Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Necati Durak ÜNLÜ

FİLİSTİN-İRAN VE TÜRKİYE

12 Ocak 2009 Pazartesi

“ Araplar mı Osmanlı'yı arkadan vurdu; yoksa Arapları Arkadan Türkler mi Vurdu?!” tartışmaları devam ederken İsrail, Filistin'li kardeşlerimizi arkadan, yandan, tepeden, belden aşağı, her taraftan vurmakta.

“ İsrail'in Gazze'de başlattığı katliamın görgü tanıklarından olan Batman'lı Muhammed Latif Altun, İsrail askerlerinin Hamaslı mücahitlerle göğüs göğüse çarpışmadan mümkün oldukça kaçıp, karşı karşıya gelmektende korktuklarını söyledi.

 

Altun, yaptığı açıklamada, Gazze'ye yönelik ağır bombardıman sırasında Sina Çölü ile Gazze sınırında, Refah sınır kapısında olduğunu ifade ederek, saldırı sonrası yardım için girdikleri Gazze'de bombaların adeta yağmur olup yağdığını her yerin yakılıp, yıkıldığını, kadın ve çocuklar başta olmak üzere 800'den fazla kişinin şehadet şerbetini içtiğini dile getirdi.

 

Yüzlerce insanın parçalanarak öldüğünü, binlerce insanın ise ölüm kalım mücadelesi verdiğini belirten Altun, "Havadan evlerinizi terk edin diye bildiri gönderiyorlar, bildiriyi okumadan bombalar patlıyor. Hastaneler, camiler, okullar ve ambulanslar vuruluyor" dedi.

Yaralı bir Hamas mücahidinin son nefesini vermeden önce Allah'a yalvarıp 'Ya Rabbi, Cennet'in o güzelliğine layık olamadım, Cehennem'e ise dayanacak gücüm yok, bana tövbe kapısını aç' dediğini duyduğunu anlatan M.Latif Altun, şehitlik mertebesine ulaşan Filistin halkının Allah'a yakarışlarında bile mütevazılık olduğunu dile getirdi.

Altun, Filistin halkının en çok gıda, ilaç ve para yardımına muhtaç olduğunu belirterek, "Türkiye, Endonezya ve İran başta olmak üzere tüm ülkeler Filistin halkına yardım ediyor ancak Türkiye bu katliamda gereken yardımı yapmakta üzerine düşeni yaptı ve güttüğü politikada başını asla eğmedi. Bu yönden Filistin halkı Türkiye'ye adeta minnettar." şeklinde konuştu.

Arap ülkelerindeki halkın ayaklandığını ancak devlet rejimlerinin İsrail politikaları yüzünden bu tepkilerin sonuçsuz kaldığını vurgulayan Altun, İsrail varlığı Ortadoğu'da son bulana dek kan ve gözyaşının süreceğinin altını çizdi.

Hamas mücahitleri ile göğüs göğüse çarpışmadan mümkün oldukça kaçınan ve karşı karşıya gelmekten korkan İsrail askerlerinin psikolojisinin bozulduğuna dikkat çeken Altun, şunları söyledi: "Kara harekatına katılan İsrail askerleri korkudan altlarına yapıyor. Bu nedenle çare olarak kendilerine çocuk bezi bağlıyorlardı. Saldırı boyunca 126 İsrail askeri öldürülürken, 36 sivil İsrail vatandaşı da hayatını kaybetti. 8 İsrail tankı ile 7 zırhlı araç imha edildi. Bir tankın imha edildiğini gözlerimle gördüm. Üzer ine bombaları bağlamış bir Hamas mücahidi, İsrail tankının üzerine atlayarak üzerindeki bombaları patlatıp tankı imha etti."

Evet, bu yazı 11 Ocak 2009 / 20:20 tarihinde http://www.habername.com/news_detail.php?id=14794 “ da yayınlanan Psikoloji bozan Hamas planıbaşlıklı  yazıdan alıntıdır.

Bu yazıyı tekrar sizlerle paylaşmak istedim, içerisinde öylesine mühim mesajlar saklıki. “ Biz, bir kısım müslümanlar! Gerçektende bu kadar çaresiz, bu kadar acizmiyiz? Ya Rab! Bu nasıl bir acı, bu  nasıl bir zulümdür! Kardeşlerimiz katledilirken elimiz-kolumuz bağlı oturuyor, film izler gibi olan biten herşeyi izliyoruz.

Dua etmekten ve bir kısım maddi yardımlardan başka elimizden başka birşey gelmiyor. Hoş, gitme imkanımızda yok Filistin'e ama eğer ki imkan olsaydı ve şu dakika içerisinde de gidebilseydik hatta elimizde silahlarımızda olsaydı, inanın ki Filistin'li kardeşlerimizin başına sadece bela olurduk. Onları cihad etmekten dahi alıkoyardıkta ayaklarına dolaşırdık.

Buradan ahkam kesmek kolay, gideyimde orada şöyle asıp böyle keseyim demek. Kaçımızın eli silah tutar? Eli silah tutabilenlerin kaçı attığını vurabilir? Kaçımız, tepeden bombalar yağarken, etrafındaki sevdikleri, canları, ciğerleri, kardeşleri parçalara ayrılarak şehid olurken, korkmadan, kendini kaybetmeden, sağlam bir iradeyle cihadına devam edebilir? Buna kendini hazırlayabilmiş kaç adet yiğit var içimizde?

Bu yaşananların birer film veya şaka olmadığını anlayarak kendimizi gerçek manada hazırlamanın vakti gelmedimi? Biliyorum, içimizde benden çok ama çok daha yürekli ve samimi kardeşlerimiz var, peki ey benim kardeşlerim, kaçımız bu söylediğim özelliklere sahipiz, hazırız, hazırlıklıyız? Bırakın Filistin'deki kardeşlerimiz gibi yanımızda sevdiklerimizin şehadetine tanıklık etmeyi, iş ciddiyete binince kaçımız sevdiklerimizden ayrılıpta cihad etmeye gidebiliriz? Kaçımız makam, mevki ve koltuğumuzu terkedip gidebiliriz? Kaçımız işini-gücünü, evini-barkını, malını-mülkünü, güzelim işyerini ve arabasını, servetini bırakıp gidebilir? Bırakın savaşa gitmeyi, kaçımız herşeyini bırakıp gurbete yardıma gidebilir? Gurbet diyorum çünkü gurbet sevdiği, sahip olduğu herşeyden ayrılmayı göze almak, kabullenmek, hasret çekmek, uzak kalmak, ulaşamamak, acı çekmek demektir!

Filistin'deki kardeşlerimizde vaktiyle  işte aynen bizim gibi değiller miydi? Onlarda bir zamanlar bu sorulara muhataptılar ve bu saymış olduğum şeyleri bırakıpta biryerlerede gitmediler, öyle değil mi? Aynı şekilde, onlarında birçoğu vaktiyle hiçbirşeye hazırlıklı değildi. Ama onlara birileri ansızın geldi, hemde hiç sormadan, izin almadan, kanla geldiler.

Bizede birgün gelecekleri kesin, inanın, hiç şüphemiz olmasın ki gelecekler, ansızın gelecekler. Geldiklerinde ise kimsenin gözünün yaşına bakmayacak, ayırmayacak, acımayacaklar. Hiç kimsenin adına, ünvanına bakmaksızın, ayırdetmeden, önlerine geleni tepeleyip geçecekler, tıpkı şuan Filistin'de olduğu gibi. Buna hazır olun, hazır olalım, nasıl olacaksak olalım ama uyumayalım!

Dinimiz, bizlere saldırıp zulmedilmediği müddetçe, kan dökmeyi, insanı öldürmeyi men etmekte ancak böyle bir duruma maruz kalmamak için de gerekli tedbirleri almayı, hazırlıklı olmayı, vakti geldiğinde ise cihadı emreder!

Elbette bunların hazırlığını devletlerin, idarecilerin yapması gerekir. Etrafa şöyle bir bakıncada hangi devletler ve başkanları diye soruyorum kendi kendime! Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas mı? Zaten halkını ilk satan o olmadımı? Halkını satan, düşmanına hazırlık yapar mı? Peki ya sarışın kızlarla gününü gün eden arap şeyhleri mi? Mısır devlet başkanı mı? Suudi Arabistan, B.A.E, Irak, Kuveyt, Libya, Cezayir, Türkmenistan, Özbekistan... ? Hangi ülke? Hangi devlet başkanı? Kısacası bir kaç ülke dışındaki tüm ülkeler, bunlar mı hazır olacak? Onların bir kısmı kapitalizme, bir kısmı komunizme, bir kısmı siyonizme uşaklık etmekte, nasıl olacak bu iş?

Evet, tüm bu dünya devletleri arasinda en dik duran, halkıyla, devletiyle, sesini yükselten, duyuran, çabalayan, yırtınan, samimi olan iki ülke var, bu iki ülke Türkiye ve İran'dır. Maddi ve manevi, ellerinden gelen herşeyi esirgemeden gayret eden iki ülke.

Yazıklar olsun şu arap ülkelerine ve onların idarecilerine, hesapları ağır cezaları büyük olsun. Tüğleri dahi kıpırdamıyor, kalplerinden merhamet duygusu alınmış, daha daha neleri alınmış bilinmez ama seyretmekten başka yaptıkları başka birşey yok maalesef, ne yazık, ne acı!

İsrail, Amerika ve yandaşları boş durmadı, boş durmuyor. Ekonomik ve askeri  alanlar başta olmak üzere her alanda çok ilerlediler, en modern, en gelişmiş araçları, silahları icat ettiler, yaptılar, yapmaktalar ve bunlarlada acımsızca vuruyorlar.

Onlar kadar olmasada bu çalışmaların bir benzerini yapan nadir ülkelerden biriside İran. Bu manada belkide islam ülkeleri arasındaki tek ülke. Bundan dolayıda İsrail ve Amerika rahatsız olmakta, sürekli saldırıp savaş çığırtkanlığı yapmaktalar. Ama İran devleti bunlara aldırış etmeden var gücüyle hazırlık yapıp kendilerini geliştirmekte. Böyle oluncada İsrail ve Amerika'nın hedefi ve bir numaralı düşmanı olarakta birinci sırada yerini almaktadır İran.

İran'ın askeri gücü nedir? Elinde ne kadar gelişmiş silah bulunmaktadır? Bunlar kesin olarak bilinmemekle beraber bilinen tek birşey var, oda İran devletinin Filistin'li kardeşlerinin herzaman yanında olduğudur ve o gün geldiği zaman, “ havadan uçaklar, denizden gemiler, karadan tanklar, toplar, füzeler “ Filistin'e bomba yağdırırken, Filistin'li müslümanlar gibi ellerindeki tek tüfek ve bir kaç kassam füzesiyle çaresizlikten seyredip ölümü bekleme yerine" aynı şekilde hatta inşaAllah daha şiddetli birşekilde düşmana cevap verecektir İran. “ Şehid olurkende gözleri arkada kalmayacaktır şehitlerin, o gün geldiği vakit gönülleri rahat, huzur içinde şehadete koşacaklardır “.

Zaten anlatmaya çalıştığımız tüm meselede bu değil midir? Sen hazırlığını yap, hazır ol, tüm tedbirlerini al, sonra kim gelirse gelsin, gözün mü görür? Kulağın mı duyar? Ondan sonrada isterlerse gelsinler, sen hazırlığını yapmışsın, takdir Allah (CC)'ındır. Şayet şehid olacak olursan buda senin en büyük nişanen ve şerefin değil midir?

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 5296 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri