Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Mehmet ALTAN

Ekonomide güven dönemi

29 Mayıs 2009 Cuma

Aynı dün gibi Çarşamba günü de İstanbul erken gelmiş fettan bir yazın cilvesinin esiriydi. Görmüş geçirmiş Dolmabahçe’nin başbakanlığa tahsis edilen bölümünde çoğu akademisyen olan köşe yazarlarıyla toplandık.


Toplantıya Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, Başkan Yardımcısı Erdem Başçı, Hazine Müsteşarı İbrahim Çanakçı da katılmışlardı.

* * *

Üstelik henüz Çukurca’da mayın patlamamış, yedi askerimiz şehit olmamış, sekizi de yaralanmamıştı.

Barışın yaklaşır gibi olduğu her dönemde harekete geçen sinsi ellerin Azrailliğinin karanlığı güne vurmamıştı.

Mayın arayamayan...

Döşenmiş mayın tuzaklarından askerlerini korumak için de çareler bulamayan bir ülkenin vatandaşı olduğumuzu unutur gibi olmuştum.

* * *

Süper yetkilerle donanarak ekonomiden sorumlu başbakan yardımcılığına atanan, ketum ve ihtiyatlı Ali Babacan keyifli görünüyordu.

Doğrusu başarılı bir ekonomi yönetiminden sonra onu yeniden ve daha yükselmiş bir şekilde aynı makamda görenlerde bir güven oluşturmuştu.

Beş saat kadar süren derinlemesine bir ekonomik ufuk turu yaparken, Ali Babacan’ın yirmi ay süren Dışişleri performansından da özet olarak bir kez daha haberdar olduk.

Babacan, 20 aylık Dışişleri Bakanlığı süresince 132 dış gezi yapmış, dışişleri bakanları ile yaptığı toplantılar da 200’ü aşmıştı.

* * *

Bir önceki dönemden farklı olarak Ali Babacan, iktisadi durumla ilgili çok değişik çevrelerin görüşlerini alarak hem büyük tabloyu görmeye çalışıyor, hem de bir sinerji yaratmaya uğraşıyordu.

Nitekim yatırım bankalarının baş ekonomistleriyle birkaç gün önce gene aynı mekánda toplanmıştı.

Cevabı aranan üç soru vardı:

Dünyadaki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorduk?

Türkiye’deki gelişmeleri nasıl okuyorduk?

Ve çözüm için ne öneriyorduk?

* * *

Aslında herkes aşağı yukarı yazdıklarını bir kez daha, bu kez sesli olarak anlattı.

Ben, daha önce de yazıp söylediğim gibi olup biteni Schumpeter’in ‘yaratıcı yıkım’ kavramına uygun bir gelişme olarak yorumluyorum.

ABD’nin sanayi sonrası üretim anlayışını simgeleyen ‘Silikon Vadisi’ kendisine uyum göstermekte çok zorlanan ve eskide kalan bir anlayışta direnen finans merkezi ‘Wall Street’i yıkarak yeniden yaratma peşinde.

Çağın gereği olan bu düzeltmenin orta vadede kendine uyum gösteremeyen eskiye ait ne varsa silip süpüreceğini de söyleyip duruyorum.

* * *

Türkiye’deki gelişmelere bakınca...

Teşhisi yetersiz ama moral verme gücü yüksek bir doktorla karşılaşmış gibi olmuştuk.

Siyasal iktidar gelmekte olanı yeterince okuyamayınca, söylemleri de gerektiği kadar etkili olamadı.

Ve piyasa, krizin gelmekte olan etkilerinden daha çabuk ve daha hızlı, hem de daha çok küçüldü.

Sanıyorum ki son günlerde yayılan iyimserlik algısı da, olması gereken ile kantarın topuzunu kaçıran büzüşme arasındaki farkın yansıması.

* * *

Neler yapılmalı konusuna gelince...

Toplantıda da söylediğim gibi AK Parti resmin bütününe bakıp, uzun vadeli bir bütünsellik yerine, siyasal, günlük bir pragmatizmden yana tavır alıyor.

Ülkeyi AB sayesinde ciddi bir şekilde modernleştirirken, ‘modernleştirmenin tümüne bilinçli olarak sahip çıkmıyor.’

Örneğin tarımda çalışan nüfus azalırken verimin yükselmesine, başarılı esnafın bir üst noktaya terfi edişine, emek piyasasındaki nitelikli ile niteliksizi ayıran hareketlenmeye bir bütün olarak bakmıyor. Bakmadığı için de modernleşmeden yana bir siyasal irade gösterip tutunamayanlara da makro planlarla elvermek yerine Araf’ta durmayı siyaseten tercih ediyor.

Hálbuki özellikle ilk döneminin ilk üç yılında tetiklediği modernleşme hareketine siyaseten militanca sahip çıkıp, modernleştirmenin karşısında tutamaksız kalanlar için de makro planlar geliştirse, çok daha farklı bir Türkiye oluşur.

Hem kendi yol alır, hem de Türkiye...

* * *

Tabii bunları söylerken ‘değişimin siyaseti’ ile her attığı adımla seçime endeksli yaşayan ‘siyasetçinin siyaseti’ arasında da çok ciddi farklar olduğunun bilincindeyim.

Ne var ki önceki gün Dolmabahçe’de Ali Babacan’la gerçekleştirdiğimiz akademik ağırlıklı çalışma ortamının da bütün bu ayrımlara rağmen çok faydalı olduğunu teslim etmeliyim.

* * *

Keşke Kürt Sorunu’nda da aynı bizim önceki gün yaptığımız türden bir sinerji yaratılsa ve insanlarımız ölüp gitmese...
Bu yazı toplam 1674 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri