Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Recep KOÇAK

Kaçan Ali

20.04.2010 11:19

Bir kış günüydü. Doktor Arslan odasında oturmuş bir arkadaşıyla sohbet ediyordu. Kapıda biri belirdi. Kırk yaşlarında bir adam, üstü başı perişan bir vaziyette, tek gözü morarmış, soğuktan buz kesmiş, tir tir titriyordu.

Yüzünde yılgın bir ifade ve ardında onu buraya kadar getiren dramatik bir yaşam hikâyesi vardı. Belki de neden burada olduğunu kestiremeyecek kadar kendinde bile değildi. Tek düşünebildiği, cebine kimin koyduğunu bilmediği o kâğıt parçasındaki adresi bulmaktı.

Odaya getirdiklerinde çok yorgun ve çaresiz görünüyordu. Doktor garip misafire adını sordu, "Ali" dedi adam ve başladı bir bir anlatmaya onu buraya getiren hikâyesini anlatmaya.

Ticaret Lisesi mezunuymuş Ali. Evlenmiş, bir de çocuğu varmış. Ne yazık ki geçirdiği problemli bir çocukluk dönemi ve kötü bir aile hayatı onun bir baba olmanın gerektirdiği sorumlulukları taşıyabilmesine engel olmuş. Her bir dönemeçte ayağına takılmış geçmişi. Ne iyi bir eş, ne de iyi bir baba olabilmiş Ali.

Birçok işte çalışmış. Hatta bir iş yerinin lojistik biriminde müdür olarak görevlendirilmiş bir süre. Önce işinden sonra da evinden olmuş. Ne olduğunu anlamadan sokaklarda bulmuş kendini. Ve aslında bilinçaltında hiç olmayan o aile kavramını tamamen yitirmiş Ali. Artık ne eşiyle ne de çocuğuyla görüşebiliyormuş. Kaybettiği birçok şey gibi inancını da kaybetmeye başlamış yavaş yavaş.

Hayata tekrar tutunabilme ya da ailesinin karşısına yeniden çıkabilme inancı da iyice zayıflamış. Artık Ali'nin hayatı arkadaşlarıyla sokaklarda geçirdiği sefil bir yaşam ve teselli diye sarıldıkları içki şişelerinden ibaretmiş. Çoğu kez onu da bulamıyor, bar ya da pavyon yakınlarındaki çöplüklerden içki şişelerini topluyor ve şişe diplerindeki artıklarla yetiniyormuş.

Öyle sarhoş olmuş ki bir gün, sızıp kalmış bir yol kenarında. Ne kadar süredir yattığını bilmediği o buz gibi taşların üzerinden kendine gelip doğrulduğunda soğuktan titreyen elini cebine atmış. "Küçük bir kâğıt parçası, yoksa para mı?" diye düşünmüş ama çıkarıp baktığında kâğıdın üzerinde, "Deniz Feneri Derneği, 665 82 00" yazıyormuş.

"Bunu cebime kim koymuş olabilir" diye geçirmiş içinden. Biraz zorlamış hafızasını ama nafile, hiçbir şey hatırlamıyormuş. Biraz sorup soruşturduktan sonra kâğıtta yazılı adresi bulabilmiş sonunda.

Ali başından geçenleri Doktor Arslan beye anlattıkça rahatlamış, doktor da onun rahatladığını gördükçe mutlu olmuştu Ali derneğin misafirhanesine gönderildi. Orada bir güzel yıkanıp temizlendi. Masmavi gözleri çıktı ortaya. Pırıl pırıl parlıyor, umutla bakıyordu artık. Sonra yeni, tertemiz kıyafetler verildi ona. Öyle mutlu olmuştu ki kimbilir kaç zamandır böyle tertemiz giysilere hasretti. Sonra misafirhanede iki-üç gün istirahata çekildi. Kendini toparlamaya başlamıştı yavaş yavaş.

Doktor Arslan Bey dernek yöneticileri ile görüştü, Ali’nin durumu değerlendirildi. Onun sosyal hayata uyum sağlayabilmesi için bir süre Derneğin Lojistik merkezinde çalıştırılmasına karar verildi. Burada çalışanlarla dostluk kuracak, bir iş yapıyor olmanın rahatlığını duyacak ve böylelikle rehabilite olabilecekti.

 Ali ile tanışalı tam üç ay olmuştu ve hala Deniz Feneri ailesi ile birlikte idi. Bu süre zarfında hiç alkol almamıştı. Ali aslında alkolik de değildi. Onun sağlık problemleriyle ilgilenildi. Göz muayenesi yaptırılıp gözlüğü de alındı Ali'nin. Artık tamamıyla eski sosyal hayatına geri dönmüştü.

Ali bir gün yine Doktor Arslan beyin yanına gitti ve önemli bir karar aldığını söyledi. Evine geri dönmeye, eşinden özür dileyip tekrar yuvasında ailesiyle birlikte yaşamaya karar vermişti. Dernekte bu kararı duyan herkes çok sevinmişti.

Fakat bu sevinç maalesef uzun sürmedi.

Bir sabah Ali işe gelmedi. Ali artık yoktu. Haftalar geçmişti ama tek bir haber bile alınamamıştı kendisinden.

Ne yazık ki Ali evine varıp kapıyı çaldığında onu yabancı bir adam karşılayınca neye uğradığını bilememiş ve kendini sokağa atmıştı yeniden. Aylardır içinde büyüttüğü tüm umutlar, yeniden kazanma ve kazandırabilme sancıları, hepsi bir çığ gibi düşüvermiş yüreğine. Ne aklı ne de duyguları ona kılavuzluk edecek güçte değilmiş artık. O soğuk kış günlerinde, yapayalnız bir yaşam mücadelesinin tam ortasına tekrar düşmüş.

2001 kışıydı. Yoğun bir kar yağışı vardı şehrin İstanbul’da. Gün geçmiyordu ki, soğuktan donarak ölen insanların haberleri televizyon kanallarında yer almasın.

Tam da o günlerde dernek çalışanlarından birisi yetkililere koşarak Ali'yi televizyonda gördüğü müjdesini verdi.

Büyükşehir Belediyesi sokakta yaşayan ve donarak ölme tehlikesi ile karşı karşıya bulunan bütün kimsesizleri bazı merkezlerde topluyordu. Buldukları bütün garibanları İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Alibeyköy Kapalı Spor Salonu'nda toplamışlardı. Haberlerde Ali'nin iki saniyelik görüntüsünü yakalayan dernek personeli durumu bildirir bildirmez derhal oraya gitmeye karar verildi.

Lojistik Müdürü Hamit Bey ve Sağlık İşleri Sorumlusu Dr. Arslan Bey gidip Ali'yi buldular. Hali perişandı ve hemen orada bir bir anlattı başından geçenleri. Eşiyle ilgili hadise herkesi çok üzmüştü ama yapılabilecek bir şey yoktu. Ali'nin durumu kötüydü, üstelik köprücük kemiğinde de bir kırık vardı. Yine alkol alıp sarhoş olduğu bir gün yolda yalpalayarak yürürken bir arabanın ona hızla çarptığını ve gözden kaybolduğunu anlattı.

Sizin aranıza dönemem!” diyordu ısrarla.

Utanıyordu halinden. Epeyce dil döküldükten sonra dönmeye ikna edildi Ali.

Derhal anlaşmalı hastanelerden birine gönderilerek ameliyatı yaptırıldı. Tekrar misafirhanede kalmaya başlamıştı. Eşiyle ilgili hadiseyi de artık unutmuş gibi görünüyordu.

Dernekte iki kişiye açıyordu içini, Doktor Arslan ve Hamit Beyelere. Onlarla sık sık konuşuyordu. Bir gün bir hanımdan bahsetti. Birkaç yıl önce onunla, hastanede yattığı dönemde tanıştığını, Bursa'da yaşadığını ve onu bulmak istediğini söylüyordu.

Bir süre sonra bahsettiği kişiye ulaşıldı. Ama bahsedilen hanım Ali'yi tanıdığını inkâr ediyordu. Ali ne kadar konuşmaya çalıştıysa da ısrarla tanımadığını söylüyordu. Büyük bir hayal kırıklığına uğrayan Ali, bir gün ortadan tekrar kayboldu, izini kaybettirdi. Bir süre sonra Bursa'da olduğunu öğrendik. Aynı perişan hayat Bursa'da da onun yakasını bırakmamıştı. O, yine yalnız, yine sokaklarda idi.

Bir yıl sonra, bir akşam çıkageldi Ali. Çok şaşırdık. Bu kez onu Ümraniye'deki Anadolu Lojistik Merkezimize gönderdik. Yeniden, sokaklarda kaybetmiş olduğu gözlüğü alındı. Ama ne yazık ki sevincimiz yine kısa sürdü. Aynı kaçınılmaz haberi aldık bir gün. Ali yine kaçmıştı.

Ali'nin bu akıl almaz hikâyesinin sonu nasıldır, bilinmez. Ama bir şey var ki ülkemizde Ali gibi yüzlercesi var. Ali'nin yaşadıkları, bozuk bir aile yapısının ve çevrenin yetiştirdiği insanların az ya da çok karşılaşabileceği sıkıntılardan bazılarıydı sadece. Bilinçaltına yerleşmiş kötü bir aile tablosu, ona sürekli geçmişi hatırlatan kötü bir baba imajı ve sıkıntılı geçmiş çocukluk yılları.

Onunla aynı kaderi paylaşan birçok insan gibi Ali de sokaklarda şimdi. O bir gün geri dönecek belki.

Kimbilir!

gumuslale@gmail.com

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 3064 defa okunmuştur
merak ettim
faruk Belli
Recep Bey, Bu aliyi merak ettim hakakten nerede acaba?
21 Nisan 2010 Çarşamba 22:47
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri