Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Recep KOÇAK

Cennete Açılan Tünel

23 Şubat 2011 Çarşamba

Miladi takvime göre 23 Şubat 632’de Hz. Peygamber s.a.s Veda Hutbesi’ni irad buyurdu. Veda Hutbesi, üzerinde uzun uzun tefekkür edilmesi gereken bir şaheser konuşma. Özellikle de insan hakları konusunda ortaya konan yüksek çıta insanlığın kıyamete kadar erişemeyeceği yükseklikte.

Hz. Peygamber s.a.s, bütün insanlığın Hz. Âdem’den ötürü birbirleriyle akraba olduğunu şu sözlerle dile getirdi:

“Ey insanlar!

Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O’na karşı en çok takva sâhibi olanınızdır. Arab’ın Arap olmayana -takvâ ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.”

Müminlere, tutunmaları halinde sapıtmaktan kurtulacakları iki sağlam kulpu şöyle tarif buyuruyordu:

“Ey mü’minler!

Size bir emânet bırakıyorum ki, ona sıkı sarıldıkça, yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emânet, Allâh’ın kitâbı Kur’ân’dır.”

Bugün Veda Hutbesi’nin irad buyrulduğu gün olması dolayısıyla “Dünya İslam Günü. Bir süreden beri, bugün vesilesiyle bir dizi etkinlik gerçekleştiriliyor.

Dün Araştırma ve Kültür Vakfı’nın Konferans Salonu’nda Dünya İslam Günü etkinlikleri çerçevesinde bir program icra edildi.

Programa, “Namaz Platformu”ndan adını son yıllarda sıkça duyduğumuz aktivist-yazar Abdullah Yıldız Beyefendi “Hz. Peygamber ve Merhamet” konulu konuşması ile katıldı.

Benim de bir sunumun vardı. Konum ise, “İslam’da Yardımlaşma” idi.

Konuyu hazırlarken Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde “yardım”a dair ne kadar çok işaret, tavsiye, emir ve ihtarın bulunduğunu bir kez daha gördüm.

Üzerinde saatlerce konuşulmaya değer bu konuyu, 11 yıldan beri içinde bulunduğum Deniz Feneri uygulamasından gerçek hikâyelerle de takviye ederek özetlemeye çalıştım.

Yaptığım hazırlıktan bazı notları okuyucularımızın istifadesine sunmakta yarar görüyorum.

Yardım konusu Kur’an-ı Kerim’de en çok “infak” ve “ihsan” kelimeleri ile karşımıza çıkıyor. İnfakla ilgili 200’den fazla ayet-i kerime mevcut.

Çok sayıda ayette “Allah ihsan sahiplerini sever” buyruluyor. İhsanı kavramının, bir yönüyle “iyilik etmek”, diğer yönüyle de “İşlerini, Allah’ı görüyormuşçasına yapmak” anlamlarında kullanıldığı biliniyor.

Her Cuma hutbesinde müminlere hatırlatılan aşağıdaki ayette hem iyiliğin önemine vurgu yapılıyor, hem de yardımda önceliğin yakın çevreye, akrabalara verilmesi gereğine işaret ediliyor.

“Allah adaleti, ihsanı (insanlara iyilik yapmayı) ve akrabaya vermeyi sever.” (Nahl Sûresi 16/90)

İnfak etmekte geç kalmanın sakıncasına işaret edilen bir ayet-i kerimede şöyle buyruluyor:

“Herhangi birinize ölüm gelip de; ‘Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!’ demesinden önce size verdiğimiz rızıktan harcayın.” (Münâfikûn, 63/10)

Sevgili Peygamberimiz de bu konuyu şu veciz ifadeleriyle açıklamaktadır:

“Sadakanın efdali vücudun tam olarak sıhhatte bulunup mal canlısı olarak zenginlikten hoşlanıp fakirlikten korktuğun bir zamanda verdiğin sadakadır. Sen sadakanı artık dünyadan umudunu kesip ‘şu malım filanın bu malım da falanındır’ diye vasiyet etmeye başladığın son döneme bırakma. Zira o vakit mal artık falan varisindir.” (Müslim Zekat 93; Nesai Zekat 60; İbn Mace Vesaya 4)

Kimler hangi durumlarda infakta bulunmalı sorusunun cevabı ise şöyle veriliyor:

“O (takvâ sahibi) olanlar, bollukta ve darlıkta (Allah rızası için) sarf ederler, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah iyilik yapan (ve güzel davranan)ları sever.”(Ali İmran, 3/134)

Mevlânâ bu durumu şöyle ifade eder: “Süt emen çocuk dadıdan vazgeçti mi yemek yemeye başlar, artık onu bırakır gider. Sen topraktan biten taneler gibi, yerin sütüne (maddesine) bağlanmış, ona alışmışsın. Kalplerin gıdasına alış da bu sütten kesilmeye bak. (Yoksa) ot gibi ayağın yere bağlı... Hakikate erişemez de bir yelle başını sallar durursun. (Takvâya ve ihsana ulaşamaz çürüyüp gidersin).” [Mesnevî, III, 1280. beyt]

“Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir”buyuran bir peygamberin ümmetiyizMüslüman, sadece kendi nefsini düşünen değil, daima çevresini, akrabalarını, komşularını görüp gözeten, varsa ihtiyaçlarını araştırıp tespit eden ve karşılayan bir dikkat ve olgunluğa sahip olmalıdır

İyilik yolunda koşanların yardımlaşmasının teşvik edildiği bir ayet-i kerimede ise Cenabı Hak şöyle buyuruyor:

 “…İyilik ve takvâ (Allah’ın emirlerine uygun yaşama/karşı gelmekten sakınma)da yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah’tan korkun! Şüphesiz Allah’ın (emirlerini çiğneyenlere karşı) cezası çok şiddetlidir.” (Maide, 5/2)

Peygamber Efendimiz s.a.s, “Mü’min müminin aynası ve kardeşidir.Kardeşinin nafakasını temin etmesine yardımcı olur, onu gıyabında korur ve gözetir.” buyurmaktadır

Hz. Peygamber s.a.s çok cömertti. En sevdiği insanlar da öyle idi.

HzEbubekir r.a, Müslüman olduktan sonra seksen bin altınını fakirlere dağıtmıştı.  

HzOsman ise kıtlığın ve açlığın hüküm sürdüğü bir dönemde üzüm ve buğday yüklü bin deveyi, yükleriyle beraber tasadduk etmişti.

Yardımlaşma konusunda bize en güzel örnek asrı saadet döneminde Mekkeli Müslümanlarla Medineli Müslümanlar arasında gerçekleştirilen Ensar Muhacir kardeşliğidirbu dönemin Müslümanlarında da onlardaki gibi birleşme, paylaşma, katlanma, destek olma ve kaynaşma şuuru hasıl olduğu an, çoğu problemimizi çözmüş olacağız. Allah rızası için tesis edilen dostluk, kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma, fertlerin dünya ve ahirette mutlu olmalarına vesile olacaktır.

İslam, yardımlaşma ve dayanışma sayesinde güç kuvvet bulup gelişmiş, insanlığa büyük bir hidayet meşalesi olmuştur. İlk Müslümanlar Mekke'de, Medine'de, Kur'an'da Allah'ın emirlerine hakkıyla uyarak Hz. Peygamber'in rehberliğinde yardımlaşmanın ve dayanışmanın eşsiz örneklerini bizzat yaşayarak vermişlerdir.
Kur'an'da, Allah Teâlâ bu hususta bize ne buyuruyor:
"Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Sonra anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akraba olan komşulara, yakın ve uzak komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara, sahip olduğunuz kölelere iyilik edin. Şüphesiz Allah kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez." (Nisa, 4/36)

Kardeşçe yardımlaşma ve dayanışmanın imanın gereği olduğunu Peygamberimiz s.a.s pek çok hadisinde şöyle buyurmuştur:
"Sizden biriniz, nefsi için istediğini mü'min kardeşi için de istemedikçe kâmil imanla iman etmiş olmaz."

"Müslümanlar, birbirlerini sevmekte, merhametleşmekte, ilgi duyup yardımlaşmada bir vücut gibidirler. Vücuttan bir organ hastalandığında, diğer organları, uykusuzluk ve ateşte aynı acıyı tatmaya çağırır."
Buhâri ve Müslim'in rivayet ettikleri bu hadislerde, Peygamberimiz yardımlaşma ve dayanışmanın önemine işaret buyurmaktadır.

Bakara Suresi'nin 261. ayetinde nasıl müjdeler veriyor:
"Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her başağında yüz dâne olmak üzere yedi başak veren bir dânenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah'ın lütfu geniştir, O, her şeyi hakkıyla bilir."

Bir gün Peygamber Efendimiz s.a.s sabah namazını kıldıktan sonra ashâbına dönüp:

“–İçinizde bugün oruçlu olan var mı?” diye sordu. Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-:

“–Yâ Rasûlallâh! Dün gece oruç tutmak aklıma gelmedi, onun için şimdi oruçlu değilim.” dedi. Hazret-i Ebû Bekir r.a ise:

“–Ben dün gece oruç tutmayı düşündüm ve sabaha oruçlu çıktım.” dedi.

Rasûl-i Ekrem Efendimiz yine:

“–İçinizde bugün hasta ziyaretinde bulunan var mı?” diye sordu. Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-:

“–Yâ Rasûlallâh! Sabah namazını yeni kıldık ve yerimizden ayrılmadık, nasıl hasta ziyâret edebilelim ki?” dedi. Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh- ise:

“–Duydum ki kardeşim Abdurrahman bin Avf rahatsızlanmış. Mescide gelirken, bakayım durumu nasıl olmuş diye, ona bir uğrayıverdim.” dedi.

Yine Fahr-i Kâinât Efendimiz:

“–İçinizde bugün bir yoksulu doyuran var mı?” diye sordu. Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-:

“–Yâ Rasûlallâh! Sabah namazını yeni kıldık ve henüz yerimizden ayrılmadık.” dedi. Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh- ise:

“–Mescide girdiğimde, ihtiyâcını arz eden birini gördüm. Oğlum Abdurrahmân’ın elinde bir parça arpa ekmeği vardı. Onu alıp yoksula verdim.” dedi.

Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Seni cennetle müjdelerim (ey Ebû Bekir)!” buyurdu.

Hazret-i Ömer derin bir iç çekerek; “Âh cennet!” dedi. Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- onun da gönlünü alacak bir söz söyledi:

“–Allah Ömer’e rahmet eylesin, Allah Ömer’e rahmet eylesin! Ne zaman bir hayır yapmak istese Ebû Bekir muhakkak onu geçer.” buyurdu. (Heysemî, III, 163-164. Ayrıca bkz. Ebû Dâvûd, Zekât, 36/1670; Hâkim, I, 571/1501)

Şeyh Sâdî-i Şîrâzî de malından infak edemeyeni oduna benzetir:

“Cömert kimse, meyve veren bir ağaç gibidir. Cömert olmayan insan da dağdaki odun gibidir.”

Medine’ye hicretin son durağında Ranuna mevkiinde yaklaşık 100 kişilik cemaatle ilk Cuma namazı kılındı. Efendimiz s.a.s okuduğu ilk Cuma hutbesinde, “Yarım hurmayla da olsa cehennem ateşinden korununuz, onu da bulamazsanız güzel ve hoş bir söz ile korunun.” buyururdu. (Buhârî, Edeb, 34)

Bu husustaki nebevî telkin ve teşviklerden birkaç misal:

“Yâ Âişe! Yarım hurmayla bile olsa fakiri geri çevirme.” (Tirmizî, Zühd, 37)

“Din kardeşinin yüzüne gülümsemen sadakadır.” (Tirmizî, Birr, 36)

Ömer bin Abdülaziz -rahmetullâhi aleyh- buyurur ki:

“Namaz, seni yolun yarısına; oruç, tam Melik’in kapısına iletir. Sadaka ise, Melik’in huzuruna çıkarır.”

“İnfak” kelimesinin taşıdığı mânâ iyi tahlil edilirse, bu ibâdetin bir hikmetinin de, insanı ruh, şahsiyet ve karakter bakımından maddenin esâretinden kurtararak mâneviyâtı maddiyâta hâkim kılması olduğu görülür. Bu yönüyle ibâdetler içinde infâkın rûha sağladığı belki de en büyük fayda, “vicdan huzûru”dur.


Ali İsfehânî -rahmetullâhi aleyh- bu hakîkati ne güzel ifâde eder:

“…Âfiyet ve günahsız olmayı aradım; zühdde, yâni şüphelilere düşmek korkusuyla mübahların çoğunu terk etmekte buldum. Kolay hesâbı aradım, susmakta buldum. Rahat ve huzûru aradım; cömertçe infâk etmekte buldum.”
 

Günümüzün en büyük hastalıklarından biri olan kalp katılığının devâsını, Efendimiz s.a.s şöyle tarif eder:

“Eğer kalbinin yumuşamasını istiyorsan, fakiri yedir, yetimin başını okşa!..” (Ahmed bin Hanbel, II, 263)

Hazret-i Mevlânâ da âdeta bu hadîsin şerhi mâhiyetinde şöyle buyurur:

Fakr u zarûret içinde boğulan gönüller, dumanla dolu bir eve benzer. Sen onların derdini dinlemek sûretiyle o dumanlı eve bir pencere aç ki, onun dumanı çekilsin ve senin de kalbin rakikleşip rûhun incelsin.”
 

Cenâb-ı Hak infâkın ölçüsünü “ihtiyacın fazlası” olarak beyân etmiştir. (…Yine sana ‘Allah yolunda neyi harcayacaklarını’ sorarlar. De ki: “İhtiyacınızdan artanını (verin).”Bakara2/219)

“Eli boynuna bağlıymış gibi cimri olma! Elini büsbütün açıp isrâfa da kaçma!..”(el-İsrâ, 29)

Efendimiz s.a.s infakın ölçüsünü ve iyiliğe kimlerden başlanması gerektiğini ise şöyle tarif ediyor:

“Ey Âdemoğlu! İhtiyacından fazla olan malını sadaka olarak vermen senin için iyi; vermemen kötüdür. İhtiyacına yetecek kadarını elinde tutmandan dolayı ayıplanmazsın. İyiliğe, geçimini üstlendiklerinden başla. (Unutma ki) veren el, alan elden üstündür.” (Müslim, Zekât, 97. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd, 32)

İnfak etmekten uzak kalan müminleri Cenab-ı Hakk şöyle ihtar ediyor:
“Size ne oluyor ki, Allah yolunda infâk etmiyorsunuz? Oysa göklerin ve yerin mîrâsı Allâh’ındır…” (el-Hadîd, 10)

“…Göklerin ve yerin hazineleri Allâh’a âittir. Fakat münâfıklar bunu anlamazlar.” (el-Münâfikûn, 7)

“Allah’ın lütfederek bol bol servet verdiği kimseler cimrilik gösterirlerse bunun haklarında hayırlı olacağını sanmasınlar. Bilakis bu onlar için pek kötü olacaktır. Kıyamet gününde cimrilik ettikleri şey boyunlarına dolanacaktır.” (Âl-i İmran Sûresi 3/180)
 

Hadîs-i kudsîde ise yardım edenin yardım göreceği müjdeleniyor:

“Ey Âdemoğlu! İnfâk et ki, sana da infâk edilsin!” (Buhârî, Tevhîd, 35)

Yine bir hadîs-i şerîfte Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- buyururlar ki:

“İnfâk et, sayıp durma, Allah da sana karşı nîmetini sayıp esirger. Paranı çömlekte saklama, Allah da senden saklar.” (Buhârî, Zekât, 21; Müslim, Zekât, 88)

İnfak kelimesinin kökünün Arapça’da “tünel” anlamına geldiği söylenir. İnfak edenler tünelin bir ucunda, dünyada verirler; diğer ucu olan ahirette ise cennet mükâfatı ile karşılaşırlar.

gumuslale@gmail.com

  

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 2980 defa okunmuştur
teşekkürler
metin yıldız
Çok istifade eyledim Aziz ağabeyim.. Rabbim Nurunuzu artırsın..
02 Mart 2011 Çarşamba 13:32
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri