Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Recep KOÇAK

İşini Güzel Yapmak

28 Eylül 2009 Pazartesi

Hayatımızda bazı kelimeler, kimi kavramlar vardır ki, onları çok telaffuz ederiz. Onların birden çok anlam ifade ettiklerini biliriz.

İhsan kelimesi onlardan biridir. Meşhur Cibril a.s hadisinde geçtiği anlamıyla, “İhsan, Allah’ı görüyormuş gibi kulluk yapmaktır, sen O’nu görmüyorsan da O seni görür”.

İhsan iyilik, lütuf, bağışlamak, güzel düşünüp güzel davranmak, Allah ile her an beraber olma bilinci ile yaşamaktır.

İhsan sahibi kişilere Muhsin denir. Kur’an-ı Kerim’de çeşitli anlamlarına örnek gösterebileceğimiz çok sayıda ayeti kerime ile Allahu Teâlâ Hazretleri “ihsan sahipleri”ni övmüş, müjdelemiştir.

İhsanı farklı anlamlarda anlatan ayet-i kerimelere birkaç örnek:

“Hayır, öyle değil; kim muhsin olarak (iyilik ederek, işini güzel yaparak) özünü Allah’a teslim edip (şirk karıştırmadan O’na iman ve itaat eder)se onun mükâfatı Rabbi katındadır, onlara korku yoktur, onlar üzülecek de değillerdir.” (Bakara, 2/112)

“…Zira biz ihsan edenlere (iyilik ve itaatte bulunanlara) karşılığını artıracağız, demiştik.” (Bakara, 2/58)

 “…Aranızda iyilik ve ihsanı (birbirinize iyi davranmayı) unutmayın. Allah şüphesiz yaptıklarınızı görür.” (Bakara, 237)

 “Rabbin, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi ve anaya babaya ihsanı (iyiliği ve güzel davranmayı) emretti. Eğer onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlığa erişirlerse, onlara “öf” (bile) deme! Onları azarlama ve onlara çok nazik (ve tatlı) söz söyle.” (İsra, 17/23)

Hz. Peygamber s.a.s de “İşlerimizi, Allah’ı görüyormuşçasına yapmamızı, ihsan üzre olmamızı” teşvik eder:

“Allah güzeldir, güzelliği sever.” (Müslim, “Îmân”, 147)

"Kul bir iş yaptığı zaman, Allah kulun, işini iyi ve sağlam yapmasını sever."(Keşfü'l-Hafâ, II. 245-246)

"Allah, sizden birinizin yaptığı işi, ameli ve görevi sağlam ve iyi yapmasını sever." (Münâvî, Feyzü'l-Kadir, II,286-287)

Milyarlarca lira harcayarak yaptığımız camilerimizin çoğunda ses düzeni bozuktur. Kalitesiz bir cihaz alınmıştır belki, ya da çok para verilerek alınan cihaz ehil olmayan birisi tarafından kurulmuştur. Bu ihtimallerin dışında küçük bir sebep daha olabilir; cihazı sürekli kullanacak kişilere kullanımla ilgili doğru dürüst bir tarif yapılmamış, eğitim verilmemiştir.

Beş vakit namaz sırasında, Cuma ya da bayram namazlarında cemaatin huşu ve huzurunu kaçıracak kadar sinir bozucu bir sese bütün cemaat katlanmak zorunda kalır.

Caminin imam hatibi veya müezzini bu kötü manzarayı haftalarca, aylarca değiştirmezler. Kendileri ile birlikte bütün cemaate azap çektirirler.

Ömründe belki de ilk defa camiye gelen bir kişinin hafızasına böylesi kulağa hoş gelmeyen sesler öyle bir kazınır ki, sil silebilirsen.

Çoğu büyük camimizin bitişiğinde ya da altında nişan, düğün, sünnet, toplantı veya konferans için kullanılmak üzere özel mekânlar oluşturulmuştur. Hemen hepsinde “ses düzeni” diye bir şey yoktur. Haklarını teslim edelim, “ses sistemi” vardır ancak amaca hizmet etmez.

Konuşmacı Allah’ın kelamını okur, fırsat bulmuşken veciz bir sohbetle üç beş kişiye faydalı olma çabasındadır ama nafile! Sesini arkadakilere hiç ulaştıramayabilir. Salondaki herkese ulaştırabildiği ise “gürültü”den ibarettir.

O salondan çıkanlara “Hoca neden bahsetti?” diye sorsanız, alabileceğiniz cevap geneldir:”Dinden etti!”

Siz bu cevabı ister, “dinden bahsetti” olarak alın, ister, “dinden imandan etti!” olarak.

Yakınlarının mutlu gününde birkaç saatini ayırıp gelmiş olanların bakışlarından tek bir temenninin ifadesini okur konuşmacı:”Allah rızası için kısa konuşsanız da bizi bu azaptan bir an evvel kurtarsanız!”

Böyle davetlerde konuşma yapmak zorunda kalacak dostlara tavsiyemiz şudur: Ses sistemi tıkır tıkır çalışmayan, sadece gürültü üreten bir mekânda yapacağınız en makbul konuşma en kısa olanıdır. Yanılıp da çok özel hikâyelerinizi, veciz mevzularınızı orada anlatmaya kalkmayın, aksi halde sizi en iyi duvarlar dinler, onlardan da geri bildirim alma imkânınız yoktur.

İyi insan, iyi Müslüman yaptığı işi güzel yapandır.

Devasa eserler için milyarları harcayan hayırseverlerimizin, o mekânın amacına uygun ve en güzel şekilde kullanımı konusuna da hem kafa yormaları, hem da kaynak ayırmaları gerekiyor.

“Dereyi geçip çayda boğulmayalım!”

gumuslale@gmail.com

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 5516 defa okunmuştur
yüreğinize sağlık.
çeçen kızı esila
valla sn koçak bu devirde İHSAN SAHİBİ PEK AZ KİŞİ KALDI.nerdeyse bir elin beş parmağı kadar dersem yeridir hani.İNSANLAR BÜYÜKLERİNE SAYGISIZ,BÜYÜĞÜNÜ BİLMEYEN,KÜÇÜĞÜNÜ BİLMEYEN,ANANELERİMİZDEN HABERSİZ okadar çok insan varki.yapacakları HAYIRLARI ELLERİNE YÜZLERİNE BULAŞTIRANLAR ÖFFFFF SAY SAY BİTMEZ sn koçak.ben isterdimki bu güzel eğitici yazınızı herkes okusun.AMA OLMAZ.İŞLERİNE GELMEZ çünkü.uzatmayım, ellerinize yüreğinize sağlık.
30 Eylül 2009 Çarşamba 09:12
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
yok!
yok
" iyilikten yalnız iyiler anlar, kötülükten herkes..."
29 Eylül 2009 Salı 11:48
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Keşke
Fatma Sümbül
Keşke her yaptığımız işin hakkını verebilsek. Özellikle diyanet kendi işinden başlamalı işe. Mesela imamların ve dai diyanet kadrosunun tamamı sigra içmemelli. HEr açıdan örnek olmaılar.
28 Eylül 2009 Pazartesi 20:52
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri