Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Murat KARAKOYUNLU

DEMOKRASİNİN İSLAM’LA İMTİHANI

10 Temmuz 2013 Çarşamba

(Bu Yüzyıla Yetmeyen Demokrasi)

Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının ardından “güç dengesinin” ABD lehine sonuçlanması, siyasal sistemdeki rekabetin de bittiği şeklinde yorumlandı. Sosyalizm, Kapitalizm ile olan mücadeleyi kaybetmiş hâkimiyet tam anlamıyla batılı değerlerin eline geçmişti. Amerikalı yazar S. Hungtington’un o dönemde yazmış olduğu Medeniyetler Çatışması adlı eseri artık “ne taraftasın?” sorusu yerine “kimsin?” sorusunun sorulmaya başlanacağı bir döneme işaret ediyordu. Batı, Latin Amerika, İslam, Hint, Çin diye sınıflandırılan medeniyetler artık yeni çatışma alanıydı. Ve izm’lerin yerini onlar alacaktı.

Aynı dönemde Tarihin Sonu tezini ortaya atan F. Fukuyama ise Kapitalizmin zaferini ilan ediyordu. Tarih boyunca, liberalizme karşı en güçlü iki ideoloji varsayılan sosyalizm ve faşizm artık yıkılmış ve ekonomik alanda liberalizm, siyaset alanında demokrasi ve kültürel alanda çokulusluluk artık vazgeçilmez değerler görülmüştü. Yerel kültürler bu uluslararası güce karşı boyun eğeceklerdi.

Fukuyama’nın bu görüşünü destekler şekilde batılı ülkeler dünyanın geri kalanına ciddi bir şekilde rejim ihracına başladılar. Açıkçası, medyanın baş döndüren gücü ile zaferini ballandırarak anlatmayı başaran Batı’nın bu konuda çok sıkıntı çektiği de söylenemez. Doksanlı yılların sonlarına doğru sert bir şekilde esmeye başlayan değişim rüzgârları, statüko karşıtı yenilikçi hareketlerin palazlanarak söz sahibi olmasına ya da iktidara gelmesine neden oldu. Toplumlar özgürlük, liberalizm ve demokrasi istiyor, bu yönde faaliyet gösterenler, George Soros’un Türkiye’deki Açık Toplum Enstitüsü örneğindeki gibi yöntemlerle finanse edilmeye, Dünya Ticaret Örgütü, IMF ve Dünya Bankası'nın ekonomik dayatmalarıyla da desteklenmeye çalışılıyordu. Rejim ihracının tek yöntemi elbette ki bunlar değildi. ABD’nin askeri alandaki gücü ve NATO da bu ihracın payandası oldular. 11 Eylül kurgusu ve sonrasında yaşananlar bize demokrasinin böyle de gelebileceğini (!) gösterdi.

Küba, Kuzey Kore, İran, Venezuela gibi ülkeler dışında değişimi açıktan reddeden çok fazla ülkenin olmayışı, demokrasiyi güçlü kıldı. Zaten ABD’nin rejim ihracını kendi menfaatlerinden ötürü gerekli görmediği S. Arabistan, Katar gibi ülkeleri sistem dışında tutmakta bir beis görmemesi, aslında inandığı demokrasinin yer ve zamana göre değişebileceğini de ifade etmekteydi.

Toplumsal mutabakat, özgürlük, eşitlik, serbestlik, halkın yönetime katılması gibi yaşanabilir bir dünya için gerekli temel değerlerle örülse de, demokrasinin farklı düşüncelere örneğin İslam’a karşı tahammülsüzlüğü bulduğu her fırsatta kendini göstermekteydi. Avrupa’da İslam karşıtı eylemlerin destek görmesi, Danimarka’daki karikatür krizine karşı gösterilen tutum, 11 Eylül’den sonra Müslüman ülke halklarına terörist muamelesi yapılması ve İsviçre’de minarelerin yasaklanması gibi olaylar demokrasinin İslam algısını gözler önüne seriyordu. Bu sürecin ardından Arap Baharı ile birlikte, demokrasi, İslam’la ve batılı değerler de Müslümanlarla İslam coğrafyasında imtihan olmaya başladılar.

Muhammed Buazizi adlı bir seyyar satıcının kendini yakmasıyla Tunus’ta başlayan Yasemin Devrimi, Tunus, Libya ve Mısır’da hükümetlerin devrilmesine neden oldu. Arap Baharı, Yemen, Umman, Ürdün, Kuveyt, Cezayir gibi ülkelerde bir takım imtiyazlar kazandırırken Suriye’de ise iç savaşa dönüştü. Pragmatist Batı algısı Libya’da gerekli gördüğü NATO müdahalesini, Suriye’de görmedi ve ABD, Büyük Ortadoğu Projesinin sökmediğini gördüğü anda, yan çizebilme kabiliyetini bir kere daha gösterdi.

Demokrasinin aslında her ülke için tercih edilen bir sistem olmadığını 2010 yılında Filistin’de yaşanan HAMAS zaferinin ardından gördük. HAMAS’ın seçim zaferi ve bu seçimi kabul etmeyen Batının ikiyüzlü tutumu demokrasinin İslam coğrafyasında düştüğü maskara durumu da ortaya çıkarmış oldu. Son olarak Mısır’da seçimle iktidara gelmiş olan Muhammed Mursi’nin darbe ile indirilmiş olmasına karşı batının takındığı tutum demokrasinin, hem de sistemin sahipleri tarafından yenilgiye uğratıldığının bir göstergesiydi.

Aslında Mısır seçimleri demokrasinin geleceğine dair çok önemli ip uçları vermekteydi. Mısır’ın demokrasi imtihanı, Mübarek’in gidişinin ardından gerçekleştirilen anayasa referandumunun toplum tarafından kabul edilmediğinin görüldüğü anda yeniden şekillendirilmeli, demokrasinin dayatmalar için kullanılan bir kılıf olmadığının altı çizilmeliydi. Zira Mısır’da Halk, Mursi’nin Cumhurbaşkanlığını sağlamlaştıran Anayasa referandumuna %32 lik bir oranla katılım göstermiştir. Bu sonuç Halkın Mübarek rejimine karşı koyarken, Müslüman Kardeşlerin kurduğu yeni sistemi de kabul etmediğini deklare etmektedir.

Mübarek’in başbakanı Ahmet Şefik’in %48 lik oyunu %51 ile zar zor geçen Mursi’nin ortaya koyduğu anayasa referandumuna katılımın %32’de kalması ve anayasanın %32’nin %64 ü ile kabul edilmiş olması toplumsal mutabakat açısından bir kere daha değerlendirilmelidir.

Görünen o ki batının dayattığı demokrasi yüzyılımızı şekillendirmeye yetmeyecektir.

Demokrasi halkın istediği yönetimlerin değil, Batının istediği yönetimlerin iş başına getirildiği dönemlerde güzel şeklindeki bir algının hayal olduğu görülmüştür.

Arap Baharı göstermektedir ki örneğin İslam, demokrasinin pragmatist, dönemsel, sahte özgürlük algılarına ağır gelmiş, rejimin dayandığı kriterlerin içinin dolu olmadığı görülmüştür.

Batının bizim istediğimiz kadar özgür, bizim istediğimiz kadar serbest ve liberal toplum algısı, demokrasiye geçiş yapan ülkeler tarafından reddedilmiştir.

İletişim çağında toplumların olaylara katılımının ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Yunanistan’dan Portekiz’e Brezilya’dan Türkiye’ye, İngiltere, İrlanda ve İspanya’ya kadar dünyanın çeşitli yerlerinde toplumlar artık mutlak anlamda karar alıcı olmak istiyor.

Halk, Batılı devletlerin dayatmalarıyla sınırlı kalan bir demokrasinin önümüzdeki yüz yıl için yeterli olmadığını haykırıyor. Belediyenin şehir içi hatlar için kullanacağı otobüslerin rengine kadar müdahil olmayı kendi hakkı olarak görüyor.

Günümüz demokrasisinin bu evriminin, hemen her kademedeki yönetici tarafından görülmesi şarttır.

Seçimden seçime bir halk modelinin unutulması seçim zaferini taçlandıracaktır.

mkarakoyunlu@hotmail.com.tr

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 3004 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri