Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ömer ALTAŞ

Referandumun Ardındaki Gerçekler

05 Mayıs 2017 Cuma

Devlet’in, içine sızmış illegal yapılanmalardan temizlenmesinin ve ülkenin tam bağımsızlığının şifresi, bizzat Türkiye Modeli Yönetim Sistemidir.

Batı merkezlerinde pişirilerek dönüşüm iradesini ve devleti sırtından vuran,

“Seni başkan yaptırmayacağız” çıkışına sarılan hazır kıta örgütlerin işbirliğine, “içten fetihçi” teröre ve darbeciliğe karşı,

Acil güvenlik refleksiyle gündeme alınan sistem değişikliği, ters esen rüzgâra rağmen milletin onayını aldı.

FETÖ ve PKK’nın, sivil ve demokratik(!) bir kalkanla korunması Batı’nın referandumdaki en büyük kazancı oldu.

Terörü, siyasal bir meşruiyet alanına yerleştirmeyi başardılar!

Referanduma sayılı günler kala, eyalet yalanı ve şişirilmiş anketler, son dakikada yapılan ters operasyonlardı.

Bu karşı hamle, sistem değişikliği onayını kritik bir eşikte tuttu.

Buna rağmen Batı, umduğunu bulamadı.

Sonu belirsiz provokasyonlara sürükleme ve şiddeti körükleme çabası, büyük oyunun göstergesi.

Başkanlık, a priori bir devlet projesi.

Eski düzenin devamı için yapılan kalkışmaların tamamı ise Batı projesi.

Bunun dışındaki her okuma biçimi tali.

16 Nisan’da, millet, devleti bir kapandan daha kurtardı.

Batı’nın teamül dışına çıkarak hiç maşa kullanmadan, sahaya çıkıp herkesten önce referandum sonucuna itiraz etmesinin, apar topar AGİT Temsilcilerini göndermesinin nedeni bu.

Türkiye’nin dönüşüm iradesinin en önemli imtihanı, bu realiteyi henüz fark edemeyen kitleler.

Vesayete diz çöktürmeden gerçeği anlatmanın tam olarak mümkün olmadığının farkındayız.

Toplumun ikiye bölündüğü söylemi, ustaca bir manipülasyon.

Batıcılar, “Hayır”ın kendileri ile aynı dalga boyunda olduğunu sanıyor.

Serap görüyorlar.

“Evet” ve “Hayır”ın birlikte, yeni nesil Kuvay-ı Milliye olduğunu bir kez daha tecrübe edecekler.

Tek ayak üzerinde yakaladıklarını düşünerek ivedilikle sonuca ulaşmak, yerli iradeyi devirmek istiyorlar.

Marjinal Sol örgütlerden umutlarını kestiler.

FETÖ ve PKK’dan ise beklentileri azaldı.

Şimdi göz göre göre, sivil unsurları sahaya sürüp, devletle karşı karşıya getirerek terörize etme çabasındalar.

Son ihaleyi ülkenin ikinci büyük partisine vermek istiyorlar.

Mücadele çetin.

“İçerideki İrlandalı” ruhun, bardağın boş tarafını gösterip gereğinden fazla tepki vermesi psikolojik kırılma yaratmamalı.

Problemlerin farkındayız.

Gereken yapılacaktır.

Bundan böyle mücadele çok boyutlu yürütülecek.

Mazeretlere yaslananlar kendine gelmeli.

Sivil demokratik devrim yolda bulunmadı.

Müktesebatınıza dört elle sarılın!

Devlet Bahçeli

Batı’yla verilen mücadelede aşama kat ettikçe Bahçeli’nin kıymeti daha iyi anlaşılacak.

Anti-emperyalist savaşın kahramanlarından biri oldu.

Devrim tarihi kitaplarında onurla yâd edilecek.

Ülkücülerin tavrı “Devlet-dışı”, “Bahçeli-dışı” bir tutum değil “temkin.”

Ülkücüler, en stratejik yerde, nöbetteler.

Bu toprakların yerli ve milli dinamiklerinden biri olarak varlıklarını sürdürecekler.

İzleyin!

Ahmet Türk

Referandum sürecinde, gerçeği bilmesine rağmen, pervasız, bölücü bir dille, bir kez daha beklentileri boşa çıkardı.

Görüldü ki, HDP hâlâ Batı’nın Ed-Devleti yeneceği rüyasını görüyor!

Bu nedenle içlerinden yaratıcı bir itiraz ve yeni bir siyaset arayışı çıkmayacak.

Türkiyelilik ruhlarından uçup gitmiş.

İradeleri çifte ipotekli.

Kürtler

Türkiye devriminin en şık golünü attılar.

Çözüm sürecinin hikmeti doğru ana stratejisi yanlıştı.

O dönem Kürtlere, devletin bölge yönetimini örgüte bıraktığı düşündürüldü(!)

Bu nedenle HDP’ye yöneldiler.

Üstüne HDP, dönüp çözüm iradesini arkadan hançerledi.

Her şeye rağmen Kürtler karmaşık süreci anlıyor, ferasetle doğru-yanlışı bir bir ayıklıyor.

Bumerang son kavisini aldı.

Dönüş devam edecek.

Kürtleri kendi mülkü sananların tiyatrosunun finalini bekliyoruz.

Binali Yıldırım

Özverisinin, fıtri bir zaaf değil yaratıcı bir vizyon ve yüksek bir karakter umdesi olduğunu gösterdi.

Sürecin en kritik evresini kazasız-belasız ve alnının akıyla yürüttü.

En yüksek çıtadan kusursuz atladı.

Referandum öncesi ve sonrasında yaptığı duyarlı ve sorumlu konuşmalar politika yapıcılar için ders niteliğinde.

AK Parti

Konvansiyonel teşkilat yapısına sahip.

Metal yorgunu.

Koşamıyor.

Devrimci karakterini sürdürmeye istidadı yok.

Sisteme itiraz üzerine var oldu.

Şimdi yeni statüko.

Devlet partisi refleksi veriyor.

Toplumdan uzaklaştı.

Bünyesindeki entelektüel akıl, yaratıcılıktan uzak.

Halkın içine karışmaya cesaret edemeyen nice yönetici var.

İçi boşalsa bile parti, strüktürel olarak hâlâ devrim partisi.

Tabii lideri, bu konuda hüküm vermeden kimseye işgüzarlık yapmak düşmez.

Yıpratıcı tutumlardan da uzak durmalı.

Konu basit ve çözüm aslında teknik:

Milletin beklentisine uyumlu devrimci bir müdahale, sorunların çoğunu daha en başından büyük oranda çözecektir..

Erdoğan

Bir faninin sırtında bu kadar yük olur mu?

Olur!

Erdoğan’ın sırtında taşıdığı anlamı bu referandumdaki yüzde 51’e indirgeyenler yanılıyor.

Erdoğan’ın hakiki anlamı ve kapsamı, 15 Temmuz gecesi ortaya çıkan ulusal ve küresel seviye ve sınırdır.

Milat ve mihenk budur.

Gerisi siyaset.

Siyasette elbette iniş çıkışlar olur, normaldir.

Referandum sonuçlarından hareketle “inşayı” yıkmak isteyenler, oylama tablosunun yakında nasıl şekilleneceğini şaşkınlıkla izleyecekler.

Batı, biraz daha heveslensin!

CHP

Ed-Devlet mi?

Batıcılık mı?

Kendileri için bu geçiş evresinin en büyük sınavı.

Karar anındalar.

Çatal değnek yere batmaz.

Yüzlerini ya sadece öze ya da sadece Batıcılığa dönecekler.

Birincisi onurlandırır ikincisi harcar.

Dönüşmek için tarihi fırsat, bir kez daha gözlerinin içine bakıyor.

Tercihleri her şeyi kökünden değiştirecek.

Bütün bir Türkiye siyasetini konsolide edebilecek potansiyellerinin olduğunun farkında değiller.

Adımlarını atmak üzere oldukları yerde mayın var!

Bu vartada ya “HDP’leşecek”ler,

Ya da iktidar yolunun dinamiklerine ulaşacaklar.

Evet-Hayır

Devlet katında Evet cephesi-Hayır cephesi şeklinde bir ayrım olmaz.

Toplum katında da olmaz.

Bu iki zemine oturan her çelişki, bize aittir ve bir elmanın iki yarısıdır.

Toplumsal olgular izah edilirken “cephe” kelimesi asla kullanılmamalı.

Cephe, Sömürge Düzeni-İşbirlikçileri ile Türkiye-Devlet arasında olur.

Temel Çelişki’miz de Baş Çelişki’miz de budur!

Batıcı ve sömürgecilerle iş tutanların tarafı ne olursa olsun merduttur.

Bir sabah sandık başına gidip özgür iradesi ile Hayır ya da Evet’e mühür basan her aile biziz.

Ancak:

Toplumdaki makul, normal ve sıradan çelişkilerden yararlanarak,

Terörün, darbecilerin, yabancı istihbarat servislerinin, Batılı lobilerin, küresel fonların tetikçiliğini yapan,

Kişi, kurum, kuruluş, STK ve lobiler,

Bu topraklardan kovuluncaya kadar mücadeleye devam edilecektir!

İç içe geçmiş olguların topluma yansımasının yarattığı güçlüğün farkındayız.

Bu yolun tek bir istikameti var:

Vatana düşmanlık ve ihanet edenlerle savaş, amasız, aralıksız ve tereddütsüz devam etmeli.

Etki altında kalan kesimlere ise; maddi, manevi, siyasi ve teorik düzlemlerde daima ve amasız kucak açılmalı.

Süreç netameli.

Yılmak yok.

Endişelenmeyin.

Zaman içinde mutlaka başarı gelecektir.

Toplumsal bölünmenin bir algı operasyonu ve bir vehim olduğu görülecektir.

Siyaset

Ed-Devlet, politikayı etap etap terbiye ederek yeni bir siyasi kültür inşa ediyor.

Kimse tabelasını değiştirmeyecek ama bundan böyle milletin tamamına dokunmayan hiçbir politika da maya tutmayacak.

Her siyaset; biraz Müslüman, biraz Laik, biraz Batılı, biraz Sol, biraz İslamcı, biraz Kürt, biraz Türk, biraz Ermeni, Musevi, Ezidi ve Rum toplumu, biraz Alevi, biraz Caferi, biraz Şafii, biraz Hanefi, biraz Kadirî biraz Nakşî olacak!

Tek başına dindarlık, tek başına sekülerlik, tek başına milliyetçilik kimseye yetmeyecek.

Batının paramparça ettiği Türkiye siyaseti, yönetim sistemi değişikliği ile bundan böyle birlik ve beraberliğe doğru daha hızlı yol alacak.

Evrimler

“Türkiye Devrimi”, I. Meclis’te vatanın adı Türkiye olduğunda başladı.

Uzun erimli Türkiye devrimi, siyaset üstüdür, masundur.

Altı ısrarla çizilsin:

Türkiye devrimi, millete, devlete ve vatana karşı yapılmadı.

Kendine karşı devrim olmaz!

Tüm ideolojiler, zihinlerini bu anlamda temizlemeli!

Türkiye devriminin tek ideolojisi; anti-emperyalizm ve tam bağımsızlıktır.

Amaç; maddi ve manevi kaynaklarımızla baş başa kalabilmek.

Unutulmamalı ki geçiş süreci, sorunları olduğundan büyük gösteriyor.

Özellikle bu son referandum atmosferinde umutsuzluğa kapılanların sayısı arttı.

Bilinsin ki Ed-Devlet; toplumda mevcut tüm çelişkileri, kontrollü ve sivil siyaset içinde kalarak, tek tek gün yüzüne çıkarıyor.

Yüzleştiriyor.

Tartıştırıyor.

Aşıyor.

Yaşanan olaylardan hareketle tedirgin olmaya gerek yok!

İyi olacak!

Bu milletin demokratik olgunluğuna inanın.

Kaostan göz alıcı bir kozmosa ulaşılacak günler yakın!
 

omeraltass@gmail.com
twitter.com/omraltas
www.facebook.com/Ömer Altaş

Bu yazı toplam 948 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri