Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Recep KOÇAK

Duran Saat

27.07.2015 09:58

Okumak dünyanın en asil işlerinden birisi. Kur’an-ı Kerim’i okumak, dinimizi anlatan kitapları okumak, dünyayı tanımamıza yarayacak kitapları okumak, hem dünyamızı hem da ahiretimizi mamur etmeye hizmet edecek kitapları okumak.. Hepsi çok güzel ve çok gıpta edilecek bir sevda.

İnsan, okudukça kendisini, hayatı, dünü ve yarını daha iyi anlar, kavrar, tahlil eder. Kendisinden önce yaşamışların tecrübesinden yararlandıkça olgunluğu artar, sertliği ve fanatikliği gider, olgunluğu, anlayışı ve müsamahası artar.

Kitapları okumak kadar önemli başka bir şey de, başımıza gelenleri, çevremizdeki insanların yaşadıklarını ve başkalarından dinlediklerimizi “okumak”tır ki, o da çok kıymetli bir beceridir.

Ülkemizde çok okuduğunu söyleyenlerin kahir ekseriyetinin yeteri kadar okumadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu kanaate varmamız için “iyi bir okur” olduğunu iddia eden kişilerin yaptıklarına ve ortaya koyduklarına bakmamız kâfi gelir.

Birkaç yıl önce gittiğim Konya’da üniversite birinci sınıf öğrencisiyken aynı evi paylaştığımız bir Ağabeyimle hasret giderdik.

Halen bir kamu kuruluşunda idarecilik yapan Ağabeyimi bu yazıda Mehmet adıyla zikredeceğim.

Mehmet, daha ortaokul yıllarından itibaren sıkı bir kitap okuyucusudur. “Kitap kurdu” tanımlamasının yakışacağı nadir insanlardan birisidir O.

Mahallelerindeki şirin kütüphanenin müdavimlerindendir Mehmet.

Kütüphaneye kayıt yaptırırken kaparo olarak da 10 TL yatırmıştır. Aldığı kitabı vaktinde teslim etmemesi durumunda kaparo olarak verdiği para yanacaktır.

Kütüphaneden her gün bir kitap almakta, okuduğu kitapları nadiren ikinci ya da üçüncü gün teslim etmektedir.

Bir gün kütüphane memurunun karşısına geçer ve “10 TL kaporamı geri istiyorum” der. Görevli şaşırır, nedenini sorar. Genç Mehmet, “Kütüphanedeki bütün kitapları okudum” cevabını verir.

Kütüphane görevlisinin şaşkınlığı devam etmektedir. “Anlarız şimdi okuyup okumadığınızı” deyip rastgele bir kitap çeker raflardan. Kitabı göstererek içeriğini birkaç cümleyle özetlemesini ister. Mehmet bunu yapar. Görevli iki üç kitap daha gösterir ve aradığı cevapları bulur. Sonunda Mehmet’in sözlerinin doğruluğuna kani olur, kaporayı iade eder.

Ortaokul ve lise yıllarında iyi bir okuyucu olması Mehmet’in üniversite imtihanını kolayca kazanmasını sağlar.

Teknik Eğitim Fakültesini kazanan Mehmet Ankara’da okumaktadır.

Mehmet, üniversite son sınıfa geldiğinde, bir gün merhum Prof. Dr. M. Es’ad Coşan Hocaefendi’nin sohbetine katılır. Hocaefendi, o günkü konuşmasında İlahiyat Fakültesi’nde okumanın öneminden bahseder.

Mehmet söz konusu sohbetten o kadar etkilenir ki, yeniden üniversite imtihanına girip İlahiyat Fakültesi’nde öğrenci olmak ister. Konuyu istişare etmek üzere Merhum Hocaefendi’yi ziyaret eder.

Hocaefendi Mehmet’i dinler. “Bu konuyu annen ve babanla istişare et, onların rızasını al!” der.

Bir süre sonra memlekete giden Mehmet, yeniden öğrenci olma arzusunu anne ve babası ile konuşur. Onlar, “Oğlum bizim yaşımız ilerledi. İmkânlarımız da malum. Artık biz senin mesleğinle ilgili bir işe girip çalıştığını, yuva kurduğunu görmek istiyoruz” derler.

Ankara’ya dönen Mehmet, o sıralarda süresi dolmak üzere olan üniversiteye giriş sınavları için müracaat eder. “Nasıl olsa bu hayırlı bir iş, İlahiyat Fakültesi’ni kazanırsam anne babamın gönlünü alırım” diye kendini teselli eder.

İmtihan günü gelir. Salona girer. Sorulara göz gezdirir, hiç zorlanmadan çoğunu yapabileceğini ve sınavı rahatlıkla kazanacağını düşünür.

Kendinden emin bir şekilde kolundaki saati çıkarıp masaya, gözünün önüne yerleştirir. Aheste aheste, tadını çıkara çıkara soruları okuyup cevapları işaretlemeye başlar. Zira acele etmesini gerektirecek bir durum yoktur. Genel kültürü, bilgi birikimi kolaylıkla bu sınavın üstesinden geleceğini düşündürmektedir.

Salon görevlisi öğrencilere hatırlatmada bulunur, ”Arkadaşlar süremiz dolmak üzere, son 15 dakikaya girdik” der.

Mehmet saatine bakar ve kendinden emin ve kararlı bir şekilde itiraz eder, daha epeyce vakitleri olduğunu söyler. Görevli ve öğrenciler dönüp manidar bir yüz ifadesiyle Mehmet’e bakarlar.

Vaktin bitmek üzere olduğu bilgisi doğrudur.

Ne var ki, Mehmet’in şu kadar yıldan beri kullanmakta olduğu ve durduğuna hiç şahit olmadığı saati durmuştur.

Oysa daha epeyce soru vardır cevaplanmayı bekleyen.

Mehmet’in yeniden öğrenci olma hayali suya düşmüştür.

O şimdi yılların eğitimcisi olarak, yeniden öğrenci olma hayallerinin önünde “duran saat”in hikâyesini anlatmakta, merhum Hocaefendi’yi rahmetle anmaktadır.

 

recep.kocakk@gmail.com

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 1930 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri