Gönüllü yüreği

En güçlü yürek gönüllü yüreğidir. Bir yardım kuruluşunda gönüllü olmak, gecesini gündüzüne katarak iyilikleri çoğaltmak insanda hangi duyguları yeşertir? Bir gönüllü, ihtiyaç sahiplerinin yüreğine sevinç koymaya çalışırken kendi dünyasında hangi fırtınalarla boğuşur? Bu ve benzeri sorulardan birkaçına cevap olsun diye yıllardan beri bir Deniz Feneri gönüllüsü olan Esma Karakaş Hanımın günlüklerinden birkaç yaprağı birlikte okuyalım istedim. Yıllar önce Ömer henüz çok gençti ve bazı engelleri vardı. O engellerin çoğunu aştı. Esma Hanım Ömer’in engelleri aşma çabalarına nasıl da sevinmiş, okuyalım:

“Ömer yürüyor                                                                                                Merhaba Birtanem, seninle paylaştığım hikâyenin devamını anlatmak, mutluluğumu paylaşmak istiyorum. Sana çok güzel bir haberim var. Bu, son günlerde aldığım en güzel haber oldu. Sabahleyin Deniz Feneri Derneğine gidip biriken mektupları açtım. Haftada iki kez gelen mektuplar 250-300 adet civarında oluyor, bizim hepsini açıp kayda geçirmemiz gerekiyor ki haftaya yenilerini açalım. Her mektup adresine gidilip tahkik-tespit, sosyal inceleme yapılıyor. Mesuliyet isteyen bir iş.

Mektup açma, tasnif işim bitince, hala Çardak’ta olan Ahmet beyle telefon görüşmesi yaptık, hal ve hatırdan sonra akşama Ömer’in arayacağını, beklememi söyledi. Eve dönüp yemekten sonra eşyaları kolilere yerleştirmeye başladım. İçimde tarif edilmez bir his duydum, karmaşık duygular, tatlı bir heyecan ve merak içinde iyi bir haber bekliyordum. Hayırlara vesile olması dileğiyle dua ediyordum, içim içime sığmıyordu.         

Telsiz telefonu ve cep telefonumu yanıma aldım. Hangisi çalacak diye merakla bekliyordum. 3-4 telefon geliyor, konuşuyordum ama heyecanım geçmiyordu. Beklediğim haber gelmiyordu. Sabırla bekliyordum. İçimden bir ses beklememi söylüyordu. Bekle sabret! Ve nihayet saat 23.20’de ev telefonum çaldı, açtım. Telin diğer ucunda, karşımda Ömer.

--Alo! Alo! diyor.                                                                                             – Ömer sen misin?                                                                                           – Evet benim, nasılsın?                                                                                   --İyiyim. Kardeşlerin, anne, baban, teyzen onlar nasıllar? Neler yapıyorsun, denize gittin mi?  

-- Burası çok güzel ve sıcak. Denize, kuma gidiyorum. Sahilde babamla geziyorum hepimiz çok iyiyiz. Dizlerim açıldı. Adım atıyorum. Ayakkabılarımı da giydim. (Rüyada gibiydim duyduklarım gerçek miydi?)

-Bu adımlar başlangıç, inşallah koşacaksın Ömer. Senin yürümen için her anımda dua ediyorum. Yanında olmak, seni görmek isterdim. Yürümeni görmek mutlulukların en güzeli olurdu.

--Gel o zaman, yürüdüğümü görmek için buraya gel.                                           –Gelmeyi çok isterdim. Ama gelemem çok işim var. Biliyorsun ev taşıyorum.         –Biz hafta sonu İstanbul’a dönüyoruz. Orada görüşürüz.                                     –İnşallah dualarım seninle iyi akşamlar Ömer. Seni seviyorum.                             –Ben de sana dua ediyorum. İyi akşamlar.

Çok mutluyum. Son günlerde yaşamış olduğum gerginlik, sıkıntılarım sanki bir anda yok oldu. Bu defa ağlıyorum, sevincimden. İşte Birtanem insanların yaşamlarında böyle güzellikler de oluyor. İki gün önce belki dünyanın en mutsuz insanı bendim. İnsanlara olan güvenim sarsılmış, ümitsizliğe kapılmıştım. Yine içime kapanıp kendime ördüğüm Koza’ma dönmeyi istemiştim. Sonra Deniz Feneri’nin Kurumsal İletişim Müdürü Recep Beyle konuşup kendimle hesaplaşmış, gözyaşı dökmüştüm.

Senden sonraki yaşamımda ikinci yuvam Deniz Feneri Derneği’nin ben de çok özel bir yeri olduğunu bir kez daha anlamıştım. Beni üzmelerine izin vermeyecektim. Sonraki gün Dernekten yardım alan, gitmek istemeyen bir genç hastayı ikna edip hastaneye götürüp tedavi olmasına yardımcı olmaya çalıştım. Yorgun ama mutluydum. Evden taşınmaya karar verirken tek başıma çok zorlandım. Belki de hayatımın en zor kararı bu oldu. Kolay değil 21 sene acı tatlı birçok anımız bu evde yaşandı. Bu anıları bir anda bırakmak hiç de kolay değil..

Büyük oğlumuz Kadir evlendi yuvadan uçtu, küçük oğlumuz Ümit askere gidiyor, bense yaşlanıyorum. Merdivenleri eskisi gibi koşar adımlarla hızlı inip çıkamıyorum.. Ve rahatsızlığım artarak devam ediyor. Çok iyi tanıdığın Doktorum R.T. Hanım en büyük yardımcım, dert ortağım.  Benden desteğini hiç esirgemeyen ablam, annem her şeyim. Bir konuşmamızda, “Bundan sonra biraz da kendini, sağlığını düşün. Özgürce yaşa, kimse için ömrünü boşa tüketme, geçmişi unut, el âlem ne der, diye düşünme. 15-16 yıl tedavin boyunca sana evladım gibi çok emek verdim. Sözümü dinle, emeğimi boşa çıkarma. Evlatların büyüdü. Onlara hem anne hem de baba oldun. Oğulların yarın evlenip yuvadan uçacaklar. Sanma ki ele karışınca yanında olduğu gibi seni düşünmeye, arayıp sormaya vakitleri olacak” diyordu. Haklıydı.                                   

“Allah mutlu etsin yuvalarını bilsinler ben onların iyi sağlıklı olduklarını bileyim iyiliği huzuru için zor da olsa razı olur hasretlerine dayanırım” dediğimi düşününce nasıl da yanıldığımı şimdi çok daha iyi anlıyor, evladımızı çok özlüyorum çok. Neyse ki kızım yakın, torunlarımızla kendimi avutabiliyorum. Belki biraz da yalnızlık beni yardım kurumlarına yönlendirdi, bir şekilde yardıma iyiliğe itilmiş oldum. Biliyorsun tanıştığımız ilk günden beri yardım etmeyi yardımlaşmayı, ihtiyacı olana destek vermeyi severdim. Bu alışkanlık bana çocukluğumdan kalmıştı biraz da genlerimde vardı ve sanırım dışa çıktı.

Doktorumun merdiven yasaklaması, Ümit’in askere gidiyor olması tevafuk oldu. Kızımın binasında yüksek giriş katı boşalmıştı, kiraladım. Ümit dönünceye kadar orada oturacaktım. Evimizden en lazım olan eşyaları alıp taşındım. Böylece yalnız kalmamış olacağım.. Şimdi sevgili Ömer de var, Ümit’in yokluğunda bana moral vermek, bazen de ağlatmak için asker türküleri söyleyecek ‘’Canımsın ya‘’ diyecek. Belki yıllar geçip gidince beni unutacak, hatırlamayacak. 

Olsun Ömer beni unutsa da ben ömrüm oldukça ve bembeyaz saçlı bir nine olduğumda da Ömer’i, o güzel sesini okuduğu ilahileri, asker türküsünü ve ‘’Mihriban’ı’’ unutmayacak, hep hayır dualar ile hatırlayacağım. Yolun bahtın açık, sağlığın yerinde olsun Sevgili Ömer. Dualarım seninle. Allah’a emanetsin. Sen benim canımsın ya canımsın!

Buluşuncaya dek hoşça kal Birtanem.                                                                                                                                                                                                                                            Esma KARAKAŞ, 18.07.2003”

 

recep.kocakk@gmail.com

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.