha beter bir yalnızlıkta hissetmektedir kendini. Olga kızının savruluşuna engel olamaz. Kızıyla arasında sürekli bir sürtüşme vardır. Bu sürtüşmeleri kuşak çatışması olarak adlandırmak yetersizdir. İlaria, Türkiye’de yaptığı tatilden hamile olarak döner. Psikolojik bunalımlarından kurtulmaya çalışırken içinden dönülmez bir yola giren İlaria, gerçek babasının Augusto olmadığını öğrendiği gün bir kaza geçirir ve ölür. Arkasında ise küçük bir kız bırakmıştır. Olga, torunuyla yaşamaya başlar. Torunu büyür. Aquila’daki evde yaşamaya başlamıştır. Augusto ölmüştür. Olga’ya tüm geçmişinden hatıra olarak tek kalan torunudur. Onu iyi yetiştirmeye, onun sorunlarını anlamaya ve çözümlemeye çalışmasına rağmen, torunu ninesine karşı tam bir umursamazlık ve küçümseme içindedir. Liseyi bitirdikten sonra da seksenine merdiven dayamış ninesi Olga’yı öylece bırakır ve Amerika’ya gider.

Adeta kadının torunu ve kendi geçmişlerini sorgulayan ki bu sorgulama yaşandığı döneme göre çok daha cesurca yapılmıştır, yaşanan olayları, kızın bilmediği ve bu yüzden büyükannesini suçladığı ailevi sorunları, değişen değerleri, bu değişen değerlere kendinin duyduğu yabancılığı birbir günah çıkarırcasına anlatmış ve en önemlisi sevginin, içtenliğin önüne daima bir set çeken beyniyle değil de kızın küçüklüğünde bir dolu köpek arasından en çirkinini en mutsuzunu seçerken yaptığı gibi hayatının her safhasında kararlarını yüreğinin götürdüğü yere giderek vermesini öğütlüyor.

Okuduğum kitap serisinin üçüncü ve son kitabında;

Yazar kitap serilerinin son sayısında kısaca; hayata yön veren tabuları, gururu, kini bir kenara iterek yüreğimizi dinlememizi öğütlüyor ve bu şekilde mutluluğu gerçekten elde edeceğimizi anlatıyor.

Büyükanne son mektubunda ise torununa bazı öğütler vermektedir. Torununa bıraktığı en önemli öğüt ise şöyledir: Yapılacak ilk devrim, insanın kendi içinde yapacağı devrimdir. Eğer hayatında bir yol seçmek zorunda kalırsan ve kararsızsan önce sessizce dur ve yüreğinin sesini dinle. Seninle konuştuğu zaman kalk ve ‘’Yüreğinin Götürdüğü Yere Git’’.

İşte bu romanı bir şiirle bağlayalım ki anlam bulsun...

 

Yürek ağlar, içerler, gönül kalbi kasılır

Sevda bir yandan, ecel bir yandan asılır

Gözyaşı tek teselli, avuçlarda basılır

Ve sen, yüreğinin götürdüğü yere git

Kal diyemez yürek, git der yalandan

Almayı unutma yanına, giderken kalandan

Af etmek yakışmaz, aşkından çalandan

Ve sen, yüreğinin götürdüğü yere git

Yaşanan yaşanmıştır, asla bakma geri

Geçmişe takılmanın, gereksizdir yeri

Bu aşkı yüreğine, gömdüğünden beri

Ve sen, yüreğinin götürdüğü yere git

Belki seni sevecek, temiz bir kalp bulursun

Belli olmaz, ömrün boyunca mutlu olursun

Kalbinin sesini dinle, hediyeni alırsın

Ve sen, yüreğinin götürdüğü yere git

Uzun yıllar geçer, mazini unutursun

Acını içine gömer, defteri kapatırsın

Yeni sayfalar umuduyla, kendini avutursun

Ve sen, yüreğinin götürdüğü yere git

Yaşam öğrenmektir, beklemek ister

Sabrını koy heybene, süslemek ister

Sevda bitkiye benzer, beslemek ister

Ve sen, yüreğinin götürdüğü yere git

Gelirsen eğer kesişme noktasına

Yüreğinin sesini dinle, in ortasına

Kazanç bil dertleri at, gönül torbasına

Ve sen, yüreğinin götürdüğü yere git

Nasıl böyle aldandığına, gün olur kızarsın

Derin köşelerini sürekli, acılarla kazarsın

Şair ruhunla belki, tüm bunları yazarsın

Ve sen, yüreğinin götürdüğü yere git

 

Bizlerin kaçı yüreğimizin götürdüğü yerlerdeyiz?

Selametle Efendim...

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 1986 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri