Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Lütfi AYHAN

Anne! Baba! Vermediklerinizi Bizden Nasıl İstiyorsunuz?

27 Aralık 2011 Salı

Tuncay Bey ile İrem Hanım  Türkiyenin en namlı üniversitesinin tıp  bölümünde okurken tanışmışlar, anlaşmışlar, mezun olduktan bir yıl sonra da uzun süren flört dönemini evlilikle taçlandırmışlardı.Hayat planladıkları gibi gidiyordu. Bir yandan devlette çalışıyorlar bir yandanda TUS’a  hazırlanıyorlardı. Bu sıkışık dönemde çocuk istememişlerdi. İkisi de Tus’u kazanıp uzman olunca kazandıkları  para ve edindikleri mal belirli bir seviyeye gelince  planları üzere biri kız biri erkek iki çocukları oldu. Kızlarına Bengisu Oğullarına Tarkan isimlerini verdiler.

Çocuklarını çağın en son, en  modern eğitim metotlarını kullanarak ve yine çağdaş pedagojinin tüm verilerinden faydalanarak büyüttüler. Yavrularının her ikisini de  daha bebeklikten itibaren  yiyeceğinden giyeceğine,  dinleyeceğinden seyredeceğine kadar Batı ilminin tüm imkanlarından yaralanarak onun gösterdiği yoldan, onu rehberliğinde  giderek  yetiştirdiler.

Evlatlarının, yatma, kalkma, oynama, beslenme, çalışma, eğlenme saatlerini bir plana koyup bu planı sıkı sıkıya uyguladılar. Onları en iyi okullarda okuttular, en iyi kurslara gönderdiler, eğitimlerini  en iyi özel hocalarla desteklediler. Özel spor hocalarını, özel müzik öğretmenlerini, özel resim belletmenlerini  çocuklarının yeteneklerini geliştirmesi için tuttular.

İkisi de Profluğa kadar yükselen ebeveynin, çocuklarına her sabah, bıkmadan usanmadan verdiği öğütler şunlardı:

“Çocuklar!Disiplinli ve düzenli olacaksınız! Güçlü olacaksınız! Çalışkan olacaksınız! Zengin olacaksınız!  Başarılı olacaksınız! Ne yapıp edip mesleğinizin bir numarası olacaksınız! Makamınız yüksek, paranız bol, sözünüz en üstte olacak! Hayat torbanıza yerleştirdiğimiz bu nasihatleri  katiyen unutmayacaksınız.” Hatta bu nasihatleri yazılı hale getirip evlenirken kızlarının çeyiz sandığına oğullarının da evrak çantasına koydular. 

Çocuklar, planlı, disiplinli ve sıkı çalışmanın soncunda gerçekten ebeveynlerinin gösterdiği hedeflere vardılar. Kızları elektronik  mühendisi oldu. Büyük bir yazılım firması kurdu ve sahasında Türkiyede rakipsiz bir konuma geldi. O da annesi gibi bir meslektaşı ile uzun süren bir flört döneminden sonra evlendi.Onun da iki çoçuğu oldu. O da  Çocuklarını,  ailesinin kendisini yetişdirdiği gibi yetiştirmeye başladı. Bebeklikte başlayan, kreşde, ilköğretimde  çocuklukta, lisede, üniversitede devam eden sert hayat mücadelesinden sonra aynı tempoyu patron olarak, anne  olarak devam ettirdi.

Erkek kardeşi de ablası gibi istediği üniversiteyi derece ile kazanmış okulunu birincilikle  bitirdikten sonra önce ülkenin sahasında en büyük firmasında mühendis olarak çalışmış, sonra oradan ayrılarak  kendi firmasını kurmuştu. Çalışma ve disiplini ile kısa sürede şirketini zirveye taşımıştı.Her iki kardeşte  ebeveynlerinin gösterdiği hedefle varmakla kalmamışlar o hedefin çok ilersine geçmişlerdi.

Tuncay Bey ile İrem Hanım, aradıkları mutluluğu, saddeti ve huzuru elde ettikleri parada, malda, makamda bulamayınca bu sihirli iksiri bu sefer çocuklarının başarılarında ve zenginliklerinde aramaya başladılar. Uzunca bir süre onların zenginlikleri ve başarıları ile avundular.   Ama bu hal nafile bir çaba ve  çaresiz bir istekdi.Çünkü hayatlarında çok büyük bir boşluk vardı ve bu boşluğu ne para ne başarı ne makam dolduramıyordu.  

Çocukları ve torunları kendilerinin gösterdiği yoldan ilerlemişler, sıkı, planlı çalışmanın tabi bir sonucu olarak da onlarla  ilgilenememişlerdi.  Bırak ziyaret etmeyi onlara telefon bile açamıyorlardı. Birkaç kez çocuklarını ve torunlarını arayan ebeveynin uzun konuşmaları “hasretten, sevgiden, özlemden” bahseden cümleleleri çocuklarının ve  torunlarının canını sıkmaktan, onların günlük planlarını bozmaktan! başka bir işe yaramamıştı.Tersine  “zaman kaybına sebep olduğu” düşüncesi ile bir daha hiçbiri onların telefonlarına  cevap vermez olmuştu. Yalnızlık, sevgisizilik, ilgilsizilik, vefasızlık ve buna benzer manevi duyguların yerini ne para, ne makam, ne de başarı doldurabiliyordu. Bu vahim sonuç onları büyük bir hüsrana uğrattı. Günlerce düşünüp taşındılar sonunda oturup biricik kızları Bengisu ile  biricik oğulları Tarkan’a bir mektup yazmaya karar verdiler. Mektubun özeti şuydu;

“Yavrularım sizleri özledik. Torunlarımıza hasret kaldık. Ne olur  hiç olmazsa bayramlarda gelin görüşelim bayramlaşıp hastret ve özlem giderelim. Eğer  sizler  gelemezseniz, vaktiniz yoksa  biz sizlerin yanına varalım. Paranın, gücün, makamın dolduramadığı büyük bir boşluk var içimizde…”

Mektubu alan evlatlar Bengisu İle Tarkan  oturdular ve ebeveynlerine ortak bir cevabi mektup yazdılar. Mektubun özeti şuydu;” Sevgili Annemiz! Kıymetli Babamız! Mektubunuzu aldık. İstekleriniz gözden geçirdik. İki kardeş, hayatta kullanılmak üzere bizlere verdiğiniz ve” ömür boyu saklayın dediğiniz”  öğütlerle dolu hayat torbalarımızı birlikte açtık. Her ikisinde de; “Güç, servet, çalışma, başarı, zenginlik, plan, şöhret, dünya, para…” vardı. Bizim torbamıza koymadığınız ve bizim yabancısı olduğumuz ve bizim için bir anlam ifade etmeyen “özlem, sevgi, hasret, vefa, saygı, anne, baba hakkı, sılay-ı rahim” gibi şeylerden bir şey anlamadık. Vermediklerinizi, öğretmediklerinizi  bizden nasıl istersiniz!  Size Hayat Torbamızda olan paradan, onda  mutlaka olmasını istediğiniz başarıdan, ( başarılarımızı gösteren belgelerin fotokopilerinden)  gücümüzü belgesi olan, şirketlerimizin dokümanlarını gösteren belgelerden bolca gönderiyoruz. Ayrıca torunlarınızın da aynı bizim yolda gittiğini gösteren çalışma planlarından da birer örnek iletiyoruz.  Sizlere yapacağımız ziyaretler, çocukların çalışma planlarını bozacağından, bizlerin de şirketlerimizdeki çalışmalarımızı aksatacağından sizleri ziyaret etmemiz mümkün görünmüyor. Aynı nedenlerle sizlerinde bizleri ziyaret etmeniz pek uygun olmayacaktır.”

                Zengin bir muhitin camisinin avlusnda yanyana iki tabut vardı.  İntihar eden karı koca Prof. Doktorların tabutunun üzerinde vasiyetleri üzerine şu cümle büyük harflerle yazılıp konmuştu: “Yavrularımız! Çok haklısınız!  Sizlere vermediğimizi sizlerden istediğimiz için üzgünüz! Elveda!”

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 2016 defa okunmuştur
Zenginliği Allah verir
yedidağınaslanı
“Güç, servet, çalışma, başarı, zenginlik, plan, şöhret, dünya, para…”Zenginliği Allah verir Ama bazıları bu geçici emaneti kendilerinin sanır ve aldanır.
29 Aralık 2011 Perşembe 13:41
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Maalesef günümüz insanının çıkmazları bunlar.
Rabia
Allah cümlemizi bu gibi akıbetlerden korusun .
28 Aralık 2011 Çarşamba 22:15
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
KARPUZ EKİPTE DOMATES HASAT EDEN OLMADI
KEMAL Varol
KARPUZ EKİPTE DOMATES HASAT EDEN OLMADI .İnnsan ne ekerse onu biçer.
28 Aralık 2011 Çarşamba 00:00
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri