Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Şahin Ali ŞEN

Merkel'i sevindiren, Erdoğan'ı üzen tabloya dair

08 Temmuz 2010 Perşembe

Uzun bir süredir yazılarıma ara vermiştim. Sığınabileceğim tek mazeretim var; Tembellik. Memurdan.net yöneticilerinin ve okuyucularının “tembelliğin bu kadarı da fazla”  uyarılarından sonra zihnimi kuşatan tembellik ablukasını kaldırarak yazılarıma yeniden başlıyorum. Yeniden başlamakla kalmayacağım, bundan sonra daha sık yazmaya çalışacağım.

 

Malum, dünya kupası Güney Afrika’da devam ediyor. Bu yazıyı kaleme alırken Hollanda finale çıkmış, Almanya-İspanya maçının sonucunu bekliyordu. Elbette, bir futbolsever olarak dünya kupası maçlarını büyük bir keyifle izliyorum. Ancak,  hüzünlendiğim ve keyfimin kaçtığı sahneler de olmuyor değil. 

 

Almanya’nın Arjantin’i 4-0 yendiği maçta, yumruğunu sıkarak sevinçten havalara zıplayan Almanya Başbakanı Angela Merkel’i gıptayla izledim. Bu vesileyle,  spor yazarı rolünü üstlendiğim bu yazıya, bir de siyasi mesaj sıkıştırayım. Hepimizin malumu, Sayın Merkel, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği konusunda ayak direyenlerin başında geliyor. Mesut Özil’in bir Müslüman ve Türk olarak Alman Milli Takımı’nda yer almasını olağan karşılayan ve Özil’in de yer aldığı milli takımının başarılarıyla sevinç çığlıkları atan Merkel, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğini de olağan karşılamalıdır. Hatta bununla yetinmemeli, bu durumun kısa sürede gerçekleşmesi için ülkesinin ve kendisinin AB’deki etkinliğini harekete geçirmelidir. AB’ye tam üye bir Türkiye, sadece sayın Merkel’e ve Almanya’ya Arjantin maçı galibiyetindekinden daha fazla havaya sıçrama imkanı vermekle kalmayacak AB’nin gücünü artırmasına ve etkinlik sahasını genişlemesine de zemin hazırlayacaktır.

 

ABD-Gana maçı sonrasında ABD eski başkanı Bill Clinton’un sevinci,  gözlerimde film şeridi gibi döndü durdu. Gana Milli Takımı’nın binlerce kişi tarafından törenlerle karşılanması ise zihnimde sorular oluşturdu. Neden, Milli Takımımız dünya kupasında yok? Eski bir futbolcu olması yanında dünyada spora özellikle de futbola önem vermesiyle bilinen Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın milli takımımız gol attıkça havalara uçmasını o kadar istiyordum ki; olmadı!  Dünya kupasına neden katılamadık? Milli takımı çalıştıran Fatih Terim’in kaprisleri ve kendine aşırı güvenmesi, Güney Afrika’da olamayışımız da etkili oldu mu? Futbolcuların, Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın, Futbol Federasyonu’nun, hatta kulüplerimizin bu başarısızlıktaki payı nedir? Oranları farklı olsa da, hepsinin payı olduğu kesin. Kesin olan bir şey daha var. Güney Afrika’da olamamak, olmamak; siyasi, ekonomik ve sosyal yönden ve uluslararası ilişkiler açısından çok şey kaybetmemize neden oldu. En azından, yeni şeyler kazanmamızı engelledi.   

 

Türkiye,  son bir aydır terörü konuşuyor ve şehitlerine ağlıyor. Türk milli takımı, Güney Afrika’da olsaydı bir de final oynasaydı sanırım bu acılarımız biraz hafiflerdi, belki de hiç yaşanmazdı. Çünkü, uluslararası arenada özelliklede spor alanında kazanılan başarılar ülke insanları arasındaki birliğin, beraberliğin, kardeşliğin korunmasında ve pekiştirilmesinde son derece etkili. Galatasaray UEFA kupasını ve Süper Kupa’yı aldığında, Milli Futbol Takımımız Japonya’da dünya üçüncüsü olduğunda ve son Avrupa şampiyonasında yarı finale çıktığında sadece Türkiye’de değil bizimle aynı medeniyet köklerinden beslenen ülkelerdeki sevinç ve mutluluk sahnelerini hatırlayın. Bu sevincin Bakü’de, Gazze’de, Saraybosna’da, Berlin’de, Brüksel’de, Şam’da, Kabil’de hatta Arap başkentlerinde aynı heyecan ve aidiyetle yaşandığını gözünüz önüne yeniden getirin. İstanbul’un Taksim’inde, Ankara’nın Kızılay’ında İzmir’in Konak’ında birbirine sarılan Urfalı ile Niğdeli’yi, el ele tutuşan Diyarbakırlı ve Trabzonlu’yu, zaferi birlikte haykıran Batmanlı ve Bartınlı’yı hatırlayın. 11 kişiden oluşan bir takım; nereli olduğu, hangi dili konuştuğu, hangi dine inandığı, hangi ideolojinin taraftarı olduğu önemsiz olan 73 milyonluk bir kitleye dönüşmüştü. Çünkü, Güneyinden, Kuzeyine; Batısından, Doğusuna herkes elde edilen uluslararası başarıdan büyük bir haz duyuyor, o başarıdan milletin bir ferdi olarak kendisinin de payı olduğunu düşünüyor. Bu durum, dünyanın fakir ülkelerinden Gana için de, dünyanın süper gücü ABD için de geçerli. ABD Başkanı Barak Obama’nın G-8 ve G-20 zirvesinin telaşına rağmen ABD milli takımının maçlarını izlemesi, eski başkanlardan Clinton’un maçı  izlemek için Güney Afrika’ya kadar  gitmesi,  Başkanların dahi uluslararası başarılarda kendilerinin payı olması arzusu içerisinde olduğu gerçeğini göstermiyor mu?

 

 Sözün kısası, Dünya kupasına katılmış ve orada başarılı olmuş bir Türk milli futbol takımı olsaydı; son bir ayda yaşanan terör olaylarının yaşanmayacağını, yaşanmış olanlar için duyulan üzüntünün de hafifleyeceğini düşüncesindeyim. Bu nedenle, hangi alanda olursa olsun fakat özellikle farklı spor branşlarında ülkemizi temsil etme sorumluluğunda olanlar, elde ettikleri başarının sadece kendi kariyerlerine değil ülkenin kaderine, milletimizin birliğine ve kardeşliğine olumlu yansıyacağını göz ardı etmemelidir. Uluslararası alanda elde edilen her başarı, terörü azaltacak, ayrışma çabalarını sonuçsuz bırakacak, bir olduğumuzu, iri olduğumuzu, diri olduğumuzu tüm dünyaya haykıracak …

Daha ne diyeyim …

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 5842 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri