Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Mehmet Şevket EYGİ

1939’da Fransa ve Almanya

23 Şubat 2010 Salı

Hitler, Birinci Cihan Harbi'nden sonra Polonya'ya verilmiş olan Danzig bölgesini tekrar Almanya'ya katmak istiyordu. Bu bölgenin halkı yüzde 96 Almandı. Polonya direndi. Führer 1939'da Polonya'ya saldırdı.Ülkeyi Sovyetler Birliği ile paylaştı.

Fransa ve İngiltere Amanya'ya savaş ilan etti.

Hitler bu iki devlet ile savaşmak istemiyordu. El altından savaş olmasın teklifleri yaptı, kabul ettiremedi. Sekiz ay boyunca Alman Fransız sınırında bir çarpışma ve çatışma olmadı. Sekiz ay sonra Almanya, kendisine savaş ilan etmiş olan ve sulha yanaşmayan Fransa'ya karış taarruza geçti, ordusunu kısa zamanda çökertti. Paris dahil yarıdan fazlasını işgal etti, mütareke imzalandı, ülkenin işgal edilmemiş kısmında Mareşal Pétain'in devlet reisi olduğu yenik, kolu kanadı kırık, çökmüş, bitmiş bir Fransa kaldı.

Fransa'nın ordusu Alman ordusundan daha güçsüz mü idi? Kesinlikle değildi. Mükemmel bir donanmaları, güçlü bir hava ordusu, binlerce uçakları, tankları, fazlasıyla askeri vardı. Fransa Almanya gibi uçak, tank, zırhlı gemi, her tür cephane savaş malzeme üretebiliyordu.

Fransa'nın nüfusu çok az mıydı?Hayır değildi.

Fransa Almanya ile başa çıkamaz mıydı? Öyle bir başa çıkabilirdi ki...

Peki, denk kuvvetlere sahip, hattâ bazı konularda Almanya'dan üstün olan Fransa nasıl ve niçin çökmüştü?

Bence bu çöküşün sebepleri şunlardır:

1. Siyaset çürümüştü.

2. Ahlâk bozulmuştu.

3. Hedonizm almış yürümüştü.

4. İşler, vazifeler, makamlar ehil olanlara verilmemişti.

5. Fransa ve Fransızlar Almanlar kadar disiplinli değildi.

Almanlar harıl harıl çalışırken Fransızlar vur patlasın çal oynasın yaşamışlardı. Dünyanın en fazla şarap içen halkı Fransızlardı. Fuhuş almış yürümüştü. Aileler gereken miktarda çocuk yapmıyordu. Filozoflar, düşünürler, yazarlar, sanatçılar tartışıp duruyordu.

Düşünebiliyor musunuz, Fransa'ya Almanya savaş ilan etmemiş, tam aksine savaşı Fransa başlatmış. Barışa da yanaşmamış... Sekiz ay boyunca sıcak çatışma da olmamış... Sonra Almanlar bir vurmuşlar, pîr vurmuşlar, iki haftada denk kuvvetlere sahip Fransa'yı çökertmişler.

Fransızların feryadı ayyuka çıkıyor. Almanya bize saldırdı, ülkemizi işgal etti!.. Peki hangi taraf savaş ilan etmişti? Hangi taraf barışa yanaşmamıştı?..

Almanya'nın saldırmaktan başka çaresi kalmamıştı.

Açık konuşuyorum:

Bir ülkede kokuşma yaygın ve yoğun hale gelirse.

Politika kirlenirse.

Hedonizm genelleşirse.

İçki, kumar, fuhuş, zina... Rüşvet, kaçakçılık, haram rantlar... Emanetler ehline değil yârânâ, yakınlara, eşe dosta verilirse...İnsanlar az çalışıp çok kazanmak isterse... Kirli, kara, necis, uğursuz para miktarı çok artarsa... Büyük faizciler ve spekülatörler devleti, halkı, ülkeyi soyarsa... Sen ben kavgaları zıvanadan çıkarsa... Ordu politikaya karışırsa...O ülke çöker.

Hitleri, Nazizmi mi savunuyorum? Hayır gerçekleri yazıyorum.

Bendeniz İslâm'dan başka hiçbir dini ve ideolojiyi benimsemem. Nazizm benden uzak olsun. Hitlere de sempatim yoktur.

Amerikalılarla, Ruslarla, İngilizlerle mukayese edilecek olursa Hitler Almanya'sı bin kere daha toleranslıdır. Almanlar Paris'i işgal ettiler, Eiffel kulesi üzerinde gamalı haçlı Alman bayrağı dalgalandı, lakin şehri tahrip etmediler, sivil halka dokunmadılar. Jean Paul Sartre, Les Situations adlı kitabında, Paris metrosunda oturarak seyahat eden üniformalı bir Alman subayının "Buyurun Madam" diyerek koltuğunu bir Fransıza terk ettiğini yazar.

Birtakım Fransız kadınları Almanlarla yatmışlardır. Fransız lokantaları, barları, pavyonları, otelleri, dükkânları, ticarethaneleri işgal kuvvetlerini müşteri olarak kabul edip hizmet vermişlerdir.

Şu anda Irak'ta, Afganistan'da, Filistin'de sivil halk, kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar eziliyor... Şehirler harap olmuş vaziyette... Uluslararası savaş hukuku ve anlaşmaları ayaklar altına alınmıştır.

Kanadalı tarihçi James Bacque "The Other Losses" adlı kitabında 1945'te Almanya teslim olduktan sonra Amerikalıların bir milyon 200 bin esir Alman askerini kamplarda açlıkla, pislikle, barınaksız bırakarak, yaralı ve hastalara bakmamak suretiyle öldürdüklerini yazar.

Hitmer bir diktatör müydü? Elbette diktatördü...

Nazizm bozuk bir ideoloji miydi? Elbette bozuktu...

Lakin Almanlar hiç bir zaman Amerikalılar, Ruslar, İngilizler kadar zalim olmamışlardır.

Yahudi meselesi var. Bu konu çok abartılmış, bazı Yahudilerin de itiraf ettiği gibi savaştan sonra "Soykırım Endüstrisi" kurulmuştur.

Hitleri ve Almanya'yı övmek, haklı çıkartmak gibi bir derdim sıkıntım yok. Türkiyelilere bazı gerçekleri hatırlatmak istedim o kadar. Tekrar ediyorum:

1. Bir ülkede politika çok kirlenirse (Dikkat buyurunuz kirlenirse demedim, çok kirlenirse dedim...Politika zaten kirlidir...)

2. Bir ülkede kokuşma korkunç boyutlara ulaşırsa... Rüşvet, riba, haram rant, spekülasyon, komisyon, alavere dalavere genelleşirse.

3. Ahlâk çok bozulursa.

4. Aile kurumu sarsılırsa.

5. Toplumun önemli bir kısmı seks manyağı haline gelir veya getirilirse.

6. Para ana değer olursa.

7. Fuhuş zina, kumar yaygınlaşırsa.

8. Vatanseverlik duygusu darbelenirse.

9. Ordu iç politikaya karışırsa.

10. Medya mafyalaşırsa.

11. Egemen azınlıklar ülkeyi, halkı sömürürse...

İşte böyle kötü şeyler olursa yenilgiye, hezimete, çöküşe hazır olmak gerek.

1939 Fransa'sında da birtakım yazarlar, düşünürler, filozoflar, gazeteciler, vatanseverler halkı ve idarecileri uyarmışlardı. Çok derin uyudukları için uyanamamış, toparlanamamışlardı.

Benim bu yazımın bir faydası olur mu? Hiç sanmam. Yazılması gerektiği için yazdım.

(Hitler rejiminin en güçlü adamlarından biri Gestaponun reisi Himmler idi. Biyografilerinde bu güçlü zatın, maaşından başka bir geliri olmadığı için geçim sıkıntısı çektiği yazılıdır.)

(İkinci yazı)

POLEMİKLER

Bazen aleyhimde yazılar çıkıyor. Bazısının üslupları nezih, tenkit ve düzeltmeleri isabetlidir. Onlara teşekkür ederim.

Bazıları pek seviyesiz, onlara cevap vermek çirkefe taş atmak olur.

Bir de şu husus var: İki yazar veya politikacı kavga ve polemik yapınca halk çok meraklanıyor ve ikisinin yazılarını da dikkatle okuyor. Halkımız oldum olası horoz dövüşlerine, deve güreşlerine, müsabakalara tutkundur. Eski Romalılar kanlı ve vahşi gladyatör çarpışmalarını çok severlermiş. İspanyollar matadorların boğaları öldürmesine bayılır.

Bendeniz polemiğe girmeyi sevmem.

Bu yaştan sonra "Filanca Eygi'ye vermiş veriştirmiş, o da ona cevap vermiş, bakalım yarın ne yazacaklar? Heh heh heh..." dedirtmek istemem.

Bazen aleyhimde yazan kişi eski bir âşina ve dost oluyor. Onunla halkın önünde tartışmak ayıp olmaz mı?

Herkesi kasd etmiyorum ama halkın bir kısmı faydalı, lüzumlu, iyi yazıları okumaz. Mahalle kavgalarından polemiklerden, karşılıklı hakaretlerden büyük zevk alır. Dedikoduculuk onların ruhuna, kanına, iliklerine işlemiştir. Onları zevklendirmek işime gelmez.

Velhasıl:

Seviyeli tenkit edenlere (tenkitleri doğru da olsa, yanlış da olsa) teşekkürler.

Seviyesiz, mahalle karısı ağzıyla ve üslubuyla saldıranlara teessüfler.

Nasihat tutan olur mu bilmem ama yine edeyim: Sayın halkımız!.. Lütfen seviyesiz polemiklere, medya kavgalarına, sövüp saymalara önem vermeyin, okumayın, rağbet etmeyin... Faydalı yazılar okuyun...Ömrünüzü, vaktinizi heba etmeyin...

Bu yazı toplam 1580 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri