Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Lütfi AYHAN

Of Çeken Çok Yıkılan Dağ Yok

15 Kasım 2012 Perşembe

                Kimle karşılaşsanız dertli,  kimle konuşsanız sıkıntılı… Ülke dertliler kampı sanki. İşsizler işsizlikten, işi olanlar az para kazanmaktan, zengin olanlar doymayan hırslarının zebunu olmaktan,  gelin kaynanadan kaynana gelinden, patron işçiden işçi patrondan,  öğretmen öğrenciden öğrenci öğretmenden, polis hırsızdan hırsız polisten, iktidar muhalefetten muhalefet iktidardan, baba evlattan evlat ebeveyn den yana dertli, sıkıntılı. 

                Parkta birinin yanına oturun ve sorun:  Nasılsın?  Çok şükür dedikten az sonra başlar sızlanmalar, ah çekmeler, of çekmeler. Babana sor:  Baba, nasıl geçti hayatın? Sana birkaç roman yazacak kadar sıkıntı anlatır saatlerce. Öğretmenler derse başlamadan, siyasiler propaganda konuşmalarında, komutanlar eğitim esnasında, ustalar çırakların en basit hatasından sonra alırlar dertli sazlarını ellerine, neler çektiklerini anlatırlar size saatlerce bıkmadan, usanmadan.

                 İşin garip yanı sıkıntılarını, çektiklerini anlatırken adeta zevk almaları! “Gızım bi gaynanam vardı. Beni zabahın köründe galdırır gice yarılarına gader hizmetçi gibim gullanırdı. Birde baban gelince ona şikâyet ider dayak mı isten, hakaret mi isten… Of!  Of! “Çocuklar biz sizin yaşlarınızda iken ne üstte vardı ne başta. Kitaplarımız ikinci eldi, defter kalem bulmak zor işlerdi.  Ayakkabılarımız yırtık pırtıktı. Kışın palto bizler için bir hayaldi, kitap defter parasını bile zar zor bulurduk. Of! Of!” “Ulen oğlum sen bu sofrayı beğenmiyorsun ama biz sizin yaşınızda iken bir soğan, bir çökelek bulduk mu…! Of Of !”

                 Bu acındırma, bu of çekme durumu kültürümüzün ayrılmaz bir parçası haline geldi. Koskoca adamlar, çocuklarının, arkadaşlarının yanında askerde çavuştan yediği dayağı öyle ballandırarak anlatıyorlar ki adam sanki dayak yememiş büyük bir kahramanlık yapmış.  Bu “hastalık “ ferdilikten çıkıp toplumsallaştı mı (ki bu gün o tehlike var) bir kültür haline gelir. Bu da bir millet için pek de iyi bir durum değildir. Bu hale en büyük örnek İran’dır. İranlılar Şia’nın tesiri ile sürekli ağlayan, sürekli zulme uğramışlığını öne çıkaran,  sürekli Kerbela, devamlı Ali,  kesintisiz Hüseyin ağıtları yaka yaka, millet olarak bir “ağlama duvarı” haline gelmişlerdir. Ağlamak, gözyaşı dökmek, sızlanmak onlarda bir mağduriyet kültürü oluşturmuştur. Böyle kültürlerden lider ülke, böyle kültürlerden lider insan çıkmaz.

                  Bu nedenle ailemizde, toplumumuzda, yolda, sokakta, okulda, siyasette, edebiyatta, sinemada bu kültürden acilen kurtulmalıyız. Yoksa daha çok of çeker, daha çok sızlanır, daha çok mızmızlanırız. Üstelik çektiğimiz oflardan ne dağlar yıkılır ne denizler çalkalanır. Çünkü oflarımız sahte ve zayıf. Bunlar her insanın başına gelebilecek türden sıkıntılar ve dertler.  Allahtan böyle, yoksa Türkiye de yıkılmadık dağ çökmedik tepe kalmazdı. Zavallı coğrafyacılarda ne yapacağını şaşırır, her gün yeni bir fiziki harita çizmek zorunda kalırlardı!

Not : Kurana inanan bizler şu ayeti ve hadisi sıkça hatırlamalıyız.

(Lekad ḣalaknâ-l-insâne fî kebed: Andolsun, biz insanı bir zorluk içinde yarattık. Beled 90)

Ebu Hureyre (R.A.)dan rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:

“Dünya müminin zindanı, kâfirin cennetidir.”1 buyurmuşlardır.

Katâde bin Nu'man (R.A.)dan rivayete
göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:

“Allah Cebrail'i, bana gönderdiği suretlerin en güzelinde indirdi. Cebrail şöyle dedi: "Ey Muhammed, yüce Allah sana selâm söylüyor ve şöyle buyuruyor:

“Ben dünyaya dostlarım için acı, bulanık, dar ve sıkıntılı olmasını vahyettim.  Tâ ki, Bana kavuşmayı özlesinler. Ben dünyayı dostlarım için bir zindan, düşmanlarım için de bir Cennet olarak yarattım.”

 

     

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 1952 defa okunmuştur
Nefis Terbiyesi
veysel
Bu kadar çok şikayetlenmemizin nedeni herhalde enaniyet damarının güçlü olmasından kaynaklanıyor.Düşünürlerin sözleri:``Küçük adamlar şahısları konuşur,vasat adamlar olayları konuşur,büyük adamlar fikirleri konuşur...Boş kafalı insanla,mütevazi insanı birbirinden ayırmak kolaydır.Çünkü birincisi daima kendisinden bahseder.``Mütevazi olabilmek için nefsi mücadeleye önem vermek gerekiyor ki;bu sayede isar sahibi olalım,empati yapma becerisini kazanalım,insana değer vermesini bilelim...Yaratıcının buyruğu:``Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir.`` Behlül Dana hazretleri bir gün 3 kafatası önüne koymuş ve elindeki çubukla işaret ederek:Bu hiç kafa,bu boş kafa,bu hoş kafa!Hiç kafa;kendisine söylenen nasihatlere kulağı kapalıdır duymaz.Boş kafa;Söylenenler bir kulağından girer,diğer kulağından çıkar.Hoş kafa;Her öğüdü can kulağı ile dinler,zihnine,beynine yerleştirir ve öğrendikleriyle amel eder.Cenabı ALLAH sonuncusundan olmayı bizlere nasip eylesin.inşaALLAH
16 Kasım 2012 Cuma 21:33
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri