Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Murat KARAKOYUNLU

YILDIRIM - İMAMOĞLU Yayınına Yönelik Bir Tahlil

17.06.2019 11:09

Binali Yıldırım ve Ekrem İmamoğlu dün akşam İsmail Küçükkaya moderatörlüğünde karşı karşıya geldiler. Bugün için kamuoyunda yapılan pekçok değerlendirmeye biz de biraz uzun olsa da istifadeniz açısından üç farklı noktadan bakmaya çalıştık. 

1- MODERATÖR AÇISINDAN

Programın moderatörü olan İsmail Küçükkaya, tecrübe denilen şeyin ne anlama geldiğini bir kere daha ortaya koydu. Taraftı ama değil gibi yaptı. Kendisine sorulan, “moderatörlüğümü beğendiniz mi” sorusuna, yılların tecrübesi Yıldırım’ın tereddütte kalarak ve neyse polemik yapmayalım kabilinden takındığı tereddütlü teşekkür aslında bu gizli tarafgirlikten ötürüydü. Şöyle ki:

a- Küçükkaya, bütün cümlelerine kötü bir İstanbul algısı ile başladı. “İstanbul kötü. Siz, iyileştirmek için ne yapacaksınız? anlamına gelen bu soru tekniği şehrin önceki yönetimlerine ilişkin bir algı oluşturmaya yönelikti. Ve bu sebeple Yıldırım hep, önce savundu sonra kendi görüşlerini aktarmaya çalıştı. Yani hakem taraflardan birini hep savunmada tuttu.

b- Küçükkaya karşılıklı tartışmaya izin vermeyerek aslında yine Ekrem beyi korudu. Zira seçim kampanya süreci gösterdi ki Ekrem bey, ikili diyaloglara girdiğinde bu süreci kolay yönetemiyor. Bir defa yüzü çabuk kızardığı için kendisini hemen ele veriyor. İkincisi bu esnada kullandığı dil, yeni hatalara kapı aralıyor. Örnek, Ordu Valisi, Örnek Esnafla girdiği polemik. Küçükkaya bu tartışmaya girdirmeme tutumuyla bir anlamda Ekrem beyi korudu. İzleyiciler olarak biz, elinde kumanda olup zaping yapan kişiler gibiydik. Bu anlamda beklenti karşılığını bulmadı.

c- Küçükkaya bunca profesyonelliğine rağmen Ekrem beyi taltif etmekten kendini alamadı. Ekrem beyin bir cevabını Bravo diye karşılaması bunun göstergesiydi.
 

2. EKREM BEY AÇISINDAN

Ekrem İmamoğlu ne sorulacağını iyi tahmin etmiş! ve hazırlanmış. Açıkçası bunda moderatörle ilgili tespitlerimizin önemli bir payı var. Diğer taraftan programa gergin başladığı ve kendisine mutlaka kullanması salık verilen kibir, ahlak, israf kelimelerini neredeyse döke saça kullanarak puan aradı. Her ne kadar Binali Yıldırım tarafından değerlendirilmemiş olsa da bazı söylemsel hataları da göze çaptı. Şöyle ki:

a- Kim bu çalanlar söylemi. Seçimin neden tekrarlandığı ile ilgili sorular esnasında iki üç defa, tamam çaldılar madem, kim bu çalanlar sorusunu yöneltti Ekrem bey. Bu ifadeyi kullanarak, izleyenlerde, söyleyenin iftira ettiği algısı oluşturmaya çalıştıysa da bunda çok etkili olamadı. Zira konunun konuşulduğu ortam, Ekrem beyin yalan söylediğine dair üst üste gelen örneklere karşı savunmada kaldığı esnalarda gerçekleşti. Ve nihayetinde  Binali bey bu sorulara teknik olarak açıklayıcı yanıtlar verdi.

b- Ampule bas. Ekrem bey sayım esnasında oylar neden 29 binden 13 bine indi sorusuna, “çünkü siz kampanya boyunca AMPULE BAS diyerek vatandaşı yönlendirdiniz o yüzden bazı oylar geçersiz sayıldı” diye bir yanıt vermesi, aslında bir anlamda Cumhur İttifakı seçmenini küçümsemekti. Binali bey tarafından yeterince üstüne gidilmese de bence bu dil, en zayıf ifade ile Cumhur ittifakı seçmenini küçümsemekti.

c- 1 Yılda 8 km Metro hattı. Ekrem beyin söylediği Ak Parti'nin istanbul'da yaptığı metro hattının uzunluğu yıl ortalamasında bakıldığında 8 km ye tekabül ediyor tarzı bir açıklama, aslında bir kalecinin kale önünde topu elinden kaçırması gibi bir hata idi. Zira İstanbul gibi tarihi ve yaşayan bir şehirde, yerin altında tünel kazmanın ne demek olduğunu her kimlikten insan az çok bilir. Kaldı ki Binali bey, buradan pası alıp konuyu, İstanbul icraatlerine taşıyabilir, muhtabını konuyu açtığına pişman edebilirdi.     

Türk halkının polemik ve tartışma sevdiğini bilmesine rağmen bu tarz bir sürece girilmemiş olması ekrem beyin şansı idi. En azından açık vermemiş oldu. Sloganvari cümleler kullanarak "Şeyh uçmaz mürit uçurur" vari bir yaklaşımla yanında olan taraftarlarını korumayı bildi. Belli ki onu bu program için çalıştıranlar, şu kelimeleri tekrarlamasını istemişler: Ahlak, İsraf ve Kibir. Bu kelimeleri olabildiğince çok kullanmaya çalıştı Ekrem bey. Fakat her iletişimci bilir ki yerinde kullanılmadığı zaman bu kavramlar, beklenen etkiden uzak ve rahatsız edici olur. Nitekim ekrem beyin söylemlerinde bu, aynen öyle de oldu.
 

3. BİNALİ BEY AÇISINDAN

Yıllarca ekran karşısında gördüğümüz Binali beyin her zamankinden farklı bir rahatsızlığı vardı. Kanaatimce bu rahatsızlığının sebebi; seçime ilişkin endişesinden değil, beklediği gibi rahat konuşabilme ortamını bulamamasından dolayı idi. Zira yukarıda, moderatörle ilgili ifade ettiğimiz sürekli savunmada bırakılma durumu onu, çok az şey anlatabilir hale getirdi. Buna rağmen programın ilk başında ve ek olarak verilen kısımda Binali bey nispeten kendini ifade edecek ve rakibi zorlayacak net hamleler geliştirebildi. 

a- Yıldırım, İstanbul ile ilgili Küçükkaya’nın oluşturduğu "İstanbul kötü yönetiliyor algısını fark etse de Küçükkaya'ya karşı buna ilişkin bir itiraz ya da ikaz geliştirmedi. Belki bu ikazı yapsa idi, moderatör kendini frenlemek durumunda kalırdı. Bu kastettiğim, Erdoğan’ın One Minute tarzı çıkışına benzer bir çıkıştı ve moderatör üzerinde baskı oluşturabilirdi. Nitekim bunu sıklıkla yapan bir lider olarak Erdoğan'ın doğru üslup ve dil talep eden üslubu buna güzel bir örnektir. Binali bey bunu yapmadı, sanırım danışmanları da bu konuda ikaz etmediler. Belki de Sayın Yıldırım, gerek duymadı bilmiyorum ama bunu yapsa, hem daha çok söz söyleyebilir hale gelir hem de moderatörü daha tarafsız kılabilirdi. 

b- Binali bey, oy hırsızlığı söylemini teknik olarak açıklamaya çalıştı. Oysa daha halk dilinde bir söylem, alıştığımız Binali beyi karşımıza çıkarırdı. Nitekim Ahmet Hakan’ın programında Ekrem bey 29 bin - 13bin sorusuna, “bilgisayardaki arkadaşların hatası” diyerek tarihi bir hata daha yapmış ve aslında rakibine bir açık daha bırakmıştı. Ekrem beyin bu ifadesi, en az Ordu Valisine karşı kullandığı "itlik yapıyor" sözü kadar fahiş bir hataydı. Binali beyden beklenen; oylar yeniden sayıldığında fark 29 binden 13 bine indi. Tam hırsızı yakalıyorduk ki sizinkiler (mesela Canan Kaftancıoğlu) hırsızla aramıza girdi. kabilinden bir söylem kullanması halk nezdinde anlaşılır olur ve o samimi sıcak Yıldırımı ekranlara bir kere daha taşıyabilirdi. Bu sebeple Yıldırım sağlam durmasına rağmen bildiğimiz üsluptan uzaktı.  

c- Bildiğimiz Binali Yıldırım’ın çok daha etkili olabilmesi için konuyu Ekrem beyin nezdinden genel anlamda bir CHP algısına taşıması gerekirdi. Ki Ekrem beyin “senin seçmenin ampule basmış”, derken ki dili, CHP nin halk nezdinde takındığı bidon kafalı üslubunun bir benzerini taşıyordu. Yıldırım bu söylemi çok daha akılcı bir dille Ekrem beye iade edebilir amiyane tabirle pozisyonu bir kere daha gole çevirebilirdi. 

d- Ekrem beyin 8 km söylemi de yukarıda bahsettiğim üzere Binali bey için şahane bir gol pası sayılabilirdi. Zira bu söylem, sizin zamanınız ve bizim zamanımız dili ile anlatılabilecek bir nitelik taşıyordu. Sizin hesabınız 25 yıldan başlıyor ama biz önce sizin çöp su, borç v.s. eksiklerinizi giderdik, ardından yatırıma başladık. Dolayısıyla o 8 değil daha fazladır. Ya da İstanbul gibi tarihi bir şehrin altını delip vatandaşa en asgari rahatsızlıkla hizmet verebilmek, bazen yavaş çalışmayı da gerektirebilir kabilinden Yıldırım vari üslupla “Ya sayı saymayı bilmiyor ya dayak yememiş” gibi alıştığımız bir dille bu söylem, pekala etkili olabilirdi.

Açıkçası Ekrem bey kazanmak istiyor, ama kazandıktan sonra ne yapacağını nasıl yapacağını bilmiyor. Koca İstanbul'un salt insancıl görünme amaçlı kullanılan birkaç söylemle idare edilmeyeceğini bilmek gerekir. Ekrem beyin göç yolda dizilir vari bir uslupla İstanbul'a talip olduğunu ise söylemlerinden anlıyoruz. Zira soyut konuşmak ve somutta hiçbirşey söylememek Ekrem beyin kamuoyuna verdiği algıdır. 

Binali bey ise, bunca yıl hizmet verdik. Hangi birini sayayım. Buna rağmen bizi tercih etmiyorsanız, canınız sağolsun vari kırgın bir tutum içerisindeydi. Ve aslında bunda sonuna kadar da haklı. İzmir tamam da sen bari yapma İstanbul, der gibi. Yani 31 Mart'ta seçmenin Akparti'ye küstüğü şeklindeki yorumların tersine bu kez Binali Yıldırım seçmen vefasızlığına içerler gibi.  


Sonuç mu? Taraflar zevahiri kurtardı ve kendi taraftarlarına güven tazeledi. Gazeteciye güven olmaz sözü, bir kere daha yinelendi. Ha bu arada kararsız seçmen mi? Niye kararsız onca veriye rağmen bir açıklaması yok ama sandık esnasında geçmiş, kararı şekillendirecektir.     

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 944 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri