Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Mehmet Şevket EYGİ

Ordumuzu Çok Severim Ama...

30 Ocak 2010 Cumartesi

1. Halkın bir kısmı beş vakit namaz kılıyor, yüzde altmışı cumaya gidiyorsa, ordu mensubu subayların ve astsubayların içinde bu nispette namazlı olması çok normal, çok tabiî değil midir?

2. Halkın büyük bir kısmı Ramazan orucunu tutuyorsa, subayların da o nispette tutması makul değil midir?

3. Türkiye kadınlarının yüzde altmışı başını örtüyorsa, subay hanımlarının da yüzde altmışının başı kapalı olması pek olağan bir şey olmaz mı?

4. Müslüman bir ülkenin, Müslüman bir halkın ordusunun da Müslüman olması gerekmez mi? Asıl anormallik, halkın Müslüman, ordusunun.....

5. Ülke sathında 80 bin cami bulunduğuna göre ordunun da camileri olması doğru değil midir? Nitekim 1950'li yıllarda birliklerimizde camiler vardı, ezan okunurdu, cemaatle namaz kılınırdı.

6. Din büyük bir sosyal ve kültürel güç olduğuna göre, Türkiye'de ordu-din gerginliği, çatışması ülkeye, halka, devlete yararlı mıdır, yoksa çok zararlı mıdır?

7. Hiç kimse kendi ismini kendisi koymaz, anası babası koyar. Çok din kokuyor, çok koyu Müslüman isimleri taşıyor diye birtakım istidatlı, vatansever, başarılı, zeki, çalışkan, ahlaklı, faziletli gençleri orduya almamak doğru mudur?

8. Babası sakallı, anası başörtülü, dedesi beş kere hacca gitmiş diye iyi bir genci orduya almamak doğru mudur?

9. Namaz kılıyor diye çok başarılı, çok çalışkan, birkaç ödül almış bir subayı ordudan, yargı yolu kapalı olarak atmak ve bütün haklarından mahrum etmek doğru mudur?

10. Siyasete karışmamak, din sömürüsü yapmamak şartıyla bir subayın tasavvuf, mistisizm boyutu olmasında ne gibi sakıncalar vardır ki, ordudan atılmasına sebep olmaktadır.

11. Laik bir düzende isteyen içki içebilir, istemeyen içmez. İçki içmiyor diye bir subayı gericilikle, muzır ve tehlikeli eleman olmakla suçlamak akla, vicdana, adalete, insafa sığar mı?

Dünyanın hiçbir demokrat, medenî, ileri, çoğulcu, hukukun üstünlüğü prensibini kabul etmiş devletinde ve rejiminde, ordu personelinin dinine, imanına, ibadetine karışılmaz. Batı ülkelerinin ordularında papaz, Protestan pastörü, Yahudi hahamı bulunur. Laik Fransa'da böyledir.

Ordu içindeki dindar subaylara, astsubaylara, erlere ibadet konusunda kolaylık gösterilmesi medeniyet icabıdır.

Müslüman bir subayın karısının başının örtülü olması orduyu ilgilendirmez.

Böyle bir subayı cezalandırmak, fişlemek, hele ordudan atmak zulümdür.

Önemli olan faktörler şunlardır:

1. İyi bir asker olmak.

2. Vasıflı bir asker olmak.

3. Ahlaklı ve karakterli bir asker olmak.

4. Vatansever bir asker olmak.

5. Vazifesini çok iyi yapan bir asker olmak.

6. Başarılı, becerikli bir asker olmak.

Üstünlük bu altı şarttadır.

Ordu devleti, ülkeyi, milleti dış düşmanlara ve tehlikelere karşı korur, gözetir. Ordunun iç düşmanı yoktur, olamaz.

Ordu dine karşı olmamalı, din ve ibadet hürriyetinden yana olmalıdır.

Müslüman bir memlekette İslâmı ve dindar Müslümanları tehdit ve tehlike olarak görmek büyük şaşkınlıktır.

Ordu devletin, ülkenin, milletin ordusudur. Resmî veya gayr-i resmî bir ideolojinin ordusu değildir. Ordunun ideolojisi olamaz.

Ben Türkiyeli bir Müslüman olarak orduyu severim, orduyu desteklerim, hattâ orduyu kutsal tanırım. Lakin ordunun İslâm'a hürmetkâr olmasını isterim. Ordunun Müslümanlara karşı olmamasını isterim.

1959'da Erzurum Karskapısı Muhabere taburunda yedek subaylık yapmıştım.Birlikten ayrılacağım günün arefesinde herkesle vedalaştım, helallik diledim, sonra odama çekilip çok ağladımdı. Hayır, askerlik bitti, kurtuldum diye ağlamamıştım. Ordudan, askerlikten ayrıldığım için ağlamıştım... Orduyu çok sevdiğim için ağlamıştım.

Benim orduya olan bu sevgimi yıkmaya kimsenin hakkı yoktur!..

* (İkinci Yazı)

SORGULAYAN VE TARTIŞAN TABUSUZ TÜRKİYE...

ARTIK önümüzde konuşan, sorgulayan, tartışan bir Türkiye vardır. Çok şükür bu günleri de gördük.

Tabuların, yasakların yüzde doksanı yürürlükten kalktı. İnşaallah hepsi kalkacaktır.

Nasıl sorguluyoruz, nasıl konuşuyoruz, nasıl tartışıyoruz? Bu konuda bazı olumsuzluklar var.

Niyetin önde gelmesi gerekir.

1. Gerçekler ortaya çıksın diye sorgulanıp tartışılacaktır. Yani sahih ve iyi bir niyet olacaktır.

2. Bütün tartışmalar, sorgulamalar müspet (olumlu) olacaktır; ülkenin, milletin, devletin yararına olacaktır, zararına olmayacaktır.

3. Türkiye'nin yani devletin, halkın, ülkenin hayrına, iyiliğine yönelik olacaktır.

Temiz, şeffaf, namuslu, şerefli, haysiyetli, vatansever, ahlaklı, faziletli, yüksek karakterli, mürüvvetli, ruh asaletine sahip, adaletli ve insaflı gazetecileri, yazarları, tv'cileri tenzih ederek söylüyorum: Bazı medyacıların dini imanı paradır, ranttır, reytingtir. Onların bu tartışma ve sorgulama sürecini kirletmelerinin önüne nasıl geçilecektir?

Bugünkü ortamda bir Prof. Ali Fuad Başgil'e olan ihtiyacımız ne kadar büyüktür.

Keşke Prof. Osman Turan'lar, Prof. Mümtaz Turhan'lar, Nurettin Topçu'lar, İsmail Hami Danişmend'ler ve benzerleri, denkleri hayatta olsalardı.

Maalesef sorgulama ve tartışma alanında gaza getirme üslup ve metodu ağır basmaktadır. Bu hiç de iyi ve doğru değildir.

Sorgulama ve tartışma üslubu:

1. Seviyeli olmalıdır.

2. Elden geldiği kadar delilli, gerekçeli, belgeli, ispatlı olmalıdır.

3. Sert de olsa centilmence olmalıdır.

Ülkemizde maalesef haddinden fazla, büyük miktarda, sürü sepet aktivist ve arivist türemiştir. Bunların ayak bastığı yerde ot bitmez. Bugünkü çok hayırlı sorgulama ve tartışma sürecini, bunların mıncıklamasının önüne nasıl geçilecektir?

Müslüman kesim gazetecileri, yazarları, fikir adamları, çok az sayıdaki aydınları, tv'cileri, kanaat önderleri böyle fırtınalı zamanlarda itidalin, hikmetin (bilgeliğin), vatanseverliğin, mantığın, adalet ve insafın bayraktarları olmalıdır.

Gazete veya dergi satmak, şahsî ün ve prestij elde etmek, köşe kapmak, yağlı kemik elde etmek, aferin almak için sorgulama yapmak bir Müslümana yakışmaz.

Ciddî yazarlar gaza getirme edebiyatı ve yayını yapmaz.

Türkiye yeni bir çağa girmiştir: Konuşma, sorgulama, tartışma çağı...

Hayırlara vesile olur inşaallah...

Sorgulama süreci rantçıların, arivistlerin, aktivistlerin, içten pazarlıklıların, reytingçilerin gaza getiricilerin kurbanı olmaz inşaallah...

* (Üçüncü yazı)

KUŞLARA TANE

BU yıl doğru dürüst kış olmadı derken, bir geldi pîr geldi. Dehşetli soğuklar oldu. Doğalgazla ısınanlar ısınmadı, yandı. Parası pulu olmayanlar fakirler titredi. Takasında yatan bir balıkçı soğuktan donarak öldü. Yollar kapandı, çığ oldu, buzlu yolda kayan araçlar şarampole yuvarlandı.

Geçen gün bir internet sitesinde okudum: Resmî bir kuruma mensup bir zat, "Pencere kenarlarına bir avuç buğday, bulgur vs. koyun da aç kalan kuşlar yesin..." demiş. Ne güzel bir teklif. Şehirdeki, dağdaki, ovadaki hayvancağızlar şu kışta kıyamette çok çileler çekiyor, aç kalıp ölüyor.

Müslümanlara hitap ediyorum: Sevap kazanmak, âhirette yüz mislini, hattâ yedi yüz mislini mükafat olarak almak istemez misiniz?

Üşenmeyin, mutfağa gidin bir miktar bulgur alın, birkaç pencerenin kenarına koyun. Aç kuşlar gelsin yesinler. Amel defterinize sevap yazılsın. Kuşların taneye, sizin sevap kazanmaya çok ihtiyacınız var.

Sokaktaki aç ve perişan kedilere yiyecek verin.

Sokak köpeklerini doyurun.

Bir iyilik yapın, yüz sevap kazanın.

Merhametli olun ki, size de merhamet edilsin.

Kuşa tane verdim de ne oldu demeyin sakın. Bir gören var, bir yazan var. Herkesin amel defterleri var. Her kişinin başında iki vazifeli var. Biri iyiliklerini yazar, biri kötülüklerini. Kötülükleri yazan melek, küçük günahlar için bir müddet bekler, kul o esnada bir iyilik yaparsa küçük kötülüğü yazmaz.

Lokantaya gidiyorsun, 20 liralık bir yemek yiyeceksin... Yanına fakir birini al, daha ucuz bir lokantaya git, iki kişi onar liralık yemek yiyin. Yekun yine 20 eder ama siz çok karlı çıkarsınız. Kişi kendi yediğinden dolayı sevap almaz ama yedirdiğinden dolayı alır.

Ey dünya ticaretine düşkün olanlar!.. Ey dolar ve euro heapları yapanlar!.. Asıl ticaretin Allah ile yapılan olduğunu bilmiyor musunuz?

Otomobille şehirler arası bir yolculuk yapıyorsunuz... Issız bir yerde durunuz, yoldan birkaç metre öteye yarım ekmek atınız. Aç bir kurt, aç bir tilki gelir yer ve size sevap yazılır. Bilseniz bu sevaplara ne kadar muhtaçsınız.

Bu yazımı bitirdikten sonra mutfağa gideceğim. Dün beş kilo buğday aldırtmıştım. Pencere kenarına birkaç avuç dökeceğim. Kuşlar bekliyor...

İmkanınız varsa siz de böyle yapın. Ticaret yapın ticaret yapın... Hayırlı ticaret...

Bu yazı toplam 2208 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri