Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Recep KOÇAK

Deniz Görmek İstiyorum

16 Mart 2009 Pazartesi
Deniz Baykal’ın miting meydanlarındaki hararetli konuşmalarını dinleyenler, onun, Türkiye Deniz Feneri’ni tamamen yok saydığını, Almanya Deniz Feneri ile ilgili haberlerin verdiği üzüntü ile konuyu sürekli gündemde tutma gayretinde olduğunu düşünebilirler. İkinci ihtimal ise Türkiye’de, Almanya’daki dernekten resmen, fiilen ve hukuken ayrı, sadece isim benzerliği bulunan bir Deniz Feneri Derneği var. Bu gerçeği derneğin yönetim kurulu üyeleri haykırıyor, basın bültenleri yayınlıyorlar, web adreslerinde ilan ediyorlar, T.C devletinin resmi mercileri açıklıyor ama hepsi “gerçek dışı beyanlarda” bulunuyor olmalılar ki, Baykal’ı inandıramıyorlar. Baykal’ın meydanlarda oluşturduğu havaya bakılırsa, bazı kötü niyetli insanlar Türkiye ve Almanya’da bir suç şebekesi oluşturmuşlar, insanların iyi niyetlerini istismar etmişler. Konunun Almanya tarafında bir hukuki süreç yaşandı ve ortada bir mahkeme kararı var. Almanya’daki derneğin yöneticilerinin -en azından- bazı usul hatalarının bulunduğu tespit edilmiş, haklarında hüküm verilmiş durumda. Ne var ki, Almanya’daki davanın sıradan, masum ya da bir “yolsuzluk davası” olup olmadığı henüz belli değil. Ortada ciddi şüpheler mevcut. Türkiye’nin Mehmet Eymür, Mahir Kaynak, Sadettin Tantan gibi çok tecrübeli istihbarat ve emniyet mensupları, stratejistler, eski içişleri bakanları ve Fehmi Koru gibi bu konuların uzmanı yazarlar şüphelerini belirtme gereği duydular. İşin işinde derin ilişki ve hesapların bulunabileceğine dair tahminlerini dile getirdiler. Bazı iç ve dış merkezlerin siyasi ve ticari çıkar hesapları için bu konuyu gündeme getirip, köpürtüp, sıcak tutarak rant elde etme gayretinde olabileceklerini savundular. Onlardan Mehmet Eymür artık “Deniz Feneri Davası” olarak nitelenen bu konunun “Ergenekon Davası”nın rövanşı olarak tertip edilmiş olma ihtimalinin altını çizdi. Baykal, Türkiye Deniz Feneri’nin ne olup olmadığı gerçeğini anlama, öğrenme çabası bile göstermeden, kısa yoldan, zahmetsizce oy devşirip bir yerlere gelme ya da bir yerlerde kalma kolaycılığında ısrar ediyor. Baykal’ın konuyu bu kadar çığırından çıkaran, mecrasından saptıran yaklaşımı Deniz Feneri’ne 10 yıldan beri bağış yapan hayırseverlerin gönlünü yaralıyor. Şimdiye kadar dernekten yardım almış milyonlarca vatandaşımız Baykal’ı hayret ve şaşkınlık içerisinde dinliyor. Onlar, yıllarca aldıkları yardımın gerçekliği ile Baykal’ın sözlerini yan yana koyduklarında siyaset kurumuna ve politikacılara olan güvenleri derinden sarsılıyor. *** Deniz Feneri Derneği 2003 yılından beri 1001 Çocuk 1001 Dilek adını verdiği bir proje çerçevesinde binlerce çocuğun dileğini gerçekleştiriyor. Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanından hayalleri, dilekleri satırlara dökülen çocukların mektupları derneğin web sitesinde iyilikseverlerle buluşturuluyor. Siteyi ziyaret eden iyilikseverler, çocukların birbirinden ilginç, renkli ve düşündürücü dileklerinden bütçelerine uygun olanlarını üstleniyor, bedelini kredi kartı ile hemen ödüyorlar. Geçtiğimiz yıllarda derneğin yardım ulaştırdığı Nijer, Pakistan, Endonezya, Kosova ve Makedonya gibi ülkelerden dilekler alındı. Bu yıl da yurtdışından bir grup çocuğun dilekleri gerçekleştirilecek. Bedeli hesaplara yatırılan bütün dilekler Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanındaki sahiplerine tek tek ulaştırılacak. Deniz Feneri bu yıl 1001 Çocuk 1001 Dilek projesini yedinci defa uygulayacak. Hazırlıklar başlatılmış. Dilekler toplanıyor. 2007 yılında 1001 Çocuk 1001 Dilek projesi tamamlamışken, dosya yeniden açılmış güzel etkinlik ilave edilmişti. Buna sebep, Deniz Feneri’nin Diyarbakır’daki gönüllülerinden Armağan Hanımın hayalindeki bir projeden haberdar olunması idi. Armağan Hanım İngilizce öğretmeni olarak Diyarbakır’a geldiği ilk yılın ilk dersinde çocuklara yaz tatilini nasıl geçirdiklerini sormuş, her biri farklı şeylerden bahsetmiş. Bir öğrenci parmak kaldırıp söz aldıktan sonra, “Öğretmenim ben bu yaz tatilinde deniz gördüm” demiş. Bu cevap karşısında sarsılan Armağan Hanım teneffüste öğretmenlere bahsetmiş bu cevaptan. Bir öğretmen, “Bunda şaşılacak ne var ki, ben bu bölgenin insanıyım. Üniversiteyi bölgedeki bir ilimizde okudum. Ben de henüz deniz görmedim!” Diyarbakır’da gerçekleştirdiğimiz gönüllü toplantısının ardından Armağan hanımdan bu anekdotu dinleyince, yazıp bana göndermesini rica ettim. Gelen elektronik postayı Yönetim Kurulumuzla paylaştığımda, 20 çocuğumuzun İstanbul’a getirilmesi kararı derhal çıktı. Bir kısmı yetiştirme yurdundan, bazıları ise fakir mahallelerden 20 öğrenci Diyarbakır Valiliği ile işbirliği halinde belirlendi. Çocuklar başlarında refakatçi olarak Armağan Hanım ve öğretmen eşi de bulunduğu halde İstanbul’da geldiler. Onları üç gün misafir ettik. Diyarbakır İstanbul arası ulaşımları uçakla sağlandı. Çocuklar bu gezi ile İstanbul’u görmek, uçağa binmek, vapura binmek, tramvaya binmek ve deniz görmek gibi bir dizi ilki yaşadılar. Onlardan birisini evimde misafir etmek istedim. Çocuklar gelmeden önce liste üzerinden kızımın yaşıtı bir öğrenciyi kararlaştırdık. Geldiler. Benim misafirim Fazilet isimli bir kızımız idi. İstanbul’a indikleri ilk günün akşamı bizim eve geldik. Fazilet’e annesi ile telefon görüşmesi yaptırdık. “Kızının bizim misafirimiz, merak etmeyin” demiş olduk. Fazilet İstanbul’a gelirken kimin evinde kalacağını bilmiyordu. Annesi ile konuşmasında misafir olduğu evin bir Deniz Feneri idarecisine ait olduğunu aktarmış olmalı ki, telefon konuşması biter bitmez çantasını açtı, içinden çıkardığı bir zarfı bana hiçbir şey söylemeden uzattı. Zarfı merakla açıp içindeki mektubu okudum. Mektup Fazilet’in babası tarafından Deniz Feneri yetkililerine hitaben kaleme alınmıştı. Baba, “deniz görmek isteyen” çocuğunu İstanbul’a getirdiğimiz için teşekkür ediyor, Fazilet’in bir sağlık probleminden bahisle tedavi için yardım istiyordu… Çocuklarımız İstanbul’da ömürleri boyunca unutamayacakları güzellikte üç güzel gün geçirdikten sonra Diyarbakır’a döndüler. Fazilet’in sağlık probleminin çözümü için istenilen üç aylık nakit destek sağlandı. Problem büyük ölçüde halledildi. Deniz Feneri’nde projenin ilgilileri bu yıl sevindirilecek 1001 çocuğun tespiti için yeniden kolları sıvadılar. Çok yakında yeni Faziletler mutluluktan uçacaklar. Şu günlerde, televizyonlarda Deniz Baykal’ı izleyen çeşitli projeler vesilesi ile sevindirilmiş binlerce çocuk ve aileleri, adeta organize bir suç örgütü gibi tarif edilen Deniz Feneri Derneği’nin uğradığı bu ağır saldırı karşısında tarifsiz acılar çekiyor olmalı. “Deniz görmek istiyorum” diyen ve Diyarbakır’dan getirilen 20 çocuk şimdilerde, “Yaşadıklarımıza dair tatlı hatıralarımızın tamamı bir rüyadan ibaret olmasın?” diye öğretmenlerine soruyorlardır herhalde.
Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 5542 defa okunmuştur
Bu iş bulanık bir iş...
Ramazan
Bunların yaptığı sinsi ve kirli bir iş. Türkiye DENIZ FENERI ile vicdanî bi soluk almakla kalmadı, fakir fukaranın arş-ı alâya çıkan ve oradan da cevap olarak üzerlerimize belâ yı ilahî olarak inen feryad ü figanları (bir nebze de olsa) kesti.. Fakirliğin, açlık ve sefaletin ne demek olduğunu çeken bilir. Biz sadece oruçtaki kadarını biliyoruz açlığın. Akşam iftar etmeden bir daha aç kalın bakalım? Ve bir sonraki gün yeniden.. Zor değil mi? Baykal ve avanesi
16 Mart 2009 Pazartesi 12:53
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri