Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Mehmet ALTAN

‘Nah girerler’ hukuku

21 Şubat 2010 Pazar

Bülent Arınç’a suikast iddiasıyla ilgili olarak polis tarafından iki subay gözaltına alındığında Genelkurmay’ın açıklaması ne diyordu...

Söz konusu askeri personel, uzun süredir devam eden, kastedilen bölgeye yakın bir yerde oturan ve bilgi sızdırdığı iddia edilen bir askeri personel hakkında bilgi toplamak üzere görevlendirilmiştir.”

Genelkurmay Başkanı ne diyor peki?

“Örnek, bu Ankara Seferberlik Kurulu Bölge Başkanlığı’ndaki yaşadığımız bir olay. Evet, bunlara biz görev verdik. Ben verdim, hiç kimse de ırgalamasın, ben verdim. O görevi arkadaşlar icra ediyorlar. Uzun süredir icra ediyorlar. Yapılan ne, bu adamlar sürekli orada, yapılan ne? Nedir yapılan: Daha görev yaptığınız bölgenin karakteristiğini bir kere tam bilmeniz lazım yani. Bölge hassas bir bölge ve bir yığın adam var orada. Benim adamımın bunu görmesi lazım, sizin görmeniz lazım, görmüyor. O zaman bu bir hatadır. Uzun süre o görevi yapıyorsunuz, izleniyorsunuz yani. Kendiniz bunu hissetmeniz lazım. Anlamanız lazım. Anlayamıyorlar. Profesyonel yeteneklerde sıkıntılar var.”

“Paslaşılan” Genelkurmay Başkanı’nın samimiyetine, TSK açıklamalarındaki saydamlığa bakın...

***

Aynı Genelkurmay Başkanı sık sık ne diyor:

“Silahlı Kuvvetler demokrasi ve hukuk devletine bağlı ve saygılı bir kurumdur...”

Bunu kime diyor?

“Kamuoyuna”...

Peki, kendisine ait olduğu teyit edilen ses bandında kurmaylara ne diyor?

“Efendim işte bu Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı’na gelecekler, arayacaklar. Yani ne yapacaksınız? Bir, aratmayacaksınız, aratmazsanız ne olacak? Arayabilirler mi? ‘Giremezsiniz’ desen ne yapacaklar, girebilirler mi oraya? Nah girerler. Yok böyle bir şey, giremezlerdi yani.”

Bunu kamuoyuna “demokrasi ve hukuk devletine bağlı” olduğunu açıklayan TSK’nın Genelkurmay Başkanı telaffuz ediyor:

“Giremezseniz desen ne yapacaklar, girebilirler mi oraya? Nah girerler...”

***

Hâlbuki...

Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı’ndaki üçüncü inceleme çalışmasına kim izin veriyor?

Mahkeme... Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi yedek yargıçlığı...

Nasıl?

Terör suçlarına bakmakla görevli özel yetkili Cumhuriyet Savcılarının isteği üzerine...

Mahkemenin arama kararına “istemesem nah girerlerdi” yaklaşımı acaba nasıl bir demokrasi ve hukuka bağlılık?

Tabii adım gibi biliyorum ki yargı kurumlarından “nah girerlerdi” yaklaşımına çıt çıkmayacak...

27 Nisan’a çıkmış mıydı ki bu beyana çıksın?

***

Tabii siyasal iktidarın da ne düşündüğünü merak ediyorum...

Bireylerin eğilimleri üzerinden “reel politik” anlayışının ne kadar sakat olduğu ortada...

Demek ki demokratik bir çerçevenin güvencesi “ilke siyasetinden” geçmekte...

Yoksa dışarıya “demokrasi ve hukuk devleti”, kurmaylara “nah girerlerdi” arasında yem ve oyuncak olmak, “dışarıya” söylenen ile “içeriye” beyan edilen arasındaki uçuruma düşmek an meselesi bile değil...

Bugüne kadar kamuoyuna söylenenler ile işlerin gerçek yüzü arasındaki büyük çelişki bu bantta somutlaşmıyor mu?

Zaten sabah akşam bu yüzden askeriye konuşulmuyor mu?

***

Genelkurmay büyük bir demokratik temizliğe girişmek yerine “sızıntılarla” meşgul:

“Bilgi sızmaları oluyor maalesef, efendim Silahlı Kuvvetler’de hiç bilgi sızması olmaz. Olur. Yani maalesef olur. Niye? Maalesef çürükler yüzünden.”

Siyasal iktidar, “nah hukukundan” kurtulup halk iradesinin geçerli olacağı “demokratik bir rejim” kurmak ve statüko tarafından yutulmasını önlemek istiyorsa, “ilke siyaseti” üzerinden AB reformlarına abanmak zorunda...

En sağlıklı “paslaşma” bu çünkü... Diğer paslaşmaların ise kimle ve hangi takımla olduğu çok muallâkta...

Zaten “nah hukuku” da böyle bir şey...

Dışarıya başka pas, içeriye başka pas...

Melih Aşık’a not:

Maşallah, epey pişkinsin...

Ne oldu o iddialar, yalanlar?

Niye gerçek olmayan rakamlar yazdın? Neden yalan söyledin?

Sen yalancı, iftiracı bir palavracısın.

Ama gene de sana bir önerim var.

Sütununa bir not koy, “yalan yazdım, gerçekleri çarpıtıp iftira attım” de, ben de o çok merak ettiğin miktarı hemen açıklayayım.

Hem için rahatlasın hem de yalancılığın bedelini öde.

Yalancılığının içinden hiç bedel ödemeden, her zamanki yüzsüzlüğünle sıyrılabileceğini mi sanıyorsun sen?

Bu yazı toplam 1712 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri