Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Selma ÖZTÜRK

Allah kimleri sever, kimleri sevmez

05 Aralık 2010 Pazar

Allah-u Teala kitabında insanlara daha doğrusu onu okuyanlara çok çeşitli konulardan bahsediyor. Bazı konuları geniş tutarken, bazı konulara kısaca değiniyor. Bazı ayetlerini açık ve net bir şekilde izah ederken, bazı konuları kapalı ve ilk çapta hemen anlaşılmaz derecede tasvir ediyor. İnsanoğlunun yaratılışından, peygamber kıssalarından, cennetten ve cehennemden, kendi sıfatlarından ve daha bir çok konuları dile getiriyor. Kitabı insanlara bir kılavuz olarak gönderdiğine göre, o kılavuzunda da muhakkak insanlara nelere dikkat etmeleri gerektiğini ve hayatlarını nasıl biçimlendireceklerini izah etmesi gerektitir. Aksi taktirde Kur’an kılavuz olmazdı ve Allah (haşa!) kullarına haksızlık etmiş olur.

 

Allah kendisini güzel isimleriyle (Esma- ul Husna) tasvir eder. Hangi vasıflara sahip olduğunu, kulları için ne tür “imkanlar” sunduğunu ve nasıl özelliklere sahip olduğunu bu isimlerinden öğrenebiliriz. Bundan ziyade Allah kendisinin kimleri sevdiği ve kimleri sevmediği hakkında da Kur’an’ında bazı ayetleriyle bilgi veriyor. Çoğunlukla ayetlerinin sonunda yer alan cümle “(İnne) Allahu (e)  yuhibbu...” ile başlar. Yani “(Muhakkak) Allah sever...” Ve cümle Allah’ın kimleri sevip sevmediği hakkında bilgi verip sona erer.

 

Pekiyi yaradan kimleri severmiş ve kimleri sevmezmiş. Bunu bilelim ki, ona göre harekete geçelim, ona göre hayatımızı biçimlendirelim. Bunu bilelim ki, sevdiği ve tercih ettiği tayfadan (gruptan) olmaya özen gösterelim ve aynı şekilde sevmediği ve tercih etmediği tayfadan da olmamaya çalışalım.

 

Allah–u Teala’nın sevdiği insanlardan bir tayfa “Muhsin”lerdir, yani iyilik yapanlardır. Burada iyilikten maksat illede büyük bir hayır işi veya yüksek bir meblağda para yardımı falan değildir efendim. İyilik etmek aslında o kadar kolay ve basit bir iştir ki... İyiliği büyük ve görkemli işlerde aramıyalım. Bilakis. Bazen bir insana onun hal ve hatırını sormak bile, bir insana tatlı bir tebessüm etmek bile iyilik ve hasen belirtisi olabilir. Hasenat yerden bir çöpü alıp yok etmek bile olabilir. Muhsin olmak bir insanı sevindirmek bile olabilir...

 

Muhsinlerden ziyade Allah aynı şekilde “Tevvabin”leride sever. Tevvabinler, tevbe edenlerdir. Yani Allah tevbe eden kullarını, tevbeyle kendisine yönelen insanları seviyor. Bu ayetten anlaşılan önemli husus ise tevbe edenlerin mevcut olmasıdır. Tevbeyi ise günah işleyen insanlar yapar. Dolayısıyla aciz olan insanoğlu günah işleyen bir varlıktır. Bu kaçınılmaz bir gerçektir. Fakat insanın günah işlemesiyle çıkmaz bir sokağa girdiği anlamına gelmez. Günahını işlemesiyle beraber, tevbe etme imkanıda vardır. Allah ona bu imkanı tanımıştır. Yeter ki, o bu imkandan istifade etsin ve etmesini bilsin. Bu yüzden de Allah tevbe edenleri sever.

 

Allah’ın sevmiş olduğu diğer bir grupta “Mutatahhirin”lerdir. Yani temiz insanlardır. Temzlik İslamiyette iki çeşittir. Biri batını (iç/gizli) temizliktir, diğeri ise zahiri (dış/görünür) temizliktir. İç temizlikten maksat kallbin ve gönlün temiz tutulmalısıdır, insanlar hakkında su-i zanda bulunmamak, haset etmemek ve kin beslememek gibi. Dış temizlik ise, beden temizliği ve kıyafet temizliğidir. Allah kendisinin temiz insanları sevdiğini beyan ettiğine göre, o tayfaya dahil olmaya çaba göstermek lazım.

 

Allah’ın sevmediği insanlara gelince - ki Allah bizleri o tayfadan uzak tutsun...AMİN! Bunlar öncelikle “Zalim”lerdir. Zalimden maksat illede bizim ilk çapta aklımıza gelen zorbalar ve diktatörler değildir efendim! Zalim ve mazlum kavramları maalesef günümüzde farklı ve sınırlı kullanılmaktadır, küçümsenmektedir. Zulüm her tür zulüm olabilir. Karısına karşı kaba kuvvet kullanan zayıf bir erkekte zalimdir. Çocuğunu döven ve onu yıpratan bir anne de zalimdir. Öğrencisine haksızlık eden bir muallimde (öğretmen) zalimdir. Yani her tür haksız kasıtlı bir muamele zulum mahiyetinde olabilir ve o kategoriye girmektedir. Bunuda göz önünde bulundurarak günlük hayatımızda kendimizin bazen ne kadar zalim olduğunu ve olabileceğini düşünelim.

 

Bundan ziyade Allah “Muhtelen” ve “Fahura” olan insanları da sevmez. Bu iki vasfın anlamı kendini beğenen ve böbürlenen manalarıyla tarif edilebilir. Yani yeryüzünde kibirlenen, gururlanıp gururla gezen, kendisini dev aynasında gören ve bu kuruntularıyla saçma sapan alemlere dalıp yaradanı unutan insanlardır bunlar. Allah kendisinin onları hiç mi hiç sevmediğini beyan ediyor. Büyüklük taslayan insanları sevmemesinin sebebi ise, kendisinin en büyük olmasıdır. Allah kullarının bazı hal ve hareketlerine sabır ve tahammül etsede, mütekebbirlere tahammülü yoktur. Ah o mütekebbirler... Allah bizleri o zümreden etmez inşaallah, çünkü kibir insanı hakikaten büyük tehlikelere ve büyük uçurumlara yöneltebilir. Kibir insanı
ibadetten uzaklaştırır ve secdeden alıkoyar.

 

Bunlar sadece bir kaç misaldi efendim. İsterseniz biz bu örneklerle iktifa edelim (yetinelim). Daha derinine girersek, kendimizi bu gruplardan birinde bulunup bulunmadığımızı tespit ederiz. Gerçi bu tespitin avantajı ve dezavantajıda vardır. Şayet kendimizi “iyiler” tayfasında bulamadıysak, ona yaklaşmaya özen gösteririz inşaallah. Eğer kendimizde “kötüler” tayfasındaki insanların vasıflarını bulduysak, bundan sonra o vasıflardan uzak durup kaçınırız inşaallah.

 

 

 

 

 

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 7664 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri