Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Mehmet Şevket EYGİ

Malatya Valisi'ni Tebrik Ediyorum...

17 Ocak 2011 Pazartesi

Malatya'nın muhterem Valisi Beyefendiye, Selam ve hürmetlerimi takdimden sonra...

Malatyalı dostum Dr. Reşat Beyden duydum: Şehrinizdeki Türk-İslam mimarisine göre inşa edilmiş tarihî binaları, evleri tespit ettirdiğinizi, koruma altına aldırdığınızı söyledi; bundan son derece memnun oldum, naçiz bir vatandaş olarak teşekkürlerimi arz ediyorum.

Bir ülkenin, bir halkın millî kimliğinin iki büyük unsuru yazılı-edebî lisan ile mimarlıktır. Bunlar dejenere oldu mu, millî kültür çöker, millî kimlik erozyona uğrar, halk yabancılaşır.

Maalesef yakın tarihimizde lisanımıza ve mimarimize çok büyük sabotajlar ve ihanetler yapılmıştır. Türkçemiz kuşdiline çevrilmiş, mimarimiz alabildiğine çirkin hale getirilmiştir.

Bundan birkaç yıl önce gezmek maksadıyla Malatya'ya gitmiştim, eski millî doku hemen hemen yok edilmiş, her yer berbat ve zevksiz beton binalarla doldurulmuştu; birkaç sokakta birkaç eski Malatya evi kalmıştı, onlarda da kimse oturmuyordu.

Bendeniz beş sene hasbelkader Almanya'da oturdum. Almanya II. Dünya Savaşında yerle bir olmuş bir ülke...

Lakin her yerde aslına uygun şekilde restore edilmiş, içine çağdaş konfor konulmuş eski binalar vardı. Bu binalar mesken veya işyeri olarak kullanılıyordu. Kütüphanemde Alman şehirlerine ait elli kadar resimli albüm var. Onlardaki eski evleri, tarihî binaları seyrettikçe Almanları takdir ediyorum, kendimizi de ayıplıyorum.

Bundan yüz on sene önce Anadolu ve Rumeli Müslümanları apartmanlarda oturmak istemezlerdi. Eskinin dört katlı binalarına "Yahudihane" derlerdi. Evlerimizin haremleri, selamlıkları vardı, haremlerle selamlıklar arasında dolaplar vardı, kaçgöç vardı, mahremiyet vardı.

Eski Müslümanlar, hanımı veya gelinlik kızı apartmanın merdiveninden çıkacak, namahrem bir erkek de onun ardından gelecek... Böyle bir şeyi düşünmek bile istemezlerdi. Bugün ise, durum tam tersinedir. En sofu Müslümanlar bile sefer tası gibi, kat kat, üst üste konmuş dairelerde oturuyorlar ve bunu çok tabii görüyorlar.

Avrupa ve Amerika'da şu anda yeni meskenlerin yüzde 95'i bahçeli ev şeklindedir. Bizde ise eline imkân geçiren köylüler, dört katlı apartman yapıyorlar. Tabiî bunların iki katı boş duruyor. Apartman olsun da, boş dursun...

Kayseri'de bir apartman görmüştüm, cephesine altı veya yedi katın bütününü kaplayan Selçuklu sanatına göre, çepeçevre dikdörtgen şeklinde bir tezyinat yapılmıştı. O bile, o ruhsuz ve zevksiz apartmanın çirkinliğini kamufle ediyor, ayıbını biraz olsun örtüyordu.

Dünyanın nice ileri, medenî, kalkınmış, zengin ülkesinde güneşte pişmiş toprak kerpiçlerden ve samandan bahçeli evler yapılmaktadır. Vaktiniz müsait olursa, 'google'nin görsel bölümünden İngilizce olarak "toprak ev, samandan ev" diye aratırsanız çok ibret verici fotoğraflar göreceksiniz.

Millî mimarimize, geleneksel evlerimize, sanatlı binalarımıza, kendi şehirciliğimize gösterdiğiniz ilgi dolayısıyla, haddim olmayarak sizi tebrik etmeme müsaade buyurunuz.

Yolum oralara uğrarsa, değerli vaktinizi israf etmeden kısa bir ziyaret yapmak isterim.

Malatya'nın bence enteresan yerlerinden biri, Pazar günleri bir meydanda kurulan Bit Pazarıdır. Oradan iki eski çömlek almıştım...

Bendeniz Malatya'da otursam, kesinlikle beton bir apartman dairesinde oturmam (damı başıma çökmeyecekse) eskiden kalma geleneksel toprak bir evde otururum.

Hürmetlerimle...

* (İkinci yazı)
Müslümanların Perişanlığı, Bölünmüşlüğü...

Peygamberimizin (Salat ve selam olsun ona) 1400 yıl önce haber vermiş olduğu gibi Müslümanlar yetmiş fırkaya ayrılmışlar. Fırkalar da kendi içlerinde alt fırkalara ayrılmış...

Hz. Osman Zinnureyn'in hilafetinin ikinci yarısından itibaren fitne ve fesat kapıları açılmış ve bugüne kadar kapanmamış.

Kur'an, Sünnet, Şeriat, Ashab, Selef-i Sâlihîn yolunda olduklarını iddia eden Ehl-i Sünnet ve Cemaat Müslümanları birlik ve beraberlik içinde mi? Maalesef onlar da birbirinden kopuk bir sürü cemaate ayrılmışlar.

İslam dünyasında genel bir başkan yok, üniter bir hiyerarşi yok.

Soruyorum:

Hiç olmazsa Ehl-i Sünnet Müslümanları kopuklukları giderip nasıl birlik olabilirler?

Müslümanlar arasındaki tefrika nasıl giderilebilir? İslam ve iman kardeşleri arasındaki soğukluk nasıl muhabbete, dostluğa, vifaka ve ittifaka çevrilebilir?

Bunlar muhal ve mümteni (olmaz) şeyler midir?Değilse, mümkinatı var mıdır?

Müslümanların âqil kişileri, ulema ve fukahası, şeyhleri, okumuşları, güçlü ve nüfuzlu kişileri, seçkinleri içinden bir şura intihab edilse (seçilse), bunlar bir araya gelip müzakere etseler, çare ve çözümler arasalar iyi olmaz mı?

Müslümanları birleştirmek için çalışmak bizim için bir mecburiyet midir, yoksa keyfimize ve isteğimize bırakılmış bir şey midir?

Allah Allah!.. On büyük İslamî cemaatin hocaları, hocaefendileri, üstadları, başkanları niçin ayda bir kere toplanıp görüşmüyorlar?

İslam dini bugünkü tavaif-i müluk sistemine cevaz veriyor mu?

Bugünkü kopukluk, tefrika, bölük pörçüklük, parçalanmışlık, irtibatsızlık, ittifaksızlık, tesanütsüzlük büyük bir yanlış değil midir?

Allah bize Kur'anda birlik emr etmiyor mu? Peygamber birlik emr etmiyor mu? Akıl, vicdan, hikmet birlik olun demiyor mu?

İlk Haçlı seferi olduğu vakit, Ortadoğu Müslümanları bugünkü gibi paramparça idi ve feci şekilde yenilmişler, Kudüs'ü kayb etmişlerdi. Haçlılar orada 70 bin Müslümanı ve Yahudiyi gaddarca ve vahşice katl etmişlerdi.

Bölünmüş olduğumuz için liselere giden kızlarımızın İslamî tesettür kıyafetiyle okumasını sağlayamıyoruz.

Bölünmüş olduğumuz için dinimize ve mukaddesatımıza yapılan hakaret ve saldırıları önleyemiyoruz.

Öylesine bölünmüşüz ki, zekatlarımızı fakir ve miskin Müslümanlara veremiyoruz.

Örs ile çekiç arasında kalmışız. Bir yanda agresif, amansız, merhametsiz din düşmanları, öbür tarafta vicdansız din sömürücüleri.

Bu memlekette her yıl dinî hizmet ve faaliyetler için muazzam miktarda (milyarlarca dolar) para toplanıyor ama bölünmüşlük yüzünden, mutlaka yapılması gereken hayatî ve temel hizmetler hakkıyla yapılamıyor.

İtikatta vahim bozukluklar olmuş, dinin direği olan namaz büyük ölçüde terk edilmiş, cemaat ihmal edilmiş, yeni nesiller gevşek yetişiyor, halk (öğrenilmesi farz olan) ilmihal bilgilerini doğru dürüst öğrenmiyor... Müslümanlar nasıl toparlanacaktır?

Bir Müslüman haksızlığa uğruyor, yalnız bırakılıyor.

Erzincan'daki Başbağlar köyü şehitlerinin kanları yerde kaldı...

Bir Yahudinin burnu kanasa dünya ayağa kalkıyor ama bir Müslümana büyük gadr ve zulümler yapılsa gerekli tepki gösterilmiyor, yardımına koşulmuyor.

Bugün Türkiye Müslümanları Kur'ana, Sünnete uygun bir Ümmet midir, yoksa paramparça olmuş, karanlıkta yağmur ve fırtınaya tutulmuş, kurtların hücumuna uğramış çobansız bir koyun sürüsüne mi benziyor?

Aradan kaç yıl geçti... Yüksek tahsilli, bilgili, kültürlü Müslüman bir hanım milletvekili seçildi. Mazbatasını almak üzere Meclis'e gitti. Bin türlü hakaretle oradan kovuldu. Milletvekilliği düştü. Suçu neydi? Başını zarif bir eşarpla örtmüştü. Biz milyonlarca Müslüman o hanım temsilcimizin hukukunu koruyabildik mi?

Evet bu memleketteki Müslümanların başlarına bir İmam, bir Emîr seçmeleri, ona biat ve itaat etmeleri, BİRleşmeleri gerekiyor ama bu iş nasıl olacak. Bunun çare ve çözümü nedir?

Bu yazı toplam 2280 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri