Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Naim ÖZGÜNER

RAMAZAN AYI-ZENGİNİN DAVETİ-HATIRALAR

28.06.2015 12:29

Naim ÖZGÜNER    28.06.2015 

Ramazan ayı gelince başlamış olduğumuz oruç iftarlar sahurlar mukabeleler hatimler teravihler derken bir çok hatıraları da beraberinde yaşatmış oluyor. Bu bağlamda geçmiş yıllara ait yaşadığım birkaç hatırayı da sizlerle paylaşmak istedim.

1990 lı yıllar, Düzce de görev yapıyorum, Cuma günleri de merkezde camileri dolaşıyor konuşmalar yapıyordm. Bazen de bir camiye üç dört ay gittiğim oluyordu, çünkü görevlisi olmadığı için. Nusrettin mayallesinde ki Nusrettin camisine bu bağlamda üç ay görevlendirilmiştim, bu da üç aylara denk gelmişti. Ramazan ayının bitimine doğru bayram namazı öncesi konuşması için ciddi bir hazırlık yapmıştım. Belki namaza yetişemem diye gece bir arkadaşımın evinde kalmıştım çünkü köyümde (gökçe köyü) oturuyordum. Bayram namazını kılmaya 45 dakika kala camiye geldim. Kalabalık denecek kadar nsanlar vardı. İnsanlar merkezi sistemden konuşmayı dinliyorlardı. Ben kıyafetimi giydim kürsüye çıkmak için giderken caminin imamı hoca efendi önümü kesti, eli kaldırdı, kalabalık olan insanların önünde ‘neden geç kaldın, biz merkezi sistemi dinliyoruz, olmaz, geç yerine’ diyerek beni kürsüye çıkarmadı, ben de mahçup ve utanarak kıyafetimi çıkarım ve minberin arkasına oturdum. Özür dileme nezaketini göstermedi. Çünkü yaptığının nezaketsiz ve kaba olduğunun farkında değildi. Şimdiki aklım olsaydı dinlemez çıkardım...Kıskançlık…

2005 yılın onuncu ayı ramazan ayıydı. O yıllarda Ümraniye Mütülüğüne bağlı din görevlilerine diksiyon, hitabet, konu anlatımı, hatırlama teknikleri, konuya hazırlanma, kürsü ve minberi kullanma teknikleri vs konularında altı gün süren bir seminerimiz olmuştu. Ramaz ayına da yaklaştığımızdan teravih konuşmaları için müftü Harun hocamız beni de listeye alarak haftanın altı akşamı camilerde görevlendirdi. Bu camiler Modoko camisi, Santral camisi, Medine camisi, İlim sarayı camisi, Adem Yavuz camisi ve İMES sanayi sitesi camisi. Hafta da bir aynı camiye gidiyordum. İmes camisine salı akşamları gidiyordum. Son salı akşamı da Kadir gecesine denk gelmişti. Cami imamı Mustafa hocamız gündüzden beni telefonla arayarak akşama camide iftar verileceğini söyledi. Ben iftarlarımı teravihten sonra yapardım, konuşmalarıma aç karnına giderdim. Bunu bildiği için Mustafa hocamız önceden bildirmişti. Ayrıca her Cuma orada konuşan adı Naim Karaman olan hocanın da geleceğini beni tanıştırmak istediğini de söyledi. Ben gelmek istemediğimi, hocaların kıskançlıklarından dolayı beni kürsüye çıkarmak istemez, kendisi konuşmak ister, bu tür yaşlı hocaların kıskançlıkları şedittir, aşırıdır, sen de zor durumda kalırsın, ben başka akşam gelirim' dediysem de kabul etmedi ve benden de kendisine bahsettiğini söyleyince çar-na çar gitmeye karar verdim ve iftara katıldım. Hoca efendiyle aynı masaya oturduk. Tanıştık, yemeğimizi yedik, ama benimle pek fazla samimi bir muhabbeti olmadı. Etrafındaki insanlarla ilgilenmekten, gelene gidene selam vermekten beni pek önemsemedi Naim Karaman hoca, çünkü herkes kendisini önemsiyordu. Yemek bittikten sonra dualar yapıldı, ben de camiye çıktım ve akşam namazını kıldım. Cami büyük, alt üst, iç dış avlu hesaba katılırsa 8-10 bin kişi alır. Cemaat camiye gelir ve toplanırsa ben de kürsüye çıkarım diye Mustafa hocayı bekemeye başladım. Bunu Mustafa hoca da biliyor Naim Karaman hocada biliyordu. Herkes akşam namazını kıldı, camide oturup beklerken Naim Karaman hoca gitti mihrabın önüne oturdu, konuşmaya başladı. Benim tahminim de doğru çıkmıştı. Bağıra bağıra konuşmaktan ne dediği de anlaşılmıyordu. Anlaşılan bana sırayı vermeyecekti. Şaşırmamıştım. Şahsen ben eski ifadeyle hitabet yeni tabirle diksiyon ve konuşma uzmanı olarak, yatsı ezanını yirmi beş dakika geçiren bir zaman dilimi olarak konuşma süresi boyunca yirmi cümle anlamadım. Konuşmadı adeta bağırdı. Zavallı Mustafa hoca da telaşa düştü. Sarık başında cüppe sırtında gel gitler yaşıyordu. Karaman hoca da biliyor ki konuşma sırası benim. Ona da söylendi. İmam arkadaş kalabalık cemaatin arasında gidip ona tekrar söyledi. oturduğu yerden karaman hoca bana şöyle seslendi: “o hoca efendi buraya gelsin yanımda bura da biraz konuşsun!” Aynı haberi az önce de göndermişti ve on beş dakika konuşabileceğimi söyletmiştiarkadaşa.  Ben hiç kıpırdamadım, başımı bile kaldırmadım. Nezaketsizliğine cevap bile vermedim. İmam arkadaşla haber gönderdim, sözünü bitirsin, ben kürsüye çıkacam, benim yerim onun yanı değil, nereye oturacağımı ben bilirim. Ama bitirmiyor adam, uzatıyor da uzatıyor. Ezanlar okundu, yirmi beş dakika geçti, sonra ağır tonajlı arabanın yavaşlaması ve durması gibi durdu ve bitirdi. Teravih namazını kıldıktan sonra kılınacak olan tespih namazına kalmadım çıktım. Üzüldüm, bildiğim birşey di, yaşlı hocaların bu denli kıskançlıkları maalesef var. Cami kürsü minben mihrap sanki kendilerinin tapulu mallarıymış gibi kseye vermek istemezler, gittikleri her yerde de kabul görmek isterler. Sollayamazsın, önüne geçemezsin, müsaade ederse yol alırsın. Sonra aradan iki geçti Ocak 2006 da Akyazı Kuzuluk kaplıcalarına gitmiştim. Site içerisinde ki camide iki defa eğitim semineri, birkaç defa da kaplıcada kürsü konuşmalarım olmuştu. Bir öğlen namaz vakti mescide gittiğimde baktım Naim Karaman kürsüde konuşuyor, aynı bağırıp çağırmalar, yüksek perdeden göndermeler. İmam odasına geçtim, namazdan sonra o da geldi, karşılaştık, oda kalabalık, içeri girince herkes ayağa kalktı, saygı gösteriyor, o da bunu bekliyor zaten, ben ayağa kalkmadım, tam karşıma oturdu, baktı baktı, bi şey de diyemiyor, kem küm ortaya bi şeyler söyledi, ben diğer hocalarla vedalaşarak onun elini bile tutmadan odadan çıktım. Biraz daha otursam konuyu açacam ve mahçup edecem, Ben çok kürsüler mihraplar minberler gördüm, ama yaşlı hocalarınve bazı din görevlilerinin kıskançlıkları kadar kıskançlık görmedim. Ben camisine konuşma yapmam için gönderiliyorum, adam konuşmama engel olmak için kürsüye çıkıp kürsüden Kur’an okuyor. Din görevlisi böyle olmamalı, nazik, kibar, nahiv, efendi, kışkançlık taşımayan biri olmalı. Biz insanlara bir çok şeyle anlatırken kendi aramızda bu tür şeylerin yaşanması hiçte hoş değil. 20 Ağustos 2013 te Düzce Belediyesinde Hizmet İçi Eğitim Seminerleri için görevlendirme olarak bulunduğum zaman Düzce Müftüsü Selami beye Düzce de ki imam arkadaşlara Düzeli olduğum için katkım faydam olsun diye seminer dosyamı  o zaman ki Düzce Belediyesi Kültür Müdürü değerli arkadaşım İlhami HAN’ la beraber bırakmıştık. Her ay bir seminer yapılsa ciddi fayda sağlanılacağını söyledik. Ne mi oldu; şu an itibariyle müftü efendiden bana hala geriye dönüş yok, zaten de beklemiyorum. Ama böyle mi olmalı, hayır, böyle olmamalı, olmayacaksa bile bir nezaket telefonu açılmalı, yalan da olsa makul bir cevap verilmeliydi. Yazık hem de çok yazık..

Nihat Hatipoğlu hocayla bir konu için 2009 yılında dört beş defa konuşup 'tamam hocam, gelecem hocam, söz hocam' demesine rağmen tamam dediği şeyin olmaması, benim sana olan güvenimi ve samimiyetliğimi zedeleyecektir. Ama sen tv erkanlarında çok şeylar anlatacaksın o başka. Aynı şeyi Mustafa Akgül hoca için de söyleyebilirim. Tv ekranlarında gösterdiğiniz samimiyetliğinizi birebir ikili münasebetlerinizde de göstermelisiniz.   

Bir zenginin iftarından da bir hatıramı anlatarak bu yazıya son verelim. 2007 yılının 9. ayı Ramazan ayı. Yine böyle bir ramazanda İstanbulun Anadolu yakasını teravih öncesi konuşmalar için dolaşıyorum. Haftada bir gittiğim cami vardı. Pendik Kurtköyünde oturuyordum. Teravih sonrası evime bırakıyorlardı. Bir gün cami hocası beni aradı ve cami dernek başkanı aynı zamanda camiyi yaptıran hacı efendi, camide ramazanda hizmet edenlere iftar vereceğini binim de gelmemi istedi, ben de kabul ettim ve katıldım. Ama benim düşüncem iftardan sonra hemen çıkmaktı. Çünkü geç kalırsam evime gidemezdim. O akşam için de kimseye diyemem ki beni bırakın. İftara katıldık. Hepinizin de tanıdığı Fatih ÇOLLAK hamızda katıldı. Masada yan yana oturduk. Herkesle tanıştık, tatlı bir muhabbet ortamı oldu. Çaylarımızı içerken bir arkadaşımız Faih Çollak hocaya: “Hocam, Naim hocanın konuşmasını hiç dinlediniz mi” diye sordu. Beni kastediyordu. İlk defa görüştüğümüzü, burada tanıştığımızı, dinlemediğini söyledi. Arkadaş tavsiyede bulununca o zaman bu akşam dinleriz dedi. Şimdi beni bir telaş aldı. Teravihe kalırsam eve nasıl gidecem, yakın değil ki. Kimseye de söyleyemem beni bırakın diye. Fatih hocamıza ben itiraz ettiysem de kabul etmedi ve vazife taksimi yaptı. Ben konuşmayı yapacaktım, asistanları- ki Türkiye ve Dünya çapında Kur'an okumada derece yapmış arkadaşlardı- müezzinlik yapacak, kendileri de teravih namazını kıldıracaktı. Ve öyle oldu. Çok güzel renkli tatlı bir teravih kıldık. Namazdan sonra camiyi yaptıran hacı efendi Fatih Çollak hocayı Bostancıya bırakacağından beni de Kurtköyüne bırakabileceğini söyledi. Sevindim. Üçümüz konuşa konuşa gittik ve Fatih hocamızı gideceği yere kadar götürdük. Dönüşte beni evime bırakacak hacı efendi acil bir işi çıktığını, hemen dönmesi gerektiğini, mümkünse beni bir durakta indirerek belediye otobüsüyle evime gitmemi benden istedi. Beklediğim bir şey değildi. İşi olada bana yapılan büyük bir saygısızlıktı. Bir den şaşırmıştım. Eve bıraksa en faza 15 dakikasını alacaktı. Kabul etim ve bir belediye durağında konforlü lüks Jipinden indim, ya da indirildim. Gece saatler 23.30 u gösteriyordu. Ve ben o durakta bir saat bekledikten sonra evime 01 de varabildim. Bu adam akşam iftarı yüzlerce insana verirken kimliği ne idi de beni yolda indirince ne oldu. Bu hangi kimliğe sahipti. Beni evime bırakmayacaksan neden arabana aldın. Fatih Çollak hocayı neden bıraktın o zaman. Bana yaptığın şey saygısızlık değil i? Aslında onun gibiler ne zengindi, ne varlıklı, ne nüfuz sahibi idi, sadece etiket, nam, şöhret peşinde olanlardı onun gibiler. İnsanlara karşı yaptıkları ve toplum içinde ki tavırları değildir karakterleri ve huyları, birebir durumlardaki sergiledikleri tavır ve davranış ne ise işte oydu. Ondan sonra karar almıştım hiç bir zenginin iftarına katılmamaya! Ve katılmıyorum. Nice zengin, markalı, pahalı arabalar elbiseler gördüm ama içinde insan yok..! Bunlar da benden size tatlı ramazandan acı hatıralar olusn. Hayırlı iftarlarınız olsun.                               e-mail:naimozguner81@gmail.com                                   

    

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 3186 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri