Kuyuda Yazılan Eser

 

                                             Kuyuda Yazılan Eser

               Dinler, kültürler, fikirler, düşünce akımları ancak bağlılarının çalışmaları ve özverileri ile ayakta durur, gelişir. Eğer Peygamberimiz, sahabeler, tabiin, mezhep imamları ve binlerce alim olmasa şu anda dünyanın en diri, en gelişmiş dini ve dolayısı ile kültürü olan İslam olur muydu? Elbette olurdu. Çünkü dinimiz Allah’ a şükür O’nun hıfzu emanı altında . Lakin Allahü zülcelal bu dini korumak ve yüceltmek için öyle insanlar yaratmış ki onların hayatlarını bilmek, ilim uğrunda, din uğrunda katlandıkları sıkıntıları bellemek hem dinimize bağlılığımızı artırır hem de bu yüce insanların hayatları bize birer rehber olur.

                 Alim: Sıkıntı çeken, Hakkın hakkını her şeye rağmen ( korku, hapis, yoksulluk, makamı kaybetme, dayak…) koruyan ve haykıran kişidir. Bu tarife uygun, tarihimizde (Allah şükür) çok insan var. Mezhep imamlarının hemen hepsi,  hakkı her şeye rağmen söylemişlerdir. İmam-ı Azam efendimiz bu nedenle hem Abbasiler,  hem Emeviler zamanında işkence görmüştür. Ahmet bin Hanbel de, Şafii ve Maliki hazretleri de ha keza.

                Sadece mezhep imamları mı? Hayır. Meşhur alimler de aynı yoldan yürümüşler ve aynı akıbete uğramışlardır. İşte onlardan biri de İmam Serahsi’dir. Sıfatı; “İmamların Güneşi.”Ömrünü ilme adayan bu büyük zatın en önemli eseri Mebsuttur. Mebsut, “Tam 31 ciltlik bir ilmihal! Ama o, bir ilmihalden daha fazlası… Çünkü sadece hükümler değil deliller de var.
 

                                                       SERAHSİ KİMDİR?
 

 Muhammed b. Ebû Sehl es-Serahsî, 1009’da Horasan’ın Serahs beldesinde dünyaya gelmiş; fıkıh, kelam ve münazara alanlarında yetkin bir âlimdir. Küçük yaşlarda ilimle meşgul olmaya başlamış ve Buhara’da Şemsü’l-Eimme Halvânî, es-Suğdî ve el-Bezzâz gibi âlimlerden ders almıştır. Aslen Türk olup, eserlerini İslam âleminin ortak dili olan Arapça ile yazmıştır
 

                               Hocaları kuyuda, öğrencileri kuyunun başında…
 

        Birçok âlimin başına gelen onun da başına gelir. Doğru bildiğini hiç çekinmeden söylediği için döneminin yöneticisi ile ters düşer ve Uzcend (Özkent) kalesinde bulunan hapishanenin köşesinde bir odadaki kuyuya hapsedilir. Ama öğrencileri onu bırakmaz. Hapsedildiği kuyunun başına toplanarak derslere devam ederler. Büyük ilgi toplayan 30 ciltlik el-Mebsut isimli eser işte bu kuyuda yazılır. Ama nasıl? Haliyle yanında ne kitap, ne defter, ne de kalem bulunan Serahsî, hiçbir kaynağa başvurmadan, tamamen o güne kadar öğrenip hafızasında tuttuğu bilgilerini, kuyunun başında duran öğrencilerine söylüyor; öğrencileri de onun söylediklerini yazıya geçiriyorlardı. Bu şekilde yazılan eserin tamamlanması ise on dört yıl sürer.” Dile kolay, bir kuyuda 14 yıl hapis kalmak,  ama orada boş durmayıp bir eser yazmak. Ne büyük bir irade ne büyük bir ceht. Böyle bir hal ancak Allah’ın yardımı ile olur. 

                             GÜNÜMÜZDE  OKULLARIN HER ŞEYİ VAR; İLİM HARİÇ         

          Günümüzde bilhassa  özel okullar lüks binalara sahipler. Bu binalarda her türlü konfor var. Mekanlar yazın klima ile serinletiliyor , kışın kaloriferle ısıtılıyor.  Bu lüks içinde  ilim! okuyan milyonlarca öğrenci var. Öğrenci çok da Serahsiler yok. Niye? Çünkü ilim bir nurdur her akla girmez. Çünkü ilim ancak temiz kalplerde neşvü nema bulur.  İmkanların bu kadar çok olduğu günümüzde, okuyanların bu kadar fazla olduğu dönemimizde  kaç kişi Serahsi Hazretlerinin binde biri oranında eser verebiliyor. Veremez çünkü ilim aynı zamanda berekettir. Helal lokma ile beslenmeyen vücutlar, temiz ilimle doyrulmayan beyinler, güzellikler pınarından mahrum kalmış kalpler, güzellikleri  temaşadan uzak  gözler gerçek ilme layık değiller. Bu sebepten olsa gerek artık SERAHSİ lere pek rastlanmıyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum