Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Prof. Orhan ÇEKER

ZİKİR NEDİR ?

11 Temmuz 2010 Pazar

FATİH KUT:  Peki sayın hocam gelelim şimdi zikir kelimesine. Yalın olarak “ALLAH” lafzı ile zikir olur mu?

PROF. DR. ORHAN ÇEKER: Önce zikir ne demektir, meselesini ele alalım ? Ya da bu problem niye gündeme geldi, oradan başlayarak îzâhı yapalım : Tasavvufa karşı çıkanlar, zikir eylemine karşı çıkıyorlar ki, zikir iki türlü yapılır. Bir, insanın kendi kendine tenha bir köşeye çekilerek Allah’ı zikretmesi, bir de cemaat halinde sesli zikir yapması.  Bu iki şekil tatbik ediliyor. İkisine de karşı çıkmaktadırlar. Derler ki, toplu sesli zikir yoktur. Ondan sonra da derler ki, zikir dediğiniz şey “Allah, Allah, Allah” demek değildir. ‘Allah, demek diye bir zikir yoktur. Zikir olsa olsa cümleyi tamamlayan şey, yani zikir tam bir cümle olur. Mesela La ilahe illallah bir zikirdir, Elhamdülillah bir zikirdir, Sübhanallah bir zikirdir. Ama Allah, Allah, Allah kendi başına bir şey ifade etmiyor. Tek kelime zikir olmaz…’ derler. Bu problemi îzâh edecek şekilde meseleyi yine baştan alayım : Zikir, Kur'ân-ı Kerîmdeki manalarına baktığımız zaman, birkaç manaya geldiğini görürüz. Zikir, vahiy manasına gelir. Mesela Hicr sûresi 9.  ayette ve Kamer sûresi 25. ayette… zikir, vahiy anlamındadır. Yani zikir, Allah’ın , Peygamberine verdiği vahiydir. İkinci bir manası, sesli olarak ALLAH adını söylemektir. Mesela  “(Kesilirken) üzerine Allah’ın isminin anılmadığı (hayvanlardan) yemeyiniz” (En’am sûresi 121.ayet. Ayrıca bkz. Maide : 4 ve En’am : 119). Yani hayvanı keserken açıktan açığa “Bismillahi Allahü Ekber” denilenleri yiyeceğiz, Allah’ın zikredilmediği hayvanları yemeyeceğiz, demek olur. Buradaki zikir, açıktan açığa dil ile, seslice Allah demektir. Bu anlamda çokça ayet vardır. A’la suresi de bu manadaki bir ayetle başlar. Zikir genel olarak ilim anlamına da gelir. İlim mesela ehl-i zikir denildiği zaman ilim ehli akla gelir. Bir de zikir dilini de oynatmadan, ses de çıkarmadan sadece kalben hatırlamak anlamına gelir. Kur'ân-ı Kerîmde bu anlamda da kullanılıyor. Ayrıca zikir kelimesinin, Yusuf sûresi,  45. ayete baktığımız zaman, hatırlamak anlamına geldiğini görürüz. Sonuçta ister kalben hatırlamak olsun, ister dil ile açıklama olsun, ister vahiy olsun, ister ilim anlamında olsun bunların hepsi zikrin manalarıdır. Peki bu insanlar zikrin nesine karşı çıkıyor ? Diyorlar ki Allah lafzı zikir olmaz. Bir de  toplu olarak zikir olmaz diyorlar. Önce “Allah” lafzı tek başına zikir olur mu, olmaz mı, o meseleyi ele alalım :

TEK BAŞINA ‘ALLAH’ LAFZI ZİKİR OLUR MU ?

Her şeyden önce şunu söyleriz ve hatırlatırız : Kendi kendilerine yalın olarak ALLAH lafzını, hem de binlerce defa Allah Allah lafzını zikir ede ede, tasavvufta letâif denilen vücüdun zikre hassas noktaları zikreder hale gelebiliyor.  Mesela insanın kalbi Allah diye diye bir an gelir ki, aynen dil gibi o da zikretmeye başlar. Bu, ne ile olur ? Allah, Allah diye zikretmekle olur. Öyleyse Allah lafzının zikir oluşu tecrübî olarak sabittir. Tabii ki buna da ‘biz tecrübî filan tanımayız, bize nasslardan, ayetten, hadîs’ten delil getir’, şeklinde talep edebilirler.  Şimdi bir örnek veriyorum : Müslim’in Sahih’inde İman bahsinin ikiyüz otuz dört numaralı hadîsi. Tirmizi’nin Süneninin, Fitneler bahsinin otuz beşinci babı ve bu arada Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inin bir çok yerinde şöyle bir rivayet var:

لاَ تَقُومُ  السَّاعَةُ عَلَى أَحَدٍ يَقُولُ اللهُ الله ُ

“Allah, Allah diyen bir insan üzerine kıyamet kopmayacaktır”.

Bir daha söyleyeyim : Dünya üzerinde bir tek insan Allah, Allah diye zikrediyorsa kıyamet kopmayacaktır. O zaman ALLAH ALLAH lafzı ile zikir, Kıyamet’in kopuşunu da engelleyecek şeydir. Allah Allah diye zikrediyor olmak, gelecek belaları defeder, derler ki bu söz doğrudur.

 Bir de şuna bakınız: Hadîs-i Şerîf’te “Allah, Allah”  kelimeleri yalın halde geçiyor. Tek başına Allah, Allah kelimelerini yalın halde zikredilmiş mi ? Edilmiş. Hem de şerhlerde bu ayrıntıya dikkat çekilmiş. Burada Allah lafzı Allahu, Allahu diye geçiyor. Yani Allahe, Allahe değil. Allahu lafzı mef’ul / tümlec olarak değil. Bu da, Allah lafzının yanında  “ALLAH’I zikrediyorum” gibi başka bir kelime zikredilmemiş, demektir. Yalın olarak Allah Allah diyen olduğu sürece kıyamet kopmaz. Ama Allahe Allahe şeklinde olsaydı ALLAH lafzı tümleç olurdu ki cümlede söylenmeyen başka kelimeler var anlamına gelirdi. Dolayısıyla ‘o cümle tam söylenmediği takdirde zikir olmaz, zikir sayılmaz’ denebilirdi. Ama durum, cümle yapısı öyle değil. Hadîs-i Şerîf’te Allahe Allahe değil, Allahu Allahu diye geçiyor. Bu şekildeki kelime Arapça’da herhangi tahmini ve söylenmemiş (mahzuf) bir cümleciğin parçası değildir. Öyleyse yalın olarak “Allah, Allah” diyenler Allah’ı zikretmiş olur. Yani yalın olarak “Allah, Allah” lafızları zikir olur. İşte yalın olarak “ALLAH ALLAH” lafzının zikir olduğunun delili sahih olan bu hadîs-i şerîftir. Bunun zikir olduğu hem hadisle hem de dediğim gibi tecrübe ile sabittir. Dolayısıyla yalın şekliyle “Allah, Allah” zikrine karşı çıkanlar, kendileri beceremedikleri, tenbellik yaptıkları ve bunu yapanları çekemedikleri için inkar etmeye kalkıyorlar.

TOPLU ZİKİR VAR MIDIR ?

Bu arada toplu zikre de temas etmemiz gerekir : Sahabe uygulamalarına bakacak olursak ; sahabenin bazen toplanıp topluca zikrettikleri olmuştur. Hatta hangi zikri söylediklerine dair rivayetler bile var. Mesela  “La İlahe İllallah”, zikrini söylemişlerdir.  Peygamberimiz Aleyhi's-Salâtu ve's-Selâm da bu konuda şöyle buyuruyor : “ Cennet bahçelerine tesadüf ederseniz oralarda yayılınız”. Ya Resûlellah Cennet bahçeleri nedir? diye sorulunca da bizzat Peygamberimiz Aleyhi's-Salâtu ve's-Selâm,

 مجالس الذكر 

“Zikir meclisleridir”, diye cevap vermiştir. Zikir meclisleri denildiği zaman, “Allah” lafzının ya da “La İlahe İllallah” kelimesinin toplu halde zikredildiğini anlarız. “Zikir meclisi” denildiğine göre tek kişi ile meclis olmaz. Meclis, çok insanlardan meydana gelir. Tek insana meclis denmez.  Buradan anlıyoruz ki Resûlullah Aleyhi's-Salâtu ve's Selâm veciz bir şekilde toplu zikri ifade etmiştir.

BELLİ SAYIDA ZİKİR YAPMAK / VİRD VAR MIDIR ?

FATİH KUT: Peki Hocam zikri belli sayı ile yapmak diye bir şey var mı ?

PROF. DR. ORHAN ÇEKER: Güzel bir konuya geldik. Bu da çok soruluyor. Sayısal zikir, yani belli sayıda zikir var mıdır, yoksa sayı koymaksızın mutlak zikir mi gerekir ?  Buna çok itiraz edip “siz kendi kafanızdan ibadet uyduruyorsunuz” diyorlar. Mesela müride belli sayıda vird verilmiştir, günde yüz defa istiğfar edeceksin, yüz defa yada bin defa Allah, Allah diyeceksin, yüz defa salavât getireceksin,… denilmiştir, mürid de o virdi çekip duruyordur. İtiraz edenler, belli sayıda zikir olmaz, diyorlar. Çünkü Resûlullah Aleyhi's-Salâtu ve's-Selâm böyle bir şey yaptırmamıştır. Ya da Resûlullah Aleyhi's-Salâtu ve's-Selâm ne yaptırdıysa sadece o vardır. Bunun ötesinde bir rakam koyamazsınız, diyorlar. Hatta bunu söylerken biraz da ikna edici ve yaldızlı sözlerle söylüyorlar. Mesela diyorlar ki, ‘bir ibadet ancak vahiy ile ortaya konulur’. Doğru tabii ki. Önce bunu bir tasdik ettirirler. Bundan sonra ‘zikir ibadet mi’, diye sorarlar. O da doğru ama AMAsı var. Arkasından ‘zikir ibadet ise belli sayıda zikir yapman ya da vird verebilmen için ayetten ya da hadîs’ten delil getirmen gerekir’, derler. Doğru mu, ilk bakışta doğru görürsün. Ama gelelim işin AMAsına.

Belli sayıda zikir vermek, ibadet koymak değil, zikre ve ibadete alıştırmak yani eğitim amaçlıdır. Eğitim ile ibadeti karıştırırsanız, az önceki iddiada bulunursunuz. Eğitim ayrıdır, ibadet ayrıdır. Belli sayıda zikir ibadete alıştırmak içindir. Malumdur ki belli sayı ile alıştırma yaptırmak eğitim yollarından bir tanesidir. Peki, zikir konusunda ibadet olan ne ? Zikir konusunda ibadet olan şey, zikr-i dâim yani sürekli zikirdir ki bu ifade ALLAHı hiç unutmamak demektir. Allah’ı sürekli, daha doğrusu Allah’ı anmadığın bir anın olmamasıdır. İnsanı buna alıştırmak için, eğitmek için belli sayıda Allah, Allah dedirte dedirte alıştırırsın.

Belli sayıda zikirle insanı zikr-i daime alıştırmak şuna benzer : Okuma- yazma bilmeyen bir insana okuma yazmayı öğretiyorsan ona dersin ki “bak, bu alfabe harfleridir, yarına on defa yazıp geleceksin”. Okumaya - yazmaya alıştırmak için belli sayıda ödev vermek ne ise zikre alıştırma konusunda belli sayıda zikir vazifesi vermek aynı şeydir. Bu talebe itiraz etse ve “On defa alfabeyi yazmam. Bu ödev Kur’an ve Sünnet’in neresinde var ? Bana delil getir, yoksa ben yazmıyorum” dese bu çocuk okuma yazmayı öğrenir mi ? Öğrenemez tabii. Bu öğrencinin belli sayıdaki yazı ödevi için delil istemesi doğru mu ? Tabii ki yanlıştır. Okuma – yazma ödevleri için “OKU” emri yeterlidir. Geri tarafı tecrübe ile yürütülür. Tecrübe de belli sayı ile ödevler vermek şeklinde gerçekleşmiştir.

FATİH KUT: Askerde hani şınav çekerken otuz tane kırk tane şınav çek, demek gibi değil mi?

PROF. DR. ORHAN ÇEKER: Aynısı, sporda da aynıdır. Sayı eğitim amaçlıdır. Eğitimde sayı şart ve vazgeçilmezdir. On defa yazma ödevi, ertesi gün beş defa, üç defa ‘yaz’ ödevine… döner. Öğrenci tamamen okuma – yazmayı söktüğü an, sayı ile ödev devri de biter. Onun içindir belli sayıdaki zikir, zamanla değiştirilir, nihayet tümden ödev / vird kaldırılır. Çünkü insan zikr-i daime alışmış gitmiştir artık. Zikir, zikr-i daim hale gelmiştir. Öyleyse insanın, sürekli Allah zikrine alışan bir insan olması için, diyelim ki önce yüz defa Allah demekle başlar. Bin defa, iki bin defa, üç bin defa, beş bin defa… belli sayıda zikir yapar yapar yapar derken bu insan, sürekli zikreder hale gelir ki artık sayısal zikir / vird vermenin gereği kalmaz. Zaten o insan sürekli zikrediyor. O kişi için sayı ile zikir manasız kalmıştır.

İddia ettikleri gibi belli sayıda zikir, ortaya ibadet koymak yani ibadet icad edip uydurmak olsaydı ; o belli sayı, sürekli aynı kalır, hiç değiştirilmez ve zamanı gelince de tümden kaldırılmazdı. Çünkü ibadet sabittir, değişmez. Halbuki tarikat uygulmasında zikir / vird, halden hale, insandan insana değiştirilir, durur.

Bir insanın niyeti bozuksa, dosdoğru bir çizgiyi bile eğri büğrü görür. Belli sayıdaki zikri, ibadet olarak görüp taarruzda bulunanlara bu dosdoğru uygulama, eğri büğrü görünüyor.

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 31088 defa okunmuştur
zikrin önemi
muhsin iyi
Zikir, Zikrin Önemi. Nedense pek çok kişi tefekkürün zikirden üstün oluşunu düşünerek Allah’ı (c.c.) zikretmeyi küçük bir ibadet olarak değerlendirmektedir. Bazı dini bütün insanların zikre karşı olmaları, Kuran-ı Kerim’deki ve hadis-i şeriflerdeki zikir kelimelerini tevil etmeye çalışmaları gerçekten ilginçtir. Ben önceleri onların art niyetli olduklarını ve kalplerinde büyük bir hastalık bulunduğunu düşünürdüm. Onlara göre zikir Allah’ı (c.c.) düşünmektir. Arka arkaya aynı kelimeyi söylemek bir anlam ifade etmez. Sürekli zikirle kastedilen şey her yerde, karşılaşılan bütün varlıklarda Allah’ın (c.c.) kudretini görüp O’nu hatırlamaktır. Halbuki kendileri de namaz sonunda çekilen tespihleri “zikir” olarak adlandırırlar. Gerçi Kuran-ı Kerim’de zikir kelimesi bildiğimiz anlam dışında ayrıca onların dediği gibi bazen namaz, bazen tefekkür, bazen de kutsal kitap anlamında da kullanılmıştır. Peygamberimiz (s.a.s) tevile müsait olmayan bir açıklıkla pek çok sahabeye değişik zikirler öğretmi
22 Ağustos 2011 Pazartesi 18:25
Beğendim (1)Beğenmedim (1)
YORUMUN DEVAMI
Doğru
mahmut gürbüz
Sayın Orhan Çeker'in tespitleri gerçektende yerinde...
13 Temmuz 2010 Salı 11:34
Beğendim (1)Beğenmedim (1)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri