Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Mehmet Şevket EYGİ

S. Vahdettin ve M.Kemal Paşa

05 Mart 2010 Cuma

Yıl 1920, Nisan ayının 27'si... Büyük Millet Meclisi, bir Cuma namazından sonra dualarla, tekbirlerle tehlillerle, kurbanlar kesilerek açılmış...Bu açılıştan dört gün sonra Mustafa Kemal Paşa imzasıyla İstanbul'daki Padişah'a bir bağlılık yazısı gönderilmiştir. Bu yazıdan birkaç satırı aşağıya alıyorum.Lisanımız kasıtlı olarak değiştirildiği için bu metnin bugünkü Türkçesini de hemen altına yazacağım.

"Padişahımız!.. Kalbimiz hiss-i sadakat ve ubudiyetle dolu, tahtınızın etrafında her zamandan daha sıkı bir râbıta ile toplanmış bulunuyoruz. İctimâının ilk sözü Halife ve Padişahına sadakat olan Büyük Millet Meclisi, son sözünün yine bundan ibaret olacağını, Südde-i Seniyelerine büyük bir tâzim ve huşû ile arz eder."

(Bugünkü Türkçe ile...) "Padişahımız!.. Kalbimiz bağlılık ve kulluk duyguları ile dolu olarak, tahtınızın etrafından her zamankinden daha sıkı bir bağ ile toplanmış bulunuyoruz. (İlk) toplanışında ilk sözü Halife ve Padişahına bağlılık olan Büyük Millet Meclisi, son sözünün de yine bundan ibaret olacağını, Yüce Kapınıza, gönlü büyük bir ululama ve saygı ile dolu olarak arz eder."

Yakın tarihimiz okullarda genç nesillere doğru şekilde öğretilmiyor.

23 Nisan 1920'de Büyük Millet Meclisi nasıl açıldı. Bunu bilen kaç kişi vardır?

İlk Büyük Millet Meclisi bir İslâm meclisi idi.

Mebusların (milletvekillerinin) içinde ulemadan, meşayihten 70 kadar sarıklı vardı.

Meclis'te başkanlık kürsüsünün arkasında kocaman bir levhada Kur'ân-ı Kerîm'in şûra (danışma) ayeti yazılı idi.

Millet Meclisi bir kanun çıkartarak içki içilmesini, içki üretilmesini, içki satışını yasaklamıştı.

Halkımız, gençliğimiz yakın tarihimizi doğru bir şekilde öğrenmeli ve bilmelidir.

Tarihi tahrif etmek büyük bir suçtur, büyük bir ahlâksızlıktır.

1920'lerin canlı tarihleri artık yaşamıyor ama belgeler, resimler elimizdedir. Sahih bilgilere, sağlam belgelere dayanan yeni ve doğru tarih kitapları yazılmalıdır.

Böyle kitapları bedevî kültürlüler, arivistler, türediler yazamaz. Bu iş ve hizmet için gerçekten medenî, haysiyetli, ciddî gerçek tarihçilerin bulunması gerekir.

Bir sayfasında tarihî bir fotoğraf veya belge yer alan, onun karşısında çok doğru ve isabetli yorumlar ve açıklamalar bulunan albümler hazırlanmalı ve yayınlanmalıdır.

Meselâ bir sayfada Sultan Vahidüddin Han'ın kızı Sabiha sultanın bir fotoğrafı, onun karşısında gerekli açıklamalar.

Bir sayfada Meclis salonunu gösteren tarihî bir fotoğraf... Mebusların içinde beyaz sarıklılar, bir kırdaki papatyalar gibi...

Başka bir resim: Meclis riyaset kürsüsünün arkasında yukarıda celi talik yazıyla şûra ayeti görülüyor. Karşısındaki sayfada tokat gibi açıklamalar.

Bu yazdıklarım yapılamayacak şeyler değildir. Ancak böyle hizmetler para kazanmak, köşeyi dönmek, voli vurmak için yapılmamalıdır. Hakikata, vatana, halka, devlete, tek kelimeyle Türkiye'ye hizmet için yapılmalıdır.

Hiçbir yalan gerçeğin önünde ilelebed pâyidar olamaz (devam edemez, ayakta kalamaz).

Gerçeğe hizmet edenlerin bilgili, irfanlı, ahlâklı, faziletli, yüksek karakterli, bilge, cesur olmaları gerekir.

Satırlarıma son vermeden önce bütün okuyucularıma /www.derinsular.com/ sitesinde yer alan 22 sayfalık "Kemalizm" başlıklı önemli yazıyı mutlaka okumalarını tavsiye ediyorum. Yazarı Serdar Kaya beyi tebrik ederim.

(İkinci yazı)

EMANETE RİAYET,       EMANETE HIYANET...

1. Başkanlıklara, makam ve mevkilere, memuriyetlere, şefliklere, müdürlüklere, riyasetlere, kumandanlıklara, kaptanlıklara, vazifelere mutlaka ehliyetli ve liyakatli kimseler getirilmelidir. Böyle yapılmazsa emanete hıyanet edilmiş ve büyük fesada sebebiyet verilmiş olur.

2. Müslümanlar, kendi vatanlarında kölelikten, zilletten, esaretten, zulümden, sömürüden kurtulmak istiyorlarsa bütün işler (emanetler) için ehliyetli ve liyakatli adam yetiştirmelidir.

3. Ehliyeti ve liyakati olmayan birini "Bu kişi bizden, bu kişi inançlı, bu kişi Müslüman, bu kişi namaz kılar, bu kişi bizim cemaatten veya klikten, bu kişi İslâmcı" diyerek bir makama geçirenler İslâm dininin temel bir prensibini çiğnemiş olurlar.

4. Bir makama, bir mevkie ille de bir Müslümanın geçmesi isteniyorsa, hem inançlı hem de ehliyetli bir kimsenin bulunması gerekir. İnançlı, fakat ehliyetsiz...Olmaz!..

5. İdarecilerin tercih hakları vardır, kendi kadrolarını kurmak hakları vardır ama bu haklar ehliyet ve emanete riayet ile sınırlıdır.

6. Ülkemizde din düşmanı, militan kâfir azınlıklar, gruplar, klikler güçlü ve vasıflı elemanlar yetiştiriyor. Bazı çocuklarını dış dünyanın en iyi kolej ve üniversitelerinde okutuyor. Birkaç yabancı dil öğretiyor. Negatif de olsa medeniyet kültür ve zihniyetine sahip kılıyor. Biz, bu konularda onlardan üstün olmalıyız, onları geçmeliyiz. Ne kadar istidatlı, zeki, akıllı, uygun karakterli (sekiz ayrı karakter tipi vardır), istidatlı, ruh soyluluğu sahibi, Selahaddin Eyyubî meşrebli ve ahlâklı çocuğumuz varsa onları din ve dünya kültüründe, dinsiz çocuklarından çok daha parlak şekilde yetiştirmeliyiz.

7. Zahirde dindar gibi görünen, fakat rüşvet yiyen, haram komisyon alan, haram rantlar peşinde koşan, kara servet sahibi olan, ihalelere fesat karıştıran, işi gücü alavere dalavere olan, kaçak inşaata göz yuman, bin türlü dolap çeviren, şeytandan daha hilekâr olan, yalan söyleyen, aldatan, ahlâksız ve faziletsiz kimseler kesinlikle kâmil Müslüman değildir ve onlara emanet teslim etmek cinayet olur. Böylelerinin imanlarından bile şüphe edilir. Bunların Yüce İslâm dinine verdiği zararı harbî ve militan kâfirler bile veremez. Bu gibi alçaklara hiçbir emanet verilmemelidir.

8. Bir ülkede emanetler ehil olanlara verilmez, diğer tâbirle emanetlere hıyanet edilirse o ülke çöker, oradaki devlet temellerinden sarsılır, toplum bozulur.

9. Bu adam bizden, bu adamın kara gözleri için bu iş ona verilecektir... Bu zihniyet ve bakış açısı Muhammedî öğretilere zıttır.

10. Neler emanettir? Cami imamlıkları emanettir. Müezzinlik, müftülük, vaizlik, din dersi hocalığı emanettir...Bütün memuriyetler emanettir... Öğretmenlik ve profesörlük, rektörlük ve dekanlık...Gemi kaptanlığı, otobüs şoförlüğü... Akla gelen her memuriyet, her hizmet, her makam, her reislik hep emanettir. Bunlar ehliyetli olanlara verilmelidir. Verilmezse hıyanet olur. Hem veren hıyanet etmiş, hem kabullenen hıyanet etmiş olur.

11. Basit gibi görünen ağaç budamak işi bile ihtisas (uzmanlık), ehliyet, liyakat, ilim, tecrübe ister. Son yıllarda kötü budanan ağaçların nicesinin kuruduğunu gördük.

12. Cami imamlığı namaz kıldırma memurluğu değildir. İmamlar cami hinterlandının (civarının) mânevî lideridir. İmam önder demektir.Başlıca hizmetleri şunlardır: İnsanları imana çağırmak... İman edenlerin itikadının sahih olması için çalışmak... İnsanları namaz kılmaya çağırmak ve teşvik etmek... Müslümanları tek bir cemaat haline getirmek... Fakirlere yardım işini organize etmek... Halkın sevinçlerine ve acılarına ortak olmak...Hastaları ziyaret etmek... Cenaze sahiplerine tâziyette bulunmak... Emr bi'l-mâruf ve nehy 'ani'l-münker yapmak...Dargınları ve kavgalıları barıştırıp uzlaştırmak...Din ve dünya işlerinde aydınlatmak ve uyarmak...İman edenleri ve hayırlı işler işleyenleri müjdelemek... Haram yenmesini engellemek...Kadın ve kızların namus ve iffetlerini korumak... Çocukların ve gençlerin iyi yetişmesi için nasihat etmek... İmamlığı sadece ve sadece namaz kılma memuru olarak görenler haindir.

13. Ben bir Müslüman olarak emanetlerin inançlı, ahlâklı, faziletli, doğru, musalli, mütedeyyin kimselere verilmesini elbette isterim. Lakin bir şartla: Ehil ve layık olmaları şartıyla...

Bu yazı toplam 2192 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri