Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Kemal BOZKURT

Diyanet Çalışıyor

28 Mayıs 2008 Çarşamba

Diyanet Çalışıyor

 

Diyanet İşleri Başkanlığı her dönem yaptıkları ve yap(a)madıklarıyla tartışılagelmiştir. Bendeniz Diyanet İşleri Başkanlığının özellikle yurtdışında hele de ABD"de yaptıklarından ve yapmaya niyetlendikleri projelerden çok memnunum.

 

ABD"de yaklaşık 3000 cami bulunmaktadır. Bunların %30 kadarında görevli imam yoktur. İbadetler yönetim tarafından organize edilerek yapılmaktadır. Diğer birçok camide ise ücretli imamlar tarafından vazife ifa edilmektedir. İşte bu husus imamla yönetim arasında, ki (eğer herhangi bir özel cemaat değilse birçok değişik milletten kişiler yönetimde bulunmaktadırlar) her an kopmaya müsait ip durumundadır. Zira birçoğu dini eğitimden yoksun olan yönetim üyeleri maaşları toplanan bağışlardan verdiklerinden imamları resmen birer işçisi gibi gördüğünden çatışma kaçınılmaz oluyor.

 

Bu noktada Diyanete bağlı camilerde,  imamların maaşlarını Türkiyeden almalarından dolayı bu problem sözkonusu bile değil. Ayrıca Diyanet İşleri özellikle son yıllarda ABD"ne doktora yapmış, gerçekten kaliteli imamlar göndermektedir. Bu da şüphesiz hizmetlerin kalitesini ve seviyesini arttırmaktadır. Bunda da mevcut Din ateşesi Dr. Gazi Erdem Beyin şüphesiz büyük rolü var.

 

Geçen hafta Cuma namazını ABD"de Türklerin en çok olduğu ikinci şehir olarak bilinen (birincisi New York Eyaletinin Rochester Şehri) New Jersey Eyaletinin Paterson şehrinde bulunan Ulu Cami"de kıldık. Diyanetten sorumlu Devlet Bakanı ve eski Diyanet İşleri Başkanı olan Prof. Dr. Said Yazıcıoğlu"nun da hazır bulunduğu namazda görkemli cemaat ve mükemmel denecek temizliği görünce kendi kendime “dünyada bütün camileri Türkler açmalı, dini hizmetlerini de Diyanet üstlenmeli” dedim.

 

Abarttığımı düşünen kıymetli okuyucularımın eğer birgün yolu ABD"ye, oradan da Ulu Camiine düşerse bana hak vereceklerinden şüphem yok.

 

Diyanet İşlerinin ABD başkenti Waşhington"da büyük bir  kültür merkezi açmayı planladığını geçen ay ABD"yi ziyaret eden Başkan Bardakoğlu bizzat açıkladı. Eğer bu da gerşekleşmiş olursa yerinden hizmet daha da yükselecektir.

 

Bu arada ABD"de ikamet edip Diyanet İşleri Başkanlığının ABD"den HAC hizmeti olduğunu bilmeyenler varsa onlara bu hizmeti hatırlatırım. Türkiye"de özellikle bu sene rekor seviyede olan HAC başvurularından ne yazıkki % 20 kısmetli kişi ancak hacca gidebilecekken; ABD"de her kayıt olan hacca gidebilecektir.

 

ABD"den bu yıl hacca gidecekler New York Başkonsolosluğundaki Din Ateşeliğine müracaat edebilirler. Bu vesileyle başta din ateşesi Dr. Gazi Erdem Bey olmak üzere emeği geçen herkesi tebrik ediyor ve Diyanet İşlerinin ABD"deki hizmetlerinin artarak devam etmesini diliyorum.

 

Karşı kıyıdan hepinize muhabbetlerimle.

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 5326 defa okunmuştur
a.d./yorum
a.style
su yoruma baktim da soyle ,oha dedim ,essek'in gozune su kacirmak buna denir herhalde okuyan var midir acaba bu vatandasin uzuuuunnn uzuuuunnn yazdiklarini . ulan git kitap yaz
07 Haziran 2008 Cumartesi 07:35
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Hangi diyanet?
Ahmet Dursun
Dünya'da hacı oranı nedir? Dine inanmak mı? Aklın gösterdiği yola inanmak mı? Yoksa bilim ile din,akıl ile din tercihini doğru yapmak mı? Başka ifade ile akıl,bilim,din,birbirleriyle çelişiyor mu? Hangi inanca mensup olursanız olunuz,inançlar adı üzerinde inanan ister. Yorumlayan ya da yenilik katan istemez.Adından da anlaşılacağı üzere inanan ister. Peki ama inanırken hiç mi aklımıza sormayacağız?Hiç mi aklımıza danışmayacağız. Oysa ki ben Ahmet Dursun olarak,şahsi araştırmalarımda Kur'an da tamı tamına 82 adet akıl ile ilgili ayet tesbit ettim.Bir kısmı için Bakınız... http://ahmetdursun374.blogcu.com/2720045/ Peki islam inancına bağlı olan biri Kur'an-ı Kerime göre yaşayacağını iddia ediyor ise nasıl olur da Kur'an dışı bir yaşamı benimser? Neden mi bu iddia üzerindeyim? Bunu ilerleyen satırlarda bulacaksınız.... İnançlar hayatımızın ne kadarında yer etmeli?Bu soru belki de yaşamımızın tamamını ilgilendirecek bir düzeyde öneme sahiptir.Yaşı gereği henüz aklını kullanabilecek düzeyde olan yeni yetişen gençlerimizin nerdeyse tamamı kulaktan dolma bilgilerle hayatlarını yaşamaktadırlar. Bu yaşamların toplumdaki başı boşluklarını,davranış bozukluklarını görmezden gelme lüksümüz ne yazık ki yoktur.Aksi halde ilerideki oluşacak nüfusun büyük bölümü şimdiden hazırlanmış beyni yıkanmış kesimi oluşturacaktır. 1922'de başlayan Cumhuriyet düşmanlığı sayesinde insanların içlerindeki birbirlerine olan sevgi bağları da ne yazık ki kopartılmış ve herşeyin bilimle değil,inançlarla çözüleceği saçmalığı beyinlere yer edilmiştir. 1950'lere gelene kadar bir milli şeflik almış başını gitmiş,bu başı boşluğun doldurulması görevini de ne yazık ki inanç tüccarları doldurmaya başlamış ve bunu da adeta devlet politiksaı şeklini almış ve gizli falliyetler,dış destekli olarak ta büyümeye başlamıştır. Oysa ki büyük Atatürk,ülke insanının zeki,çalışkan olduğunu özellikle vurgulamış olmasına rağmen,bunun böyle olmadığını ne yazık ki işbirlikçilerle birlikte yeni hazırlanan yöntemler ve yeni inançlarla birlikte bu topluma kabul ettirilme çabaları sürmüş ve buna karşı çıkmanın yani kendilerine karşı çıkanların Allaha da karşı çıktıkları söylemi insanımıza kabul ettirilmiştir. Şeriat adı altında yeni yaratılan bu söylem ne yazık ki Anadolu'dan tutun da müslüman nüfusun yaşadığı tüm bölgelerde kabul görmeye başlamıştır. Şeriat yasalarını uyguladığını iddia eden birçok yönetim ne idüğü belirsiz kaynaklar oluşturmuş ve dünya islam nüfusunun akıl düşmanı,bilim düşmanı olarak yetişmesinde büyük rol oynamış ve de başarılı olmuştur. Bakınız dünya demografik yapısına,inanç dağılımına,göreceksiniz ki gelişmemiş ve en geriye gitmiş yapı ne yazık ki müslüman coğrafyasının üzerinde oturduğu yapı olmaktadır. Müslüman nüfusun ve islam inançlarının bozulmasının en etkili yollarından birkaçı da ne yazık ki adına tasavvuf denen ancak gerçekte tasavvuf ile uzaktan yakından igisi olmayan bir şekil değiştirme yöntemi olan Tarikatleşme süreci de bu baltalardan biri halini almıştır. Yüzyıllardır tasavvufun yetiştirdiği ya da yetiştirmeye çalıştığı değerli ailmlerin kelleleri vurulmuş,doğru söyleyenlerin yaşam haklarının elinden alındığı şekle büründürülmüş bir anlayış,bu çabaların yani doğru algılama çabalarının beyhude olmasına sebep olmuştur. Tarikatlar devlet, vakıflar ve çıkar odaklarıyla beraberliğe çekilen bir tasavvuf hayatını anlatır, işte yozlaşma orada başlar. Yani tarikatlarda tasavvufun tam aksine,bilimde derinlik bir değer olmaktan çıkmıştır.İslam’ın Kur’an ve sünnet kaynaklı verileriyle taban tabana zıt, bir yığın kabulü içinde taşıyor olmasına da bunlar vesile teşkil etmiştir. Bir konuşmadan alıntı da sunayım önemlidir. Ciddilik iddiasında bulunan tarikat kitaplarında Adem’in cennette dolaşırken başına koyduğu taç hangi tarikatın tacıdır diye büyük kavgalar yapılmıştır. Bunları İslam’ın kabul etmesi mümkün mü? İlahi kaynağı Kur’an’dan öğrenmek derdinde isek bileceğiz ki;tarikatların kendi şeflerine veya şeyhlerine verdikleri sıfatları Kur’an mahbedi olduğu peygamberi Muhammed’e vermez. Şeyhler bu nitelikleri alınca Muhammed'e hangi nitelik kalıyor ki?Kala kala İlahlaştırılmak kalıyor. Demek ki tüm inançlarda olduğu gibi özellikle de islam da bozulma ve yozlaşma buradan başlıyor. Bakınız İbni Teyniye gibi bir alim tarafından önder diye vasıflandırılan Cüneydi Bağdadi,yakın dostu Amr Bin Osman El Mekki için,Bağdat kadılığını kabul etti diye onla bütün münasebetlerini kesmiş ve gördüğü yerde de “bu adama bakın, bu adam dünyaya tapma tutkusunu 40 yıl içinde taşıdı, sonra ortaya çıkardı” demişti. (Bu bilgi bir konuşmadan alıntılanmıştır.Konuşmacı adı bende saklı kalmak kaydı ile.) İşte tasavvufun tasavvuf ile savaşı ne yazık ki sahte olanı tarafından kazanılmıştır.Hem de uzun yıllar evvel. Peki toplumlar,özellikle de islam inacı sahipleri neden bu aşamaya geldiler?Neden kandırılmaktan zevk alır,haz alır hale geldiler? İşte bunu sırrı da hemen üstteki anlatımda açıklanmasına rağmen hala eksik yönleri mevcuttur. Ahmet Dursun olarak bu konuya açıklama getirmeye çalışıyorum elbet ki.Ancak bazı zorlukları ve anlam kargaşasını da gözardı etmemekte fayda var. Bu hallere neden geldik? Çünki aklınızı kullanmayı yasaklamaktadırlar. İnançları enine boyuna tartışmanın günah olduğunu anlattırlar.İslamın 5 şartını bilmek sizler için yeterli derler.Bu konuda detayları şeyhler,şıhlar,vs..gibi gönül dostları zaten araştırmıştır.Siz bu konuda araştırma yapmanıza gerek te yoktur. Hatta onlar düşünmüş fikirlerini(Mezhep)açıklamışlardır bile.Ayrıca başka fikirler de nereden çıktı ki?Siz onlardan daha mı iyi bileceksiniz?Bir dirhem bal(BİLGİ anlamında)için bir çeki odun çiğnenir mi?Aklınıza yazık değil mi? Sorun onlara herşeyi size anlatsın. Hatta bu şahıslar ilmi bilgilerini doğal yollarla genlerinde taşırlar.Bu nedenle de bu genler vasıtası ile şeyhlik,dervişlik babadan oğula,eğer ki oğul yok ise kızlarına dahi geçer. Doğal olarak evliya olarak ölürler ve bu evliyaların da mezarları üzerinden allah ile irtibat kurulur. Hatta öyle ki direkt Allahtan istemek yerine onların yüzü gözü,suyu hürmetlerine ,onlar aracı olmak üzere allahtan dilek dilenir.Aksini tartışmak hatta düşünmek dahi haşa dır.Günah tır.Hatta şirk'e dahi gidilir.Bu davranış biçimi aslında tüm toplumlarda tüm inanç sistemlerinde istisnasız mevcuttur. Üstelik te büyüklerine saygı,hürmet kuralları da bunu gerektirmez mi?Zaten Evrensel kurallar ve Hümanist düşünce de bunu söylemiyor mudur?Yani itaat,saygı,yaratandan ötürü sevmek. İnsan olduğu için değil,yaratandan ötürü sevmek.Yani insan demek ne demek önemli değildir.Önemli olan yaratandan ötürü sevmektir.Ancak doğa'nın da aynı yaratan dan olduğu ne hikmet ise akıllara gelmez.Ekmeği yerde bulursan al üç kere öp başına koy ayak altından kurtar.Neden çünki aslında emeğe duyulan bir saygıdır.Ancak bunu böyle demezler. Nimet derler.Zira nimet derseniz değişik bir duygu içine girersiniz.Çünki anlamdığınız ya da anlamakta fazlaca uğraşmaya değer bulmadığınız bir anlam içinizde oluşur.Bu da size huzur verecektir. Ancak insan olduğu için değil de yaratandan ötürü sevdiğine dahi aynı saygıyı göstermez.Çocuğuna nasihat verirken der ki,seni dövdüyse sen de onu döv,sana sövdüyse altta kalma sen daha çok söv.... Diğer taraftan da çelişki içine düşeceğini hiç aklına getirmez.Yani hangi inaçtan olursa olsun inanç sahipleri evrensel denilen kurallara bağlı olduğunu ifade ederek,insan severdir,doğa severdir,hayvan severdir... Ne de olsa dinleri de bunu emretmez mi?Oysa ki hangi inançtan olursa olsun bu evrensel kuraldır diyebilmektedirler.Peki neden bunu evrensel kural olarak kabul ederler?Bunun altında yatan ne olabilir ki?Yani Alt beyinleri(bilinçaltı değil)onlara neden bunu emrediyor hiç düşünmezler. Oysa ki alt beyinlerinin onlara ne dediğini anlamak için hipnoz olmaları gerekmektedir. Bu konuda başka bir yazım olmuş idi.Merak edenler bakabilir.5000 yıllık kadın/erkek çatışması başlığında buna deyinmiş idim. Meraklısı baksın derim.... http://ahmetdursun374.blogcu.com/991821/ Bu yazıyı okuduktan sonra bu satırlara devem edilmesini tavsiye ederim. Zira şimdiki yazacaklarıma şiddetle karşı çıkanlar olacak ise özellikle bu yazımı mutlaka okumalıdırlar diyorum.Alt beyinlerinin onlara oynadığı oyunlardan habersiz olmalarına karşın gerçeklerle yüzleşmek te işlerine ne yazık ki gelmemektedir.Araştırmacıların söylediklerine göre Kuran, Incil ve Tevrattan, Tevrat, Zebur'dan, Zebur Hammurabi yasalarindan ve Hammurabi yasalari da Sumer ve Hitit uygarliklarindan etkilenmistir. Eğer ki bu doğru değil ise evrensel olarak kabul edilen kavramlar nereden geliyor?Acaba topluluklar bilinmedik bazı yöntemler kullanarak bu kuralların evrensel olduğunu nasıl keşfetti dersiniz? Yani saygı,sevgi,barış,huzur vs..gibi ulvi denilen kavramlar nasıl oluyor da tüm topluluklarda kabul görüyor ki?Bunun elbetki değişik izahları mümkün olmakla birlikte aslen düşündürücü olan bu ilkelerin tüm inanç sitemlerinde yaklaşık kabul görmüş olmaları değilmidir?Yaklaşık olarak inançsız olmanın ne denli kötü olduğu tüm dinler tarafından da kabul edilmemişmidir? Peki tüm dinler bunu diyorsa kim doğruyu söylüyor?Nereden bileceğiz gibi bir soruyu önlemek için de bazı argümanlar gerekmez mi? Tabii ki o argümanlar da her zaman hazırdadır.Hatta çocuklarımızı yetştirirken aklı çelinmesin diye birçok masal uydurarark bunları desteklemzmiyiz?Neden yönlendiririz?Neden özgürlüklerine,düşünce tarzlarına gem vurmayı tercih ederiz bu da ayrı bir yazı konusu olacak kadar geniş kapsamlıdır. Peki gelişmiş topluluklara bir bakalım. Onların gelişmişliklerinde rol aynayan unsurlar inançlarmıdır yoksa başka faktörler de varmıdır? Örneğin her hangi bir müslüman ülkeyi düşünün desem büyük ihtimal ile Arap yarımadası ya da Arap dünyası üzerinde bir ülke düşüneceksiniz. Far etmez,lakin bu toprakların coğrafi konumlarına bir bakınız.Göreceksiniz ki toprak zenginlikleri öylesine her tür tarıma elverişli değil. Misal olarak buğdayı ele alalım.Buğday besin değeri açısından son derece önemli olmakla birlikte yeterli gıdayı oluşturmaz.Bunun diğer gıdalar ile desteklendiği topraklar gereklidir. Yani hayvancılığın da yapılabileceği türden verimli topraklar olmalaıdır ki hem hayvancılığa hem de tarıma elverişli olsun.Peki neden öyle olmalı ki? Çünki insanlar yerleşik düzene geçebilmeleri için bu şarttır.Belirli beslenme şekillerini sağlayamıyor iseniz değil sanayileşmeyi düşünmek,düşünmenin nedemek olduğunu dahi idrak edemiyecek düzeyde kıt bir beyine sahip oluyorsunuz.İşte coğrafi yapının gelişmişlik üzerinde öylesine önemli rollerini de göz ardı edemeyiz.Böylece bir kilo buğdayın işlenerek 1'e 10 verim elde edecek ıslah ve teknik gelişmeleri oluşturabilirsiniz.Bunu sağladıktan sonra da diğer kaynaklardan yararlanmayı düşünebilirsiniz.Yani başka ülkelerin elinde olupta sizde olmayan kaynakları sömürme imkanını ele geçirecek teknikleri ve emperyal veriyi oluşturabilirsiniz. İşte islam coğrafyasının sıkıntıları da yaklaşık bununla da direkt olmsada da dolaylı olarak ilgilidir. Zaten islam coğrafyasnın yer üstü değil ancak yer altı kaynakları bakımından çok zengin olduğu da dikkatten kaçmamalıdır. Peki bu coğrafyada yaşayan topluluklar bu denli tekniği geliştiremeyecekleri belli ise,bu kaynakları nasıl ele geçirebilirsiniz ki? Onun da yanıtını sanırım ki hepimiz az çok tahmin ediyoruz.Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçmek birinci öge olarak karşımızda duruyor.Ancak sanayileşmek öyle kolay iş değildir. Buluş gerek,keşif gerek,yeniliğe açık olmak gerek.Özellikle de islam coğrafyasına baktığımızda bunun mümkün olmadığını hemen görmekteyiz.Çünki,bu coğrafyanın insanları karınlarını doyurmayı düşünmekten başka birşeyle uğraşması mümkün değildir.Hal böyle olunca da insanları durdurmanın bir yolu gerekmektedir. Bu yol ne yazık ki diğer dünya topluluklarında da geçerli olan inançlardır.Burada inançları kötülemek değil,inançların nasıl kullanıldığını va hala günümüzde göz göre göre insanları inançlarla naıl uyuttulduğunu ya da başka deyişle nasıl yönetildiğini anlatmaya çalışıyorum. Yoksa hiç bir inancı kötülemek niyetinde değilim.Asıl amaç inaçların neden ve nasıl kullanıldığının anlaşılmasıdır.İslam coğrafyası bu durumda iken Türkiye ne durumda dır?Türkiye açısından da durum pek parlak olmamıştır.Bunun iki ana nedeni vardır.Yani diğer coğrafyadaki gibi verimsiz ya da az verimli topraklar üzerinde değiliz.Aksine dünya dakendisine yatacak sayılı birkaç ülkeden biri idik.İdik diyorum çünki bu masal bizim çocukluğumuzda ders kitaplarında kaldı. Peki biz bu denli verimli topraklar üzerinde isek,neden hala gelişmişlik kriterlerinden uzaktayız ki?Acaba diğer ülkelerden neyimiz eksik ki? Eksiğimiz yok.Hatta fazlamız var.Eksik olan şey bu toprakları seven insanların bu toprakların yönetimine talip olamamaış ya da izin verilmemiş olmasından kaynaklıdır. Peki bu izni kim vermiyor? Bu izni vermeyen iki unsur var. 1.si yukarıda saydığım emperyal araçlarını kullananlardır. 2.si ise inançları kullanan,inançlar üzerinden ticaret yapanlardır. Ne yazık ki büyük Atatürk'ten öncesi ve sonrası bu istismarı zevkle ve keyifle kullanmış ve de kullanmaya devam etmektedirler. Açıkça iddia ediyorum ki Bu ülkede yaşayan müslümanların nüfusa oranı ne yazık ki öyle söylendiği gibi % 99,9 değildir. Bu tamamen yanlış ve kasıtlı bir söylemdir. Müslümanların nüfusa oranı ne yazık ki % 1,9 dur. Üstelik bu oran dünya islam coğrafyasında kendilerine müslüman diye tanımlama getiren ülkeler içerisinde en yüksek orandır. Diğer ülkelerdeki oranlar en çok % 0,3 olabilir. Peki bu iddiami neye dayanarak söylüyorum.Gerkçem nedir?Okadar çok gerekçe var ki say say bitmez.Yine de birkaç tanseini sayayım. Örneğin Hac görevini yaptığını iddia eden ve adının başına ya da sonuna HACI sıfatı alan kaç kişi vardır.Nüfusa oranı nedir?Bunu siz tahmin ediniz benim için oranı pek önemlşi değil zaten. Çünki bu oran ne yazık ki gerçek hacı oranı olmayacaktır.Bence bu oran % 0,00 dır. yani hiç HACI yoktur. Peki neden yoktur.Nereden bu kanıya varıyorum? Kur'an'a göre haccın nasıl yapılması ya da nasıl gidilmesini açıkça tarif etmiştir. Bu konuda Size en altta 3 adet Türkçe tercüme, 3 adet de İngilizce tercüme olmak üzere toplam 6 adet tercüme vereceğim.Sonra da Haccın şekli ile ilgili bir yorum.... ------------------ Osmanlı, Hz. Peygamber'in sünnetine uyarak hac yöneticiliği (Emirülhac)işini yürüttü. Surre Eminliği adıyla bilinen bu kurum, Mekke ve Medine'ye Surrei Hümayun denilen yardımları götürürdü. Surrei Hümayun'un İstanbul'dan çıkışı törenle olurdu. Osmanlı zamanında İstanbul-Mekke arası gidiş dönüş 8 ayı bulmaktaydı. 19. yüzyıl başlarına kadar hac ulaşımı at, katır ve deve sırtında yapılırdı. 1869'da Süveyş Kanalı'ndan gemiyle, 1908'de Hicaz hattından trenle gidilmeye başladı. HAC SURESİ / 27 Altta incelenmektedir. -------------- Hac KELİMESİNİN GEÇTİĞİ AYETLER Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla Şüphesiz, 'Safa' ile 'Merve' Allah'ın işaretlerindendir. Böylece kim Evi (Ka'be'yi) hacceder veya umre yaparsa, artık bu ikisini tavaf etmesinde kendisi için bir sakınca yoktur. Kim de gönülden bir hayır yaparsa (karşılığını alır). Şüphesiz Allah, şükrün karşılığını verendir, bilendir. (BAKARA SURESİ / 158) Sana, hilalleri (doğuş halindeki ayları) sorarlar. De ki: "O, insanlar ve hacc için belirlenmiş vakitlerdir. İyilik (birr), evlere arkalarından gelmeniz değildir, ama iyilik sakınan(ın tutumudur). Evlere kapılarından girin. Allah'tan sakının, umulur ki kurtuluşa erersiniz. (BAKARA SURESİ / 189) Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve buna benzer nedenlerle) kuşatılırsanız, artık size kolay gelen kurban(ı gönderin). Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin. Kim sizden hasta ise veya başından şikayeti varsa, onun ya oruç ya sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi gerekir). Güvenliğe kavuşursanız, hacca kadar umre ile yararlanmak isteyene, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir). Bulamayana da, hacc'da üç gün, döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere, bunlar, tamı tamına on (gün) oruç vardır. Bu, ailesi Mescid-i Haram'da olmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah, muhakkak cezası pek çetin olandır. (BAKARA SURESİ / 196) Hacc, bilinen aylardır. Böylelikle kim onlarda haccı farz eder (yerine getirir)se, (bilsin ki) haccda kadına yaklaşmak, fısk yapmak ve kavgaya girişmek yoktur. Siz, hayır adına ne yaparsanız, Allah, onu bilir. Azık edinin, şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl sahipleri, benden korkup-sakının. (BAKARA SURESİ / 197) (Hacc) ibadetlerinizi bitirdiğinizde, artık (cahiliye döneminde) atalarınızı andığınız gibi, hatta ondan da kuvvetli bir anma ile Allah'ı anın. İnsanlardan öylesi vardır ki: "Rabbimiz, bize dünyada ver" der; onun ahirette nasibi yoktur. (BAKARA SURESİ / 200) Orada apaçık ayetler (ve) İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse o güvenliktedir. Ona bir yol bulup güç yetirenlerin Ev'i haccetmesi Allah'ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim de inkâr ederse, şüphesiz, Allah alemlere karşı muhtaç olmayandır. (AL-İ İMRAN SURESİ / 97) Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişseniz yahud kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (NİSA SURESİ / 43) Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz. (MAİDE SURESİ / 6) Ve büyük Hacc (Hacc-ı Ekber) günü, Allah'tan ve Resûlü'nden insanlara bir duyuru: Kesin olarak Allah, müşriklerden uzaktır, O'nun Resûlü de... Eğer tevbe ederseniz bu sizin için daha hayırlıdır; yok eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Allah'ı elbette aciz bırakacak değilsiniz. İnkâr edenleri acı bir azabla müjdele. (TEVBE SURESİ / 3) Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram'ı onarmayı, Allah'a ve ahiret gününe iman eden ve Allah yolunda cihad edenin (yaptıkları) gibi mi saydınız? (Bunlar) Allah katında bir olmazlar. Allah zulmeden bir topluluğa hidayet vermez. (TEVBE SURESİ / 19) Öne geçen Muhacirler ve Ensar ile onlara güzellikle uyanlar; Allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır ve (Allah) onlara, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur. (TEVBE SURESİ / 100) Andolsun Allah, Peygamberin, Muhacirlerin ve Ensarın üzerine tevbe ihsan etti. Ki onlar -içlerinde bir bölümünün kalbi nerdeyse kaymak üzereyken- ona güçlük saatinde tabi oldular. Sonra onların tevbelerini kabul etti. Çünkü O, onlara (karşı) çok şefkatlidir, çok esirgeyicidir. (TEVBE SURESİ / 117) "İnsanlar içinde haccı duyur; gerek yaya, gerekse uzak yollardan (derin vadilerden) gelen yorgun düşmüş develer üstünde sana gelsinler." (HAC SURESİ / 27) Ya da yeryüzünü bir karar yeri kılan, onun arasında ırmaklar var eden ve ona (yeryüzü için) sarsılmaz dağlar yaratan ve iki deniz arasında bir ara-engel (haciz) koyan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Hayır onların çoğu bilmiyorlar. (NEML SURESİ / 61) Peygamber, mü'minler için kendi nefislerinden daha evladır ve onun zevceleri de onların anneleridir. Rahim sahipleri (akrabalar) de, Allah'ın Kitabında birbirlerine öteki mü'minlerden ve muhacirlerden daha yakındır. Ancak dostlarınıza maruf üzere yapacaklarınız başka; bunlar Kitapta yazılmış bulunmaktadır. (AHZAB SURESİ / 6) Onlarda sizin için yararlar vardır. Onların üstünde göğüslerinizde olan bir hacete (ihtiyaca ve arzuya) ulaşırsınız; onların ve gemilerin üstünde taşınırsınız. (MÜ'MİN SURESİ / 80) ************* Hacca ancak ve ancak ya yaya, ya da deve ile gitmek şarttır. Yani Kur'an böyle emretmiş. Kuran'ın Allah'tan geldiğine inanıyorsanız,ayetlerin de değiştirilemeyeceğine inenıyorsanız ve de değiştirilmedi diyorsanız o halde şunu da diyebilirmisiniz? Şimdiye kadar yapılan, yani modern vasıtaları kullanarak yapılan tüm hac vazifesi geçersizdir. Bunu diyebilirmiyiz? Şimdi de yukarıda bahsettiğim tercümelere bakalım.... 22 - Hac Suresi - Ayet 27 Elmalılı Hamdi Yazır Yaşar Nuri Öztürk Diyanet Pickthall Yusufali Shakir Bütün insanlar içinde haccı ilan et ki, gerek yaya olarak ve gerek uzak yoldan gelen incelmiş develer üzerinde sana gelsinler. İnsanlar içinde haccı ilan et ki, gerek yaya olarak gerekse derin vadilerden gelerek, yorgunluktan incelmiş binitler üzerinde sana ulaşsınlar. İnsanlari hacca cagir; yuruyerek veya binekler ustunde uzak yollardan sana gelsinler. And proclaim unto mankind the pilgrimage. They will come unto thee on foot and on every lean camel; they will come from every deep ravine, And proclaim the Pilgrimage among men: they will come to thee on foot and (mounted) on every kind of camel, lean on account of journeys through deep and distant mountain highways; And proclaim among men the Pilgrimage: they will come to you on foot and on every lean camel, coming from every remote path, İngilizce tercümelerde, "camel" kelimesinin anlamını merak edenler sözlüğe baktıklarında "deve" olduğunu göreceklerdir. Devenin de "incelmişi" isteniyor.. Türkçe tercümelerde, Elmalı'lı Hamdi yazır, "incelmiş deve" kelimesini açıkça kullanmıştır. Y.Nuri Öztürk de "incelmiş binit" diyerek "deve"yi kastetmiştir. (İncelmiş uçak ya da incelmiş araba olamayacağına göre..). Diyanet ise tercümesinde "ince" ya da kalın olduğuna bakmadan "binek" demeyi tercih etmiş.. Uçak ya da araba için "binek" öneki kullanılmadığına göre, burada da hayvan, yani "deve" belirtilmiş oluyor. Bu durumda Hac'ca uçak araba ya da otobüsler gitmiş olanlar, bu yaptıkları seyahatin Kuran'a ters olduğunu görmüş oluyorlar.. Dolarlar ve onca zahmet boşa gitmiş demek ki.. Neyse, bir kez de "yürüyerek" veya "deve" ile Hac farizasını yerine getirirler de, Allah'ın-inanıyorlarsa eğer- takdirine mazhar olurlar.. Dilerseniz konuyu burada keselim.Başka bir yazıda devam etmek üzere... Ahmet Dursun 21 Haziran 2007 **************** 5 yıldızlı ibadetin bedeli: 11 bin dolar 500 hacı adayı beş yıldızlı Hac için orta sınıf bir oto bedeli ödedi 12.11.2007 10:12 Türkiye’den bu yıl 600 binin üzerinde talebin geldiği Hac ziyareti için son hazırlıklar yapıldı. Dün ilk kafileler Ankara ve bazı illerden yola çıkarken, ibadet ederken de “farklı” olmak isteyen için “lüks hac turları” düzenlendi. Dün İstanbul’da bu kapsamda bir tanıtım yapıldı. Genellikelle 1850 ile 3 bin Euro arasında değişen Hac turlarının dün Çırağan Oteli’nde hazırlıkları yapılanı biraz farklıydı.Sosyetenin; hac ve umre organizasyonlarını gerçekleştiren Eman Turizm’in Çırağan Sarayı’nda yaptığı eğitim toplantısına, hacca gidecek olan 500 kişilik hac kafilesinin tamamı katıldı. Açılış konuşmaları ve Kur’an-ı Kerim okunmasıyla başlayan programda, Kabe ve Ravza’nın tanıtımı ile ziyaret sırasında yerine getirilecek görevler anlatıldı. Mekke Hilton’da kalacaklar Hacı adaylarına bilgiler veren Eman Turizm yetkilisi Bilal Özkan, “Buradan başlayacak lüks hac organizasyonu, Mekke ve Medine’de de devam edecek. Mekke’de Hilton Oteli’nde, Medine ise Oberoi Oteli’nde konaklama yapılacak. 500 kişilik kontenjan ayrıldı. Bizi sevindiren bu eğitim toplantısına herkesin katılması. Sağlık hizmeti dahil her şeyi sunuyoruz. Fiyatlar 7 bin 500 dolardan başlıyor 11 bin 500 dolara kadar çıkıyor” dedi. İlk kafileler yola çıktı 13 Kasım 2007 salı: Dİyanet İşleri Başkanlığı’nın organizasyonuyla Suudi Arabistan’a giden ilk hac kafilesi, dün Esenboğa Havalimanı’ndan dualarla uğurlandı. Hac ibadetini yerine getirmek üzere Diyanet İşleri Başkanlığı’nın organizasyonuyla Suudi Arabistan’a gidecek 2 kafiledeki toplam 444 hacı adayı için Esenboğa Havalimanı’nda tören düzenlendi. Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Fikret Karaman, hac ibadetinin ruhunda heyecan olduğunu ifade etti. Hac Dairesi Başkanı Seyfettin Ersoy, İstanbul Atatürk ve Sabiha Gökçen Havalimanları ile Adana ve Dalaman’dan 10 kafilenin dün itibariyle Medine’ye gideceğini belirtti. Kaynak: http://ahmetdursun374.blogcu.com/3349170/
30 Mayıs 2008 Cuma 17:03
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
diyanet
sevgi sunaç
imamlar buradada maaş almıyormu çokmu önemli camii okul öğretmen bilim aklınıza bile gelmez varsa yoksa camii inancınız varsa heryerde ibadet yaparsınız illa birilerine göstermeniz gerekmez sizin bu göstermelik inancınız yüzünden artık dinden iyice soğudum aynı tip dar etekler üstte badiler sarılı kırmızılı eşarplar korkunç bir çıkar ilişkisi ve görüntü inanılmaz bir samimiyetsizlik
29 Mayıs 2008 Perşembe 09:22
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri