Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ömer YAZICI

Büyüyünce işletmeci olacağım!

20 Ağustos 2018 Pazartesi

Çocuklarımıza hep heyecanla sorarız veya tanıdıklarımız sorduğunda heyecanla dinleriz “büyüyünce ne olacaksın?” sorusuna verilecek cevabı. Bizim için çok önemlidir doktor, mühendis ya da benzeri meslekleri söylemesi. Mühendislik ya da doktorluk gibi meslekler hep iş garantili veya çok aranan meslekler olarak algılanmıştır. Benim tanıdığım hiç kimse çocuğunun iyi bir yönetici ya da iyi bir idareci olacağım demesini beklememiştir. Biz Türk’üz ya, zaten doğuştan liderlik, yöneticilik ya da her şeyi bilmek gibi özelliklerimiz vardır!

İyi bir yönetici veya idareci olmak için güzel bir İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF) bitirmek, hatta mümkünse 3-5 yıllık bir deneyim edindikten sonra eğitimin gücünü pratik hayata aktarabilmek için tekrar bu fakültede yüksek lisans (MBA) yapmak önemlidir. Amerika’da saygın üniversiteler işletme gibi bölümlerde yüksek lisansa kabul etmek için min. 2 yıl iş tecrübesi hatta sadece yöneticiler için olan yüksek lisansta (Executive MBA için) min. 5 yıl is tecrübesi zorunlu kılıyor. Birçok büyük firma yeni yönetici alırken, ya da çalışanları arasından yönetici seçerken MBA yapmış mi diye bakıyor, ya da MBA yapmalarını teşvik ediyor, masraflarını karşılıyor.

Ülkemizde maalesef işletmeci kavramının içi boşaltılmış, dini duygulardan dolayı yönetici olmayı arzulamak olumsuz karşılanmıştır. İşletme bölümü okuyacağım diyen lise gençliğine ilk verilen tepki “okuyupta kimi işleteceksin bakalım!” olur. Okuyupta yönetici olacağım diyen kişiler burnu havada, koltuk sevdalısı, ya da gözü yükseklerde gibi yaklaşımlarla soğutulurlar. “Bizde görev alınmaz (istenmez) verilir evlat” derler hemen sana. İşletme okuyorum denildiğinde bir “zavallı başka bölüm tutturamamış” bakışı ile bakıp, geçleri yerin dibine sokarlar tabiri caizse! Son yıllarda işletme fakülteleri çıktı, İİBF’den ayrı bir fakülte, sadece iş hayatına yönetici yetiştirmek için tasarlanmış, özel donanımlı fakülteler. Fakat, sınırlı sayıdaki üniversitemiz hariç, birçok üniversitemiz sanayinin ihtiyaçları ya da 21. Yüzyılın ihtiyaçları göz önünde bulundurularak değil, koltuk ve ihtiras savaşları çerçevesinde yönetildiği için verilen mezunlar kritik etme ve analiz yapma özelliklerinden ziyade askerlik suresini 12 aydan 6 aya kısaltabilme özelliğine sahip oluyorlar.

Günümüzde Türkiye ve diğer yeni gelişen ülkeler göz önüne alındığında görüyoruz ki ekonomik savaş bir gerçek ve bunun piyadeleri işletmeler. 21. Yüzyılda konvansiyonel savaş metotlarıyla gelişmekte olan ülkelere saldırmak hemen hemen imkânsız durumda. En etkili ikinci yöntem ise ekonomik savaş. Eğer ülkelerdeki işletmeler zayıf ise, ihracat az ithalat çok ise, üretim değil tüketim ekonomisi hâkim ise ülkelerin bu ekonomik savaşta başarılı olması neredeyse mümkün değil. Uluslararası büyüklüklerde, kar marjları yüksek, çalışan memnuniyeti yüksek, borcu az, sosyal sorumluluğu çok işletmeler kurmalı, onları idare edecek, büyütecek yöneticiler yetiştirmeliyiz. Milli olmak için işletmelerinizin de milli olması gerekir, sektörlerde en büyük firmalar milli firmalar olmalıdır, en iyi yöneticiler milli yöneticiler olmalıdır. Böylece ekonomik savaşta saflar sık dursun ve etkilenmemiz az olsun. İste bunun içindir ki, ben Türkiye’nin en büyük firmasında en iyi yönetici olacağım diye hayal kuran gençlerimiz de olsun ki milli değerlerimiz milli şirketlerimizi yönetsin. Kaliteli yöneticilerimiz olsun ki büyüme potansiyeli çok yüksek olan firmalarımız, beceriksiz yöneticiler tarafından zayi edilmesin, yabancılara yem olmasın.

Bu hedeflere ulaşmak için öncelikle İİBF’ye, özellikle işletme bölümüne çok is düşüyor. Artık hocalarımızın “Prof” unvanının havasıyla yaşama hevesinden vazgeçip, ya da maddi çıkar elde etmek için kolayından birkaç proje ya da makale yazma hevesinden vazgeçip, geleceğin lider yöneticilerini yetiştirip, ülkemizin cesur patronlarının yanına cesur idareciler olarak verebilmenin hesaplarını yapmalılar. Türk halkının girişimcilik konusunda cesur olduğunu söyleyebiliriz, fakat hangi girişim belirli bir noktadan sonra profesyonellerce yönetilmeden ulusal ve uluslararası arenada büyüyebilmiş? Cesur girişimcilerimizin yanına adil, çalışkan, alanında uzman ve gayretli işletmeci gençleri vermek ve onların kariyer basamaklarını tırmanarak sektöründe lider yaptıkları firmalarda yönetici olduklarını görmek işletme hocalarımızın en büyük arzularından biri olmalıdır. İşletme fakülteleri ve İİBF’ler bu amaçla yönetilmeli, gençler bu vizyonla yetiştirilmelidir.

Kısaca özetlemek gerekirse, işletme okumak, işletmeci olmak, bir şirkette yönetim kadrosunda görev almak bizim gençlere vermemiz gereken arzulardan birisi olmalıdır. Bu arzuyu en değerli eğitim yöntemleriyle desteklemek fakültelerimizin ilk hedefi olmalıdır. Bu arzuyla yasayan, kaliteli eğitimini alan genç yöneticilerimizin ise nihai amacı ülkemizin milli sermayesini her gün güçlendirmek ve bir dünya markası haline getirmek olmalıdır.

Dr. Ömer Yazıcı

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 1648 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri