Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Naim ÖZGÜNER

Bilim Dünyası ve Müslümanların Bilime Hizmetleri

13 Ocak 2013 Pazar

Naim ÖZGÜNER     13 Ocak 2013

Voltair der ki: “Tarih kralların generallerin çiftliği değil, milletlerin tarlasıdır. Her millet geçmişte bu tarlaya ne ekmişse gelecekte onu biçer. ”

Evet, tarih tariflere sığmaz. Bilimin tarihine baktığımızda tariflere sığmayacak kadar hazineler dolusu zenginlikler mevcuttur. Ne yazık ki bize ait olan bu zenginlikler ve hazineler, yanlış ama kasıtlı tariflerden ötürü batının öz malı ve sermayesi olarak bildik. Batının ya da Avrupalının yanında ve karşısında kendimizi bayağı hissettik, küçük gördük, öz güvenimizi kaybettik, ezildik, büzüldük. “Ne oluyoruz?” dediklerinde; “Neden olmasın ki!” diyebildik. “İşin aslı böyle değil mi?” zannediyorduk. Arşimet, Pascal, Edison, Galile, Kepler, Pasteur, Leonardo Vinci, Newton,Hipokrat, Eflatun bizlere bilim dünyasında tanıtılırken Harizmi, Haccac in Matar, Habeş el-Hasib, İbnü’l Heysem, İbnü’n Nefis, Cezeri, el-Abharil, Kemalettin Farisi, İbnü’l Baytar, Takiyyuddin Efendi, Ali Kuşçu, Nasuriddin Tusi, İbn-i Sina, Akşemseddin gibi dahilerimizden hiç bahsetmemişlerdi. Yok mu da bahsedilmemişti, vardı da mı biz bilmiyorduk, yoksa İslam düşmanlığından mı kaynaklanıyordu.?

Geçmişine yabancı ve düşman bir ikinci millet bilmiyorum. Devrimler adı altında geçmişe ait ne varsa hepsini devirdik. Yerine de ikame edecek bir başka şey de inşa etmedik. Hiç olmazsa geçmişi bilmeliydik. Geleceğe tarih ve muhteşem bir mazi olamıyorsak, şanlı tarihimizi ve mazimizi unutmamamız gerekirdi.

Müslümanlar Hicri 2.y.y. da Kimya ilmini bir tecrübi ilim olarak kurdular. İlk kuran ise Cabir İbni Hayyan’dır. Bu 12.y.y. da Avrupaya intikal etti. Avrupa ona Geber diyordu. Kimya ilminde öyle bir ilerleme kaydetmişti ki Avrupa ancak 18. Ve 19. Y.y. da ona yeni bir şeyler ilave edebiliyordu.

Müslümanlar 15.y.y. da Afrikanın doğusuyla Sumatra arasında ki 6.600 km lik mesafeyi, bu günkü ölçülere yakın hesaplamışlardı. Bu, Avrupa da ancak 20.y.y. birinci yarısında mümkün olmuştu.

Müslümanlar 10y.y. da astronomide dünyanın 23.5 derecelik eğiminde artma eksilme olup olmadığını araştırmaya başladılar. Bunun için de İranın Tahran şehrinde Rey de bir rasathane kurdular. 30 sene gözetlemeden sonra dünyanın eğiminin muntazaman azaldığını (2000 yılda 1 derece) tespit ettiler. Bu eğimi gök mekanik ancak 19.y.y. da tespit etti.

Dünyanın güneş ile arasında ki eğilimin yılda 12.5 sn olarak değişmekte, 4 mevsim olarak ta hesap edilmiştir. Bunu el-Biruni diferansiyel matematikle hesap etmiştir. Bugünkü modern astronomi eğilimin 11.5 olarak hesap etmiştir. Demek ki asırlar öncesinde yapılan hesapla 1 sn kadar hata edilmiş.

Müslümanlar Amerika ya 10.y.y. da gitmeye başladılar. Dönenler de oldu dönemeyenlerde oldu. Adı yok iken de çok defa Amerika kıtasını gidildi. Kristof Kolomb, sadece kıt’anın varlığını gittiği yerlerde duyurdu. Yoksa o keşfetmedi. Amerika kıtasının haritasına Müslümanlar 15.y.y. da sahiptiler. Kristof Kolomb, Müslümanların yaptığı haritaya dayanarak yola çıkmıştır.

10.y.y. dan itibaren Bizanslılar Müslümanların bilimsel eserlerini alıp Yunancaya tercüme ediyorlardı. Şunu söylüyorlardı: “Bunlar bizimdir. Yunanlıların bilimleridir.” Bu şekilde 14.y.y. kadar geliyorlar. Sonra da 1453 te İstanbul fethedilip ellerinden çıkarıyorlar.

Halife Me’mun bir harita yapmaları ve dünyanın büyüklüğünü tespit edebilmeleri için 70 kadar Coğrafyacı ve Matematikçiyi görevlendirir. Bağdat ve Şam da (830 senelerinde) gözlemevi kuruluyor. Bu, Astronomi tarihinde ilk kurulan gözlemevi oluyor.

Usturlap Yunanlıların keşfettiği bir alettir. Fakat basitti. Müslümanlar M.S. 8 y.y. da usturlabı tanıdılar ve geliştirdiler. Öyle bir hale getirdiler ki bu aletle 28 astronomik ödev başarıyla yapıldı. 10. y.y. dan itibaren Avrupaya intikal etti. Avrupalılar 16.y.y. kadar şekil bakımından bazı icatlarda bulundular. Fakat Müslümanların yaptığı astronomik hizmetinde usturlapların düzeyine hiçbir zaman ulaşamadılar. Müslümanlar Usturlapla zamanı, güneşin yüksekliğini gözlemeye, güneşin hangi noktadan doğduğunu, battığını, mesafeleri, cismin dönüş hızı, sür’ati, kıbleyi, suları derinliklerini ölçmeye çalışmışlardır.

Bugün Avrupalıların ellerinde bulunan haritaların bütünü, İslam dünyasında daha evvel yapılmış olan haritaların bir taklidi, parçalarının bir araya getirilmesi ve bozulması şeklinden oluşmuştur.

Cihannüma “Dünyayı gösteren” manasınadır. Katip Çelebi yazmıştır. Osmanlı Devletinde İbrahim Müteferrikanın ilk bastığı kitaptır. Dünyanın önem verdiği, ama bizim hakkında pek fazla ilgimiz olmayan bir coğrafya kitabıdır.

Saati Müslümanlar ve Yunanlılar yaptılar. Yunanlıların yaptıkları saat (1) saati gösteriyordu. Müslümanlar bunu aldılar geliştirdiler, saatin göstergesini yarım saate kadar indirdiler. Dakikaları ölçen ilk saat, 12.y.y. başında Müslümanlar tarafından yapılıyor. Bir muhteşem saati de 1553 te Osmanlı Müslüman bilgini Takiyyuddin yapıyor. Hatta tarihte Harun Reşit, Fransız Kralına çalar saat hediye ettiği kayıtlıdır. Saatin çalmaya başlamasıyla Kralın, korkudan elinde bulunan saati fırlatması meşhurdur.

Müslümanlar Hint okyanusunda modern navigasyon’un temellerini kurdular. 15.y.y. da Doğu Afrika sahiliyle Sumatra arasında ki mesafeyi, bu günkü hesaplamaya yakın bir değerle buldular.

Biruni 27 yaşında iken 18 yaşında olan İbn-i Sinayla yazılı bir münakaşaya giriyorlar. Konu ışığın sürati ölçüsüz mü dür. Hızı ölçülebilir mi? Yok sa “La mütenahi midir?” Yani o gün İslam bilim adamları neyi hesap ediyorlardı. Neyin peşinde idiler? Bunu bilmek ve düşünmek gerekir.

Galen’in kendi adıyla basılmış göze dair bir kitabı vardır. Avrupa da 8 yüzyıl boyunca 1928 yılına kadar bu kitap onun zannedilirdi. Julius Hirschberg adlı Yahudi kökenli bir Alman bilim adamı bunun Huneyn bin İshak’ ın kitabının tercümesi olduğunu keşfetti. Julius, İslam da göz tıbbının 10.y.y. da ki seviyesinin Avrupa da ki 18.y.y. düzeyinde olduğunu göstermiştir.

İbn-i Sinanın Kitab-ı Şifa’ adlı eserinin Taşlara ait bölümü, 1928 yıllarına kadar Avrupa da Aristo adıyla arşivlerde saklanıyordu.

11.y.y. sonlarına doğru İtalya da 25 tane mühim Arapça kitabını tercüme ediyorlar. Hepsini de Yunanlılara nispet ediyorlar.

Batıda Astronomi tarihini ilk defa yazan İtalyan dahisi Nellino dur. 1909-1910 da 6 ay “İslam Astronomisi” adıyla Arapça konferanslar verdi.

İslam meteoroloji tarihini Müslümanlar 9.y.y. da gerçekleştirdi. Rüzgar nasıl oluşur? Med-Cezir nedir ve nasıl meydana gelir? Dolu nasıl oluşur? Yağmur, dolu, kar’ ların gökyüzünde geçirdikleri safhalar nelerdir? Bunun gibi bütün coğrafi bilgilere Müslümanlar sahiptiler. Avrupalılar bu bilgilere ancak 19.y.y. da ulaşabildiler. Avrupalılar modern bilimi Emanuel Kanat’a dayandırırlar.

Müslümanlar bilgilerinin kaynaklarını gösterirken Avrupalılar hiçbir zaman kaynak göstermediler. Düşmandan alıyor gibi tavır sergilediler. Kompleks yaptılar. Bilgileri kendilerine mal ettiler. Din adamları önce Arapçayı çok iyi öğrendiler. Sonra da Müslümanların eserlerini manastırlarında okuyarak yıllarca çevirilerle uğraştılar.

İtalya’ya İslam bilimleri kitaplarını ilk defa sokan Constantinus Africanus adlı Arap hrıstiyanıdır. Kendisi Bağdat ta tıp tahsili gördü. Napoliden gemiyle dönerken Müslümanların bir çok kitaplarını getirdi. 80 kadar kitapla manastıra kapandı. Arapçadan Latinceye tercüme etti. 25 kadar önemli tıp kitabını tercüme etti. Fakat hiç birisinin üzerine kitapların gerçek yazarları olan Müslüman müelliflerin isimleri yazılmadı. Bazılarına kendi adını bazılarına yunanlılardan bazı isimleri yazdı.

Büyük İslam Alimi ve Bilgini el-Beyruni (Ö: M.1048) Gazne den çıkıyor, yol güzergahlarında zik-zak lar çizerek Bağdat a kadar gidiyor. Normalde 2000 km gidiş, 2000 km geliş olan yollar, 7000-8000 km uzamış oluyor. Yolculuğu iki sene sürüyor. Ortaya çıkaracağı haritaların boylam derecelerini hesap ediyor böylelikle. 6 dakika ile 45 dakika arasında değişiyor tespitleri. Bu değerlere bugün Avrupa ancak 18.y.y. dan sonra ulaşabiliyor.

İslamın 70 inci senelerinde bir hoca talebelerine okuma, yazma ve başka dersler okuturken, öğrencilerin olduğu salon ve ya saha o kadar büyükmüş ki, hoca katır ve ya eşeğin sırtında dolaşarak onlara ders verebiliyormuş.

Hicri 1.y.y. sonlarına doğru İslam dünyasında okuma-yazma bilenlerin sayısı, bütün dünyada ki okuma-yazma bilenlerin sayısından daha çoktu.

Hicri 2.y.y. da camilerde kürsüler ortaya çıkmıştır. Hocalar oraya oturur ve halka va’z eder. Yani camiler ilim merkezi haline dönüşüyor. Bu şu demek oluyor ki 2.y.y. da İslam dünyasında bir üniversite tipi ortaya çıkıyor. Devlet üniversitesi Hicri 5.y.y. da yani Miladi 11.y.y. da ortaya çıkıyor. İlk devlet üniversitesi ise Nizamiye olup, Bağdat ta kurulmuştur. Mısırda ki Ezher Üniversitesi ondan çok eski olmasına rağmen Vakıf Üniversitesiydi. Durum şunu göstermektedir:Bilim ile Din, Cami ile Üniversite bir bütündür.

                                      e-mail: naimozguner81@gmail.com

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 3230 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri