Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Naim ÖZGÜNER

İlim Zahmetsiz Olmuyor

27 Ağustos 2012 Pazartesi

           ...Hazreti Cabir b. Abdullah duyduğu bir hadis-i Şerif için bir deve satın alır, Medine’den kalkar, bir aylık yol yürüdükten sonra Şama ulaşır, Abdullah b. Üneys’ ten hadisi alır.

         ...Esved b. Yezid en-Nehai hazretleri, kendilerine Hz. Ömerden bir hadis ulaştığı vakit, bununla tatmin olmaz, Iraktan kalkar, ta Medine-i Münevvere’ ye gider, hadisi ondan dinlerdi.

        …el-Basri hazretleri (v.93) Basrada iken Rasulüllahın ashabından nakledilen bir rivayet duyduklarında mutmain olmaz, bineklerine atlar, doğru Medineye gider ve onu bizzat onların ağızlarından dinlerlerdi.

      ...Said b. Müseyyeb; “ Bir hadis-i Şerif için günlerce gecelerce yolculuk yapardım” der.

       ..İmam Şa’bi, kendisine hatırlatılan üç hadis-i Şerif için Küfeden (Irak) Mekke ye gittiğini, “umarım ki Rasulüllahın ashabından biriyle karşılaşırım” dediğini söyler.

      ...Hafız Zehebi, İmam Şa’binin hayatını yazarken, İmam Şa’biye ait şu kaydı düşmektedir: “Şu anıma kadar beyaz kağıda ne karaladıysam ve bana kim bir hadis-i şerif söylediyse onu tekrar ettirmeden ezberlemişimdir. Unuttuklarımı ise şayet birisi ezberleseydi alim olurdu”.

    ...İbnül Medini diyor ki: “İmam Şa’bi ye bütün bu ilmi nasıl öğrendin” diye sordular. O da “Duyduklarıma güvenmemek, diyar diyar dolaşmak, cansız varlıklar gibi sabretmek, karga gibi erken davranmakla” diye cevap verdi.

    ...Basralı el- Basri şunu söyler: “Medine de üç ay kaldım. Orada kendisinden hadis 

nakledilen birisinin gelmesini beklemekten başka bir beklentim yoktu. Nihayet onun gelmekte olduğunun haberin aldım, bekledim. Geldi, bana o hadisi anlattı”.

      ...Basralı el- Basri şunu söyler: “Medine de üç ay kaldım. Orada kendisinden hadis nakledilen birisinin gelmesini beklemekten başka bir beklentim yoktu. Nihayet onun gelmekte olduğunun haberin aldım, bekledim. Geldi, bana o hadisi anlattı”.

     …İmamı Malik ve Ebu Hanifenin ders arkadaşlarından olan el-Farisi el Kayrevaninin hayatında şunlar yazmaktadır: “Kufeye (Irak)  geldiğimde en büyük arzum A’meşten hadis dinlemekti. Kendisini sorduğumda hadisçilere kızmış, bir süre için onlara hadis okumamaya yemin etmiş, dediler. Yanına girmenin bir yolunu bulabilir miyim diye evinin kapısına kadar gidip geliyordum. Bir gün kapıyı bir cariyenin açıp dışarı çıktığını gördüm. Bana: “Kapımızda ne arıyorsun” diye sordu. Derdimi anlattım. “Nerelisin” dedi. Ben “Afrikalıyım” deyince neşelendi ve: “Kayravanı bilir misin” diye sordu. “Ben oralıyım” dedim. “İbni Ferruhun evini bilir misin” dedi. “Ben oyum” dedim. Beni şöyle bir süzdü ve: “Abdullah mı?” dedi. “Evet” dedim. Bir de ne göreyim, küçükken bizim sattığımız bir cariye değil miymiş? Hemen A’meşe koştu ve ona: “Size bahsettiğim efendim kapıda” dedi. O da beni içeri alması emretti. Girdim. Beni evinin karşısında ki bir eve yerleştirdi. Böylece o hadis nakletti ben de dinledim”.

       …Ahmed b. Hambel 16 yaşında hadis öğrenmeye başladı. İlim almak ve sünneti

 öğrenmek için Şam, Mağrib, Cezayir, Mekke, Medine, Hicaz, Yemen, Irak, İran ve Horasanı dolaştı, sonra Bağdata döndü. “Beş defa Hacca gittim, Üçünde yaya idim” diyor. Memleketinin Irak Bağdat olduğunu düşünürsek Mekke ye yaya olarak üç defa gitmesi hesap edin.

      …İmam Muhammed İdris er-Razi Hadis için ilk çıktığında yolculuğu yedi sene sürdü. Yaya olarak yürüdüğü yolları bin fersahı geçinceye kadar hesap eder, bin fersahı geçince hesaplamaktan vaz geçer. (1 fersah 5 km den biraz fazladır). Küfeden Bağdata, Mekke den Medine ye kaç kere yolculuk yaptığını zaten hatırlamıyor. Bağdat tan Mısıra, oradan Ramleye, Ramleden Beytü-l makdise, Askalana, Taberiyeye, Dımışka, hımısa, Antakyaya, oradan da Tarsusa hep yaya olarak gitmiştir. Küfeye döndüğünde meğer ki yedi sene dolaşmış. Ömrünün toplamında ise ilim tahsil etmek için 18 sene dolaştı.

      …Hafız Ebu Abdullah b. Mende (v.395) ilim tahsili için yirmi yaşında yolculuğa çıktı. Altmış beş yaşında döner. Yolculuğu kırk beş sene sünmüş. Döndüğünde kitaplarının birkaç hayvan yükü olduğu söylenir. Bir rivayette de yirmi denk kitap olduğu yazılıdır. “Hadis üstatlarından dinlediklerin ne kadardır” diye soran birine “Beş bin men vardır” dedi. Bir men on büyük cüz kadardır.

      …İbni Abbas r.a. der ki: “Eğer bir adamın bir hadis bildiğini duyuyorsam kapısına     

gidiyor o içerde öğlen uykusunu uyuyorken ben de hırkamı yastık edinip kapıda yatıyordum. Rüzgar üzerime toz toprak sürüklüyordu. Çıkınca beni görüyor ve: “Ey Rasulüllahın amcası oğlu, ne için geldin? Haber gönderseydin de ben sana gelseydim ya!” diyordu. Ben de “hayır, benim sana gelmem daha uygundur” diyor ve hadis soruyordum.

      …Said b. Cübeyr diyor ki: “İbni Abbasla beraber geceleyin Mekke yolunda yürüyorduk, Bir taraftan da o hadis anlatıyordu. Bende onun anlattıklarını semerin önüne kaydediyor, sabah olunca da yazıyordum”.

     …Ebul Yeman anlatıyor: “İsmail b. Ayyaş el-Hımsi (v.181) bizim komşumuzdu. Evi benim evimin hemen yanı başındaydı. Geceyi ihya ederdi. Çoğu zaman okur, sonra durur, sonra tekrar okumaya başlardı. Bir gün ondan bunun sebebini sordum. “Niçin soruyorsun?” dedi. ‘ Meraktan, öğrenmek istiyorum’ dedim. Dedi ki: “Namaz kılarken okuyorum. Bu sırada tespit ettiğim bölümlerden biriyle ilgili bir hadis aklıma geliyor, namazı bırakıp onu yazıyorum. Sonra tekrar namazıma dönüyorum” karşılığını verdi…

     …Hafız İbn Kesir İmamı Buharinin hayatını anlatırken şunları söyler: “Buhari gece uykudan uyanır, lambasını yakar, hatırına gelen şeyleri yazardı. Sonra lambasını söndürür yatardı. Tekrar kalkar tekrar kalkardı. Hatta bir gecede yaklaşık yirmi defa kalktığı olurdu”.                                                                                                              

           …Muhammed b. Yusuf anlatıyor: “Bir gece evinde Buhari ile beraberdim. Üzerinde çalıştığı konularla ilgili hatırladıkları unutmamak için not almak üzere o gece kalkıp lambayı yaktıklarını saydım. Tam on sekiz defa idi”.

      …Taberani (v.360) yüz yıl on ay yaşadı. Yazdığı eserler yetmiş beşi aştı. Kendisine çok hadis rivayet edebilmesinin hikmetini sordular; “Otuz yıl hasır üzerinde uyudum” diye cevapladı.

      …İlim tahsili İmam-ı Maliki o kerteye getirdi ki evinin tavanını söküp kirişlerini satmak zorunda kaldı. Sonra da dünya ona güldü. İmam-ı Malik demiştir ki: “Bu iş –yani ilim- uğrunda fakirliğin tadı tadılmadan elde edilemez”.

      …Şeyhülislam Baki derki: “Ben öyle birisini tanırım ki talebelik zamanında günler geçerdi de lahana yaprağından başka yiyecek bir şeyi olmazdı”. “Yolculuk yaptığım herkese yürüyerek gitmişimdir. Mesela Endülüs’ten (İspanyadan) Bağdat’a Ahmet b. Hanbel için gelmiştir.

      …İmam-ı Şafi der ki: “Malım mülküm yoktu. Daha çocuk yaşlarımda on üç yaşımdan daha küçükken ilim tahsilini başladım. Divana gider kullanılmış kağıtların çıkmasını beklerdim ki alıp onlara yazayım”.

      …İbn Mukri şöyle der: “Taberani ben ve Ebu Şeyh İbn Hayyan Medine’de idik. Elimizde yiyecek bir şeyimiz kalmadığından bir günün orucunu ertesi gününkine ekledik. Akşam olunca kalkıp Peygamberin kabrine gittim ve “Ya Rasulüllah, açız!” dedim. Taberani: “Otur! Ya yiyecek bir şey gelir, ya da ölüm” deyince, Ebu Şeyhle ben namaza kalktık. Tam o sırada kapıya Hz. Ali nin soyundan birisi geldi. Açtık..Baktık ki yanında iki hizmetçi ellerinde içleri dolu birer zenbil…Adam dedi ki: Beni Peygambere şikayet etmişsiniz. O’ nu rüyamda gördüm. Size bir şeyler getirmemi emretti.

      …Buda Abdulkadir Geylani hazretlerine aittir. “Diken saplarıyla, sebze artıklarıyla ve dere kenarlarında ki marul yapraklarıyla geçiniyordum. Darlığım, Bağdatta ortaya çıkan bir pahalılık yüzünden öyle arttı ki günlerce hiç yemek yemediğim oldu. Yiyecek bir şey bulabilmek için çöplükleri dolaşırdım”.

     …İmam İbnü’l – Cevzi ilme başladığı sıralarda düçar olduğu sıkıntılardan ve onlara karşı gösterdiği övgüye değer sabırdan söz ederken der ki: “İlim öğrenmenin lezzetini yaşarken karşılaştığım sıkıntı ve zorluklar, istediğim ve arzuladığım şeyler sebebiyle bana baldan daha tatlı geliyordu…Çocukluk çağlarımda yanıma kuru ekmek alır hadis öğrenmeye giderdim. Bağdatta ki İsa Nehrinin kenarına otururdum. Çünkü bu kuru ekmekleri yanımda su olmadan yiyemezdim. Ekmekten her lokma alışımda üzerine bir de su içerdim. Himmetimin gözü ise ilim tahsilinin lezzetinden başka bir şey görmezdi. Bu durum bende meyvesini verdi ve Resulüllahın hadislerini, şemailini, adabını ve sahabe ve tabiinin hallerini çok duymuş olmakla tanındım”.

     …Hatip Bağdadi Buharinin hayatını anlatırken Ömer b. Hafs tan şu sözleri nakleder: “Basrada hadis yazmakta iken Buhariyi birkaç gün kaybettik. Aradık ve nihayet onu bir evde çıplak olarak bulduk. Her şeyi bitmiş, yanında hiçbir şeyi kalmamıştı. Bir araya geldik, bir miktar para toplayarak bir elbise satın alarak ona giydirdik. Sonra o da bizimle beraber hadis yazmaya çıktı”.                                                                                   

     …Abdurrahman el-Ebiverdi ihtiyaç içinde hoş- hal idi. Anlatırlar ki kışın giymek için bir cüppe almaya bile gücü yoktu. Bu yüzden arkadaşlarına, “kışın elbise giymeme mani bir hastalığım var” demişti.

      …Şafii imamı İmam Ebu İshak eş-Şirazi Bağdatın kenar mahallelerin birinde otururdu. Ona gidildiğinde yarıya kadar ayağa kalkardı. Çıplak olduğundan bir tarafı açılmasın diye kalkıp doğrulamazdı.

      …Süfyan b. Sevri, Şu’be b. Haccacın hadis öğrenmeye çıktığında annesinin çanağını yedi dinara sattığını söyler.

      …Ahmet b. Sinan el-Vasiti, Ahmet b. Hanbelin Yemenden ayrıldığında ayakkabısını, aldığı ekmek karşılığı fırıncıya rehin olarak bıraktığını kaydeder.

      …Yakup b. Süfyan anlatıyor (v.277): “otuz sene yolculukla geçirdim. Yolculuğumda harçlığım azalınca geceleri yazmaya devam ediyor, gündüzleri de okuyordum. Bir gece oturmuş, lamba ışığında yazıyordum. Mevsim kıştı. Gözlerime su iniverdi, bir şey göremez oldum. Bunun üzerine memleketimden ayrı kalacağım ve ilim tahsilinden mahrum olacağım için kendime ağladım. Uyku bastırdı. Uyumuşum. Rüyamda Hz. Peygamberi gördüm. “Ey Yakup. Niçin ağlıyorsun?” diye seslendi. “Ya Resulallah, gözlerimi kaybettiğimden dolayı kaçırdıklarıma üzülüyorum” dedim. “Yaklaş bana” dedi. Yaklaştım. Bir şeyler okur gibi yaparak ellerini gözlerime sürdü. Sonra uyandım ki görüyorum. Derhal nüshamı aldım, yazmaya oturdu”. Seksen yaşında vefat etti.

        …Ebu Cafer derki: “Kırk yılım vardır ki kalemim hiç kurumamıştır”. Yani gece   

  gündüz hiç durmadan kitap yazmıştır. Çoğu zaman elbisesini satar, parasıyla kitap ve kitap yazmakta kullanılan deri vs şeyler alırdı”.

          Alimlerin, sabırlarından zor şartlar altındaki hayatlarından ve ilim tahsil etme uğrunda karşılaştıkları sıkıntılardan bir takım hayatlar gördük bu sahnelerde. Bunlar altın sayfalardır. Ecdadın faziletlerinden alınıp hazırlanarak, ahfadın değerlilerine hediye edilen bir bukettir bunlar.

         Birbirine uzak diyarlarda yaşayan, çevreleri ve bölgeleri ayrı, doğulu batılı, Mekkeli, Medineli, Horasanlı, Mısırlı, Iraklı, siyah beyaz insanlardan oluşan nice kahramanlıklara, fedakarlıklara ve engel tanımayan azimlere şahit olduk. Yüksek ilmi payelere sahip olmak bir renge, bir ırka, bir kavme özgü değildir.

         Bu konuda ki tarihlerinin çok az bir paçasıdırlar bunlar. Çok az hayat hikayeleri içerisinde bile bu kadarı, alimlerin ilim ve mağfiret uğrunda harcadıklarının derecesini ve katlandıkları sıkıntı, mihnet ve fedakarlıkların sınırını bize anlatacak durumdadırlar.

         İlim tahsil etme aşaması zor ve çetin bir aşamadır. Lahana yaprağına razı olup ilim uğrunda onunla yaşayanları, oysa mevcut akıl ve zekalarını mal ve zenginlik elde etmek için harcamaları durumunda mala mülke batacak ve insanların en zengini olabilecekken, buna karşılık ilim elde etmek için fakirliği zenginliğe tercih edenleri gördük. Yağ alacak mülkleri ve paraları olmadığı için geceleri bekçi lambalarının ışığı altında ders mütalaa edenleri gördük. Ekmeğin kokusuyla kanaat edip bu  kokuyla kahvaltı eden, uzun günler yerde biten otlarla ve atılan çöplerle karnını doyuran ve gıdasını bunlarla karşılamaya çalışanları izledik. Hatta, bu ilim önderlerinden bazıları, ilim yolunda açlığı ve onu unutmayı ilmin tadını duymak için şart saymışlardır. Mesela lügatçı, hadisçi, hafız Ebü’l Hasan şöyle der: “Kişi acıktığı halde açlığını unutur hale gelmedikçe ilmin tadını duyamaz”.

        İlim sahipleri hayatlarında fakir ve muhtaç olsalar bile, sonsuza dek anılırlar. Şayet yokluğa düşmüşlerse bu, sadece geçip giden hayatlarında kalmıştır. Ama onlar ölümlerinden sonra güzelliklerle anılıp, hoş bir seda bırakmakla zenginler olarak yaşamışlardır. Hayatlarıyla güzel örnekler olmuşlardır.

        İlimle meşgul olan gençlerimizi Allah mübarek kılsın. İçlerinden ilim, amel, yaşayış, ilmi yayma, öğrenme konularında halefler yaratsın. Kendilerini ilimlere adayan iman dolu gayretler, tertemiz kalpler ve pak vicdanlar olmasaydı, İslam kütüphanesinin azameti, Müslümanların azameti, salabat-ı diniye bu kadar olamazdı. Her şeyi onlara borçluyuz. Hayatımızın olmazsa olmazlarındandır. Hayatımıza istikamet verecek örnek insanlardır onlar. Rabbim bizleri onların şefaatine nail eylesin. Mahkeme-i kübrada bizleri onların yanından ayırmasın. Amin.  

                                                    e-mail: naimozguner81@gmail.com    

  

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 1992 defa okunmuştur
uzun
Serap HANIM
Naim Bey, YAZILARINIZI takip ediyorum ancak size biraz fazla uzun YAZMIYORMUSUNUZ? Selamlar
27 Ağustos 2012 Pazartesi 22:01
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri