Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Naim ÖZGÜNER

Merhum Yusuf Özcan Hocanın Hatırasına

28 Nisan 2013 Pazar

      yusuf-ozcan.jpg

Naim ÖZGÜNER   28 Nisan 2013  Pazar

Yaşarken kıymetini bilemediğimiz insanların sayıları hayli çoktur. Bugün-yarın derken ziyaretler ertelenir, daha sonralara atarız. Sonra dediğimiz ge lecek, bizim için ya da onun için gelecekmidir bilemiyoruz. Genelde niyet et tiğimiz insanlar adına gelecek gelmiyor. Zira ömür vefa etmiyor. Sahnede ve rilen rolün sonuna gelinmiş oluyor da haberimiz olmuyor.

Şu anda hayatta olup ta ziyaret etmemiz gereken, elini öpüp dualarını alma mız gereken insanlar var. Yaşıyorlar. Konuşabiliyorlar. Hatırlayabildiklerim Hekimoğlu İsmail, Mehmet Şevket Eygi, Ahmet Aytimur, Abdullah Yeğin, Ahmet Şahin, Fethullah Gülen, Prof. Dr. Fuat Sezgin, Abdulkadir Badıllı, Prof. Dr. Süleyman Ateş, Doç. Dr. Fatih Çollak, Dursun Gürlek, Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Mustafa Yazgan ve hatırlayamadı ğım daha birçokları. Hepsiyle de konuşmuşluğum, tanışmışlığım, sohbetlerin de bulunmuşluğum oldu. Unutulmaz hatıralarım vardır. Bazılarını paylaşabi leceğim, bazılarını da söyleyemeyeceğim hatıraları vardır bende.  

Ve bunlar yaşıyorlar. Hayattalar. Ziyaret etmek, ellerini öpmek, dualarını almak hiç aklımıza gelmez belki de. Yaşadıkları için daha ölmezler diyerek erteliyoruz. Dolaştığımız, gezdiğimiz, hafta sonlarını ayırdığımız, yıllık izinle rimizi kullandığımız, fırsat bulunca nefes alalım diyerek adına terk-i diyar eylediğimiz yerler çok mu daha önemli ki yaşayan büyüklerimizi ziyarete zaman ve imkan ayıramıyoruz? Vefatlarını duyunca ‘keşke’ pişmanlığı bizi ancak cenazesine kadar götürebiliyor. Düşündüğümüzde ‘hayattayken keş ke ziyaret etseymişim’ diye nedamet duyuyoruz. Ancak mezarına gidip dö keceğimiz birkaç damla gözyaşı bizi biraz da olsa teselli edecektir belki de.

Vefakar, cefakar  ve vefadar bir arkadaş bulursam, fotoğraf makinemle be raber bahsini ettiğim büyüklerimizi tekrar ziyaret ederek onlarla hem has  b-i hal etmek, hem de geçmiş günlerimizi anmak, onların hayırhah dualarını almak istiyorum. Benim için bir miras, bir sermaye olacaktır. Yaşayan bü yüklerimize vefa örneği olacaktır.

Merhum Yusuf Özcan Hocamızı 1980 öncesinden tanırdım. İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünü bitirmiş, cevval, azimli, kararlı, fıkıh ekolünde yeni araş tırmalara yelken açmış biriydi. Araştırmalar yapıyordu. 1978-79 yıllarında İstanbula geldiğim zaman, ağabeyimin yanına uğradığımda onunla da karşı laşırdık. Oturup uzun uzadıya yaptığımız sohbetleri unutmuyorum. Üstad Necip Fazıl Kısakürek' i ziyaret etmek istediğimde verdiği özel bilgiler hala bende mevcuttur ve kimseyle de paylaşmadım. Paylaşmayacam da. Benden on yaş kadar büyük olmasına rağmen bazı fıkhi mevzuları ciddi ciddi konu şurduk. O zaman ben 17-18 yaşında olmama rağmen, benimle ciddi konuş ması, onun büyüklüğünü gösteriyordu. Zira okulumda ki hocalarım bile be nimle öyle ciddi konuşmuyorlardı. Halbuki o zamanlarda bile Düzce de mer kez camilerinde va’zlar veriyor, hutbeler okuyordum. Yerel gazetelerde ya zılar yazıyordum. Siyasete alet olmamıştım. Ama Yusuf hocanın bana olan yakınlığı ve beni ciddiye alması, bende bir sevgi hasıl etti. 2010 yılına kadar böyle devam etti. Yazmış olduğu iki önemli eseri, o zamanlarda büyük bir boşluğu doldurmuştu. Gençlik ve Namaz, Gençlik ve Evlilik eserleri, gençler üzerinde büyük bir tesir etmişti ki ziyaretlerde hediye olarak bu iki kitabı götürmek adetimizden olmuştu. Yıllar önce okuttuğum ve kendilerine hoca lık yaptığım bir çok talebelerimin evinde ve ellerinde bu kitap vardı. Zira gençlere ve ailelere yönelik tahribatın çok ve çeşitli olduğu o zamanlarda, bu kitaplar çok tamiratlar ve tedaviler yapmıştı. Bugün de aynı kitapları oku mayı ve hediye olarak eş-dosta götürülmeyi tavsiye ediyorum.

Yusuf özcan Hocanın oğlu Ömer Faruk Özcan, yıllar önce Uğur Canbolat arkadaşımla Üsküdar FM de programcılık yaparken tanışmıştık. Tabi ki o zamanlar kü çüktü. Ama yanımızda yeni yetişmeye çalışan, radyo program cılığında asis tan aşamasında olan biriydi. Kendisini kabul ettirmişti. Ve sev dirmişti de. Askerliğine kadar beraber aynı çatı altında bulunduk. Sonra as kere gitti ve geldi. Memleketi Gerede de ikamete ve hizmete başladı. Gere de Radyo-Tv kurdu. www.mercanmedya.com sitesini de hizmete açtı. Üç yıl kadar sitede yazarlık yaptım. Daha sonra www.habername.com sitesine ge çince bırak mak mecburiyetinde kaldım. Ömer Faruk Özcan kardeşimiz, ta nıdığım ka darıyla babasının hayırlı evladıdır. Kendisi Merhum Yusuf Özcan hocamızla uzun bir zaman sonra (2000 li yıllardı  zannediyorum) tekrar gö rüşerek, Üsküdar Fethi Paşa Sosyal Tesisinde buluşturdu. Uğur beyde dahil dört ki şiydik. Çok güzel ve tatlı hatıralarımız oldu. 1978 li yıllara gittik. Ken disinin çerkes olduğunu sonradan öğrenince, Uğur beyle bir latife yapalım dedik de biz oyuna gelmiştik. Bizim çerkes olduğumuzu bildiğini biz bilmiyor duk.

Siyasete bulaşmamış, hizmetini ve himmetini milletine vermiş bir alimdi. Sessiz ve sedasız yaşadı. Belki Gerede onu tanıyordu da İstanbul ve Televiz yonlar unutmuştu onu. Bugünkü Milli ve Dini şuurlanmanın geçmişe dönük temelinde şüphesiz onun da harcı vardı. 1980 yılların önü ve arkasıyla anar şinin revaçta olduğu bir zamanda himmetini neslin atisi için sarf eden birkaç ilim ehli insanlardan biriydi. Fikir, yazı, kitap ve düşünceleriyle yılları kapsa yacak, gençliğe istikamet veren bir büyüktü. Kendini kabul ettiren ve sevdi ren tarafı, belki de hiç siyasete bulaşmamış olmasıydı. Zira o da biliyordu ki ehl-i siyaset, ehl-i ilmin halinden ve dilinden anlamaz. Kapısında herkesin beklemesini beklediği gibi, ehl-i ilminde beklemesini bekleyecekti. Ama ilim ayağa gitmez, ilmin ayağına gidilir fehvasınca ehl-i siyasetin ayağına ve kapısına gitmemiştir. Altın kömüre feda edilemezdi.

Merhum Yusuf Özcan hocamızı görmeyeli 7-8 yıl olmuştu. Bir iki defa tele fonla oğlu Ömer Faruk vasıtasıyla konuşmuştuk. Kitaplarını imzalayıp gön dereceğini söylemişti de çok sevinmiştim. Ama ömür vefa etmedi. Rabbim taksiratını affetsin. Rahmetine nail eylesin. Rahmetiyle muamele etsin. Ge ride kalanlara ve kadim arkadaşım muhdumu Ömer Faruk Özcan’a da sabır ihsan eylesin. Amin.  

      www.naimozguner.com                e-mail: naimozguner81@gmail.com  

 

                           

             

  

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 5760 defa okunmuştur
Kardeşleri de merhum...
Selim Sinan Öztürk
Bir yanlış anlamayı düzeltelim. "Kardeşi Mevlüt ÖZCAN Milli Gazete de yazıyor" demişsiniz. Yazar Mevlüt Özcan onun kardeşi değil. 1948 Ayancık doğumlu ve Onun hepsi de merhum, Hüseyin, Hüsnü, ve Yunus isimli erkek kardeşleri vardı.
06 Mayıs 2013 Pazartesi 19:27
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
ARE
Ahnmet Geredeli
HOCAMIZA ALLAH Rahmet Eylesin diyoruz.
29 Nisan 2013 Pazartesi 18:10
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
RAHMET
UĞUR CANBOLAT
Muhterem hocamıza rahmet diliyorum... Büyüklerimize daha fazla vefa görtermemiz gerekiyor.
28 Nisan 2013 Pazar 21:39
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri