Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Mehmet ALTAN

Hukukçulara iktisat mı öğretsek?

07 Haziran 2009 Pazar
Ergenekon soruşturması hız kesmeden devam etse de... Kimisi muvazzaf asker, birçok kişi sorgulanmak üzere gözaltına alınsa da...

Kısacası Türkiye bir yanıyla arınmaya çalışsa da...

Diğer yanda statükonun toparlanarak bir huruç hareketine girişme iştahının kabardığını gözlüyoruz.

Tabii hemen şimdi hedefe konan ve dönüşümcü, reformcu ruhunu kaybetmişe benzeyen Ak Parti’nin de, anayasa değişikliği yerine sadece türbanı yeğleyen vahim hatasıyla başlayan süreçteki yanlışları da statükonun ekmeğine yağ sürdü, sürüyor...

Dün, mal varlıklarına tedbir konmasıyla yeniden manşetlere taşınan Deniz Feneri Davası’ndaki gelişmelerde iktidar çevrelerinin savunma refleksi, aşırı pişkin çıkan RTÜK başkanına dolaylı ve dolaysız verilen destek de bunlardan biriydi.

Ve baktım...

Bu dava üzerinden AK Parti için yeniden ‘kapatma’ davası zemini arayan Yargıtay Başsavcısının önceki günkü konuşmasında ‘siyasal iktidar’a yönelik çok ağır suçlamalar var... Bu suçlamalar sadece siyasal iktidarın meşruiyetini hedeflemiyor, Ankara kulislerindeki fıldırfış aranış dedikodularını da güçlendiriyor...

Yargıtay Başsavcısının hukukçu kimliğini bir yana bırakarak benimsediği o Ankara laiklerinde görülen yeminli ‘AK Parti düşmanlığının’ yanısıra, konuşmasında inanılmaz tutarsızlıklar, ağır bilgi zafiyetleri ve anlaşılması güç ‘eşleştirmeler’ vardı...

Örneğin, pek çok kişi tarafından garipsenen şu cümle:

‘Muhafazakár partiler öne çıktıkça, artan radikalleşmeyle birlikte, ekonomik büyüme ve modernizasyona daha çok vurgu yapılmak suretiyle, batı tipi demokrasilerin ayrılmaz parçası olan laikliğin gündemden düşürüldüğü ve tanımının değiştirilmeye çalışıldığı görülmektedir.’

* * *

Ne demeli?

Laiklik ile ekonomik kalkınma arasındaki bağı mı hatırlatmalı, Atatürk Devrimleri’nin oturup oturmadığını mı sormalı ya da bu söylemler ile ‘egemenlik kavgası’ arasındaki irtibatı mı araştırmalı?

Mine Şenocaklı’ya Şubat 2008’de tümünü şöyle özetlemişim:

‘Ben cami ve kışla etrafında siyaset yapanların kavgalarını garipsiyorum, sığ buluyorum.

Rejim tehlikesi var mı? Laiklik elden gidecek mi?

Bunlara karşı benim sorum da açık. Atatürk devrimleri oturdu mu, oturmadı mı?

Oturduysa laiklik elden gitmez. Oturmadıysa eğer, niye oturmadı bunu konuşmak lazım...

Siirt’in bir mezrasında oturan adamın aklına, ‘Laik mi olayım, şeriatçı mı olayım?’ diye bir soru gelmez. Laiklik, burjuvazi ile ortaya çıkmıştır. Bir yaşam biçimidir. Orta sınıf kent kadınlarının meraklı oldukları farklı yaşam biçiminin doğuşu, burjuvazinin iktidar olmasıyla mümkün olmuştur. Özgürce yaşayabilmenin garantisi de, bir anlamda burjuvaziyle birlikte laiklik olmuştur. Bir toplumda para harcama imkanları olmadığı vakit, yani soğan ekmek yiyip yatıldığı vakit, laiklik diye bir mesele olmaz. Bugünkü Türkiye’deki sosyal yapı laikliği üretiyor mu, garanti altına alıyor mu, toplumun bundan çıkarı var mı? Bütün bunları tartışmadan, ‘Laiklik elden gidiyor’ demek Ankara’daki iktidar kavgasıdır.’

* * *

Sonra da şu analizi yapmışım:

‘Türkiye aslında sosyal sınıfları olmayan bir ülke. Bizde gerçek bir proleterya, bir burjuvazi sınıfı sözkonusu değil. Marksizm, liberalizm gibi düşünceler yeterince boy atmamış. Buradaki etkin temel unsur milliyetçilik ve Müslümanlık. Ama bunu Müslümanlık ve milliyetçilik dışındaki bir anlayışla, sınıfsal bir çerçeve içinde analiz edersek, bugün CHP’nin devlet bürokrasisi etrafındaki bir elitin, AK Parti’nin ise devlet elitinin dışındakilerin sözcülüğünü yaptığını görürüz.

Yani Türkiye’de iyi eğitim görmüş, dil bilen, dış dünyayı tanıyan, nispeten tuzu kuru olanların devlet bürokrasisinin etrafında kümelenmiş ve CHP’ye yakın olduğunu, tutunamayanların, iyi eğitim görmeyenlerin, dar gelirlilerin de AK Parti etrafında mevzilendiğini görürüz. Bu bir sınıf savaşıdır. Ama burjuvazisi ve proleteryası olmayan, tuzu kurularla yoksullar arasındaki bir sınıf savaşı...’

* * *
Aslında...

Yargıtay Başsavcısının konuşmasının içeriğini garipsemeyip zafiyetlere şaşırmasaydım...

Bugüne hem Adam Smith’in hem de John Maynard Keynes’in doğum gününün 5 Haziran olduğundan hareketle çok daha farklı bir ekonomi yazısı yazmayı tasarlamıştım...

Ne var ki bizde çok önemli mevkilerde bulunanların çok temel bilgilerden yoksunluğu, keyifli arantıları engellemekte.

Pazar için tasarladığım o yazı bugüne kısmet değilmiş... Ne yapalım, sağlık olsun...
Bu yazı toplam 1752 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri