Ömür törpüsü

Son zamanlarda kafamı en fazla meşgul eden soru şu: “Bir insan, meslek olarak kendisine yazarlığı seçmiş olan biri, hep aynı şeyleri yazıp durmaktan bıkmaz mı?” Bu sorunun bir de patronlara dönük yüzü var: “Her gün aynı şeyleri yazan birine ödediği maaşlar patronlara ne zaman batmaya başlar?”

Geçenlerde bir medya patronunu sabrı için tebrik ettiğimi de bu arada kayda geçireyim. Şu sözlerle: “20 yıldır hemen her gün hiç bıkıp usanmadan aynı şeyleri yazanlar var gazetelerinizde; vaktiyle Turgut Özal için ne demişlerse Mesut Yılmaz, Süleyman Demirel, Tansu Çiller için de tekrarladılar aynı şeyleri; şimdilerde Tayyip Erdoğan aynı türden yazılara muhatap tutuluyor aynı yazarlarınız tarafından... Onlar buna 'Gazetecinin muhalif olması gerekir' kulpunu takıyorlar. Bence işin kolayını öyle bulmuşlar; yoksa beğenilerine uygun Bülent Ecevit'i de aynı kişiler hırçınlaştırmamış mıydı?”

Sürekli 'muhalif' görüntü altında 30, 40, 50 yıldır aynı şeyleri tekrarlayıp durmak... Hiç mi bıkmaz, usanmaz bu adamlar, “Boşuna mı kürek çekiyorum” diye kendilerini sorgulamaz?

Ben bunları düşünüp her gün aynı şeyleri yazanlara içimden takdirlerimi sunarken, bir de ne göreyim, dün, Oktay Akbal benzer bir sebeple kendi kendisini tebrik etmiyor mu?

'Hep aynı yazıları mı?' sorusunu şu satırlar takip ediyor: “Zaman zaman otuz kırk yıl öncekileri okuyorum. Ha bugün yazmışım, ha dün! Çıkarıp yayımlasam kimse anlamaz eskiliğini!.. / Niye böyle? / İnsan değişiyor, yaşlanıyor, yoruluyor, bıkıyor, usanıyor... Toplumun konuları, sorunları hep aynı mı kalıyor? Halkın dertleri, özlemleri, iyi bir yaşam, bir küçük mutluluk, biraz huzur, azıcık tam özgürlük istekleri neden bir türlü değişmiyor, daha doğrusu iyileşmiyor? / Ülkeyi yönetmeye kalkışan politikacılar yüzünden mi? Halkımızın boyun eğmekten bir türlü kendini kurtaramayışından mı?”

1923 doğumlu Oktay Akbal 'öykücü' bilinse de köşe yazısı yazmaya 1951'de Vatan'da başlamıştı, bir ara Milliyet'teydi, şimdilerde Cumhuriyet'te yazıyor. Cumhuriyet'in imtiyaz sahibi de olan yazarı 1925 doğumlu İlhan Selçuk da 1955 yılından beri Akşam, Tanin, Vatan'da köşe yazdıktan sonra 1963'te Cumhuriyet'e taşıdığı Pencere'sini hiç kapatmadı.

İkisi de Cumhuriyet'te yazan Akbal ile Selçuk “Yahu, her gün aynı şeyleri yazıyoruz, doğru mu yapıyoruz?” diye hiç mi konuşmazlar?

Dünkü yazısından öğrendiğime göre Oktay Akbal'ın, konuşuyorlarmış. Okuyalım: “İlhan Selçuk'la da ara sıra bunu konuşuruz. Aynı şeyleri yazmak!.. İlhan'ın, yirmi otuz yıl önce yazdıkları, halka inanan, halkın özlemlerini destekleyen; doğruluğu, eşitliği, mutluluğu arayan bir yazarın gündelik sunuşları değil miydi? Bugünküler de aynı çizgideyse, aynı sorunlara çözüm arıyorsa, bir uyanışa, bir silkinişe, kişilik arayışına bir sesleniş ise!.. Demek, toplumda bir uyanış yok, olmuyor, oldurulmuyor. Tersine daha daha gerilere, ilkelliklere, basitliklere, haksızlıklara götüren bir sürükleniş var...”

Böyle bir his sağanağı altında insanın elindeki kalem nasıl çalışır, parmağı daktilonun tuşları üzerinde nasıl gider-gelir? Biteviye hep aynı şeyleri yazmak, buna bir türlü karşılık alamamak, müthiş gönül yakıcı olmalı.

Öyle olduğunu yine Cumhuriyet yazarından öğreniyoruz: “Dünlerde karşı çıktığımız ne varsa, bugün hepsi yaşamda, hepsi uygulamada, hepsi gerçek yazarların kaleminde, sesinde... Bir yazar, beş yazar, onların çizgisinde direnen üç beş düşünce adamının uğraşmaları boşa mı gidiyor? Hep boşa mı gitti? Bu gidişle hep boşa mı gidecek?”

Üf, üf, üf... 85 yaşını idrak etmiş bir insan, 58 yıldır hemen her gün, değişen siyasiler hakkında hep aynı şeyleri yazmak zorunda bırakılır mı? Bırakılırsa o insanın kendisiyle hesaplaşması kaçınılmaz oluyor işte: “Biz de değiştik, yaşlandık, ama yıllardır doğruları yazmakta direnmemiz doğal değil mi? Aynı şeyleri yazıyoruz diye üzülmek niye? Hem aynı şeyler de değil şu günlerde yazdıklarımız, gelip geçen iktidar sahipleri, birbirinden daha kötü, birbirinden daha başarısız.. Halka, gerçeklere, doğrulara birbirinden daha ters insanlar olduysa, biz de bunu sık sık vurgulamak zorunda kalmışsak, kalıyorsak, kalacaksak, suç kimde?..”

Suç elbette toplumdadır; ya da her gün aynı şeyleri bıkmadan usanmadan yazan kişileri okuyup durduğu halde gereğini yerine getirmeyenlerde... Hep aynı yazıları yazanlarda veya hep aynı yazıları yazdıran patronlarda suç olacak değil ya!

Üzülmesini istemem Oktay Bey'in, İlhan Bey'in de... Yazmaya devam etmeliler; sütunlarını boş bırakacak yerde herhangi bir eski tarihli yazılarını yeniden yayınlasalar da okurum.

Onlar 'görevlerini' yapıyorlar; onları okumak da benim görevim...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.