Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Şahin Ali ŞEN

SENDİKACI ÜÇ ŞAİR VE YAZMAK ÜZERİNE

03 Haziran 2010 Perşembe

Şair şiir yazarken  fikir sancısı çeker, bu sancının sonunda on yıllarca dilden dile gönülden gönüle dolaşacak şiirini topluma kazandırır. Bir tohum müsait iklim ortamında sürgün verir. Şiirin de yeşerdiği  iklim ortamları vardır. Bu anlamda  sendikal ortamlar şiir  yazmak için uygun ortamlar mıdır değil midir bunu misalleriyle anlatmaya çalışacağım.

            Sendikacı şairlerin piri Memur-Sen ve Eğitim-Bir-Sen’in kurucu genel başkanı Mehmet Akif İnan’dır. İnan’ı Eğitim-Bir-Sen’in kuruluş aşaması olan 1992’den beri tanıyorum. İnan, Eğitim-Bir-Sen’i kurduğu tarihlerde ben de yeni gazeteciliğe başlamıştım. Sendikacılığa başladığı 1992 yılından ölümüne kadar (6 Ocak 2000) hep dertleşmişizdir. Sendikacılığının özellikle  son yıllarında hep; “Şahin Can, bu sendikacılık beni şiir yazmaktan da yazı yazmaktan da alıkoyuyor,  sendikacılığı gençlere bırakıp, bir kenara çekilip şiir  yazacağım,  eski yazılarımı derleyip toparlayacağım” sözünü sık kullanır olmuştu. Maalesef ömrü bu düşüncesini gerçekleştirmeye yetmedi, aniden gelen bir hastalıkla aramızdan ayrıldı.

HİCRET VE TEHNA SÖZLER 

 İnan, tam bir edebiyat adamıydı. Daha lise yıllarında “Derya Gazetesi”ni arkadaşlarıyla birlikte çıkardı, ilk konferansını şairler üzerine verdi. Sultan-üş Şuara Necip Fazıl Kısakürek’le daha liseyi bitirdiği yıllarda tanışma fırsatı buldu.

 60’lı yılların ortasından itibaren yayın dünyasının içinde daha aktif  rol almaya başladı. Hilal Dergisi yöneticiliği yaptı.  Edebiyat Dergisi ve Mavera Dergisi’nin kurucuları arasında yer aldı. Kısakürek gibi edebiyat dünyasının duayenlerinden Nuri Pakdil’le  edebiyat dergisinde birlikte çalıştı. İnan, eserlerini 70’li yıllarda  vermeye başladı.  1972 yılında ilk kitabı olan “Edebiyat ve Medeniyet Üzerine”yi yayınlandı. Kudüs ve Mescid-i Aksa şairi olarak bilinen  İnan, “Hicret”  ismiyle ilk  şiir kitabını 1974 yılında  çıkardı.

1977 yılında da Eğitim Enstitüleri için Oktay Çağlar ile beraber “Yeni Türk Edebiyatı” kitabını  hazırladı. 1985 yılında “Din ve Uygarlık”(denemeler) kitabını okurla buluşturdu. 1991 yılında “Tenha Sözler” adıyla son şiir kitabını yayınladı. Kitapların yayınlanma tarihini vermemin nedeni, İnan’ın  sendikacılığa başlama tarihi olan 1992 tarihinden itibaren şiir ve yazıyla ilişkisinin zayıfladığını ortaya koymak içindir. İnan’ın bizzat bana söylediği gibi  sendikal ortamlar yazmaya müsait iklimler değildir, şiir yazmak ise çok daha zordur.

Tam sözün burasında edebiyat dünyasının, fikir camiasının ve İnan dostlarının  Eğitim-Bir-Sen’e teşekkür borçlu olduklarını belirtmek isterim.  Eğitim-Bir-Sen vefa örneği göstererek İnan’ın yayınlanmış eserleri ‘Edebiyat ve Medeniyet’, ‘Tenha Sözler’, ‘Hicret’, ‘Din ve Uygarlık’ı yeniden  yayınlayarak okurlarla buluşturdu. Eğitim-Bir-Sen bununla yetinmedi, İnan’ın muhtelif gazete ve dergilerde yayınlanmış yazılarını ‘Aydınlar, Batı ve Biz’, ‘Edebiyat- Kültür ve Sanata Dair’, ‘İslam Dünyası ve Ortadoğu’, ‘Söyleyişiler’, ‘Siyaset Kokan Yazılar’, ‘Mirası Kuşanmak’  adlı kitaplarda toplayarak yayınladı. Eğitim-Bir-Sen bu güzel hizmetiyle İnan’ın fikir ve düşüncelerinin gelecek kucaklarla buluşması zeminini  oluşturdu. Emeği olan herkesi kutluyorum.  

ÇARESİZLİK ŞARKISI

Sendikacılığın  ulu çınarlarından  Kaya Özdemir de  şair sendikacılardan. Rahmetlinin şiirleri “Çaresizlik Şarkısı” adıyla yayınlandı. Emekle bütünleşmiş bir yaşamı olan Kaya Özdemir’le ölümünden bir hafta önce röportaj yapmıştım. AP Milletvekilliği, Türk Metal Sendikası’nın kurucu başkanlığı, Türk-İş Genel Eğitim Sekreterliği başta olmak üzere onlarca görevi hayatına sığdırmış olan Rahmetli Özdemir, Necip Fazıl Kısakürek’i çok severdi. Türk-İş Genel Başkan Danışmanlığı yaparken uzun uzun söyleşirdik. Hep Necip Fazıl’dan bahsederdi. Özdemir, şairlerin sultanı Necip Fazıl Kısakürek’i  Tandoğan ve Kırıkkale’de Komünizmle mücadele kapsamında yapılan işçi mitinglerinde konuşturduğunu sürekli  anlatırdı. Eli kalem tutan sendikacılardan olan Özdemir, “ Çocukluk hayalim öğretmen olmaktı” diye iç geçirirdi. Bu tutkusunu gazete ve dergilerde yazı yazarak yerine getiriyordu. Rahmetlinin son yazısı Türk-İş Dergisi’nde yayınlanan “İş Güvencesi ve Sendikalar” başlıklı yazısıydı. Özdemir,   sendikacılığın yazmasına hep engel olduğunu söylerdi. “Sendikacı olmasam çok daha fazla şiir kitabım olurdu. Tek kitapta kaldım” derdi.  Özdemir’in şiirlerinin bir bölümü bestelendi ve bugün hala  Türk Sanat Müziği  olarak icra ediliyor. 

AYRAN AŞI

Diğer  sendikacı şair dostum, iş dünyasının duayenlerinden, Türkiye’nin en uzun süreli  işveren konfederasyonu başkanlığı yapan   Refik Baydur. 1989’da Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu Genel Başkanlığına seçilen ve 2004 yılına kadar bu görevini sürdüren Refik Baydur’un “Ayran Aşı” ismiyle şiir kitabı yayınlandı. Ancak, sendikanın işlerinin yoğun olması nedeniyle  uzun süre kitap yayınlamadı.  TİSK Genel Başkanlığının son döneminde Bizim Çete” ismiyle 28 Şubat’ta  niçin “Beşli Çete”nin içinde yer aldıklarını anlatan bir kitap çıkardı. Konfederasyondan ayrıldıktan sonra ise  “İş Güvencesi Tartışmaları”, “Zirvede 15 Yıl”, “Anılar ve Öneriler”, “Bir Yürek Bin Sevgi” kitapları yayınlandı.

            Sonuç:  Sendikacılıkla şairlik aynı anda mümkün olmuyor. Başaran var mıdır? En azından ben bilmiyorum. Varsa  nasıl başardığını  okuyucularla paylaşmak isterim. Bilen veya duyan olursa böyle er kişiyi  bu köşenin yazarına iletirlerse mutlu olurum. Yeni bir yazıda buluşmak dileğiyle…

 

 

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 4840 defa okunmuştur
Ben de şaşıyorum
Mesut Doğan
Sendikacının şiir yazması ne kadar zor ve mümkün değilse aynı şekilde milletvekilinin de şiir yazdığını söylemek o kadar zordur. Bir zamanlar Meclis'te iyi şair olduğunu söyleyen bir vekil vardı, o vekil hala Meclis'te ancak şairliğinden ne kaldı, bunu ben de merak ediyorum. Aynı şekilde Meclis çatısı altında hakkıyla milletvekilliği yapan bir adamın yaptığı resme de sanat eseri olarak bakamam ben. Yani o ortamda kim olursa olsun, ondan ne sanat çıkar ne de eser.
04 Haziran 2010 Cuma 20:16
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri