Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Selma ÖZTÜRK

Ben Bir Rüya Gördüm, Hayırdır İnşaallah...

06 Temmuz 2011 Çarşamba

 

Ben Bir Rüya Gördüm, Hayırdır İnşaallah...

 

Bir rüya gördüm, hayırdır inşaallah. Aslında bu bir kabus idi. Rüyamda camimizin kapısına kilit vurulmuştu. Camimiz kapanmıştı. Yasaklandığından veya ceza aldığından dolayı değil. Camiye artık kimse gelmiyor diye, cami binası bütün teşkilatıyla artık ayakta duramıyor diye, orayı kapatmak mecburiyetinde kalmışlar da ondan... Bir ölü mekanı haline gelmiş diye. Camimiz kimseler tarafından ziyaret edilmiyor diye. Kimseler uğramaz olmuş bu mekana diye kapatılmıştı camimiz. Bizim camimiz... Benim camim... Çocukluğumu ve gençliğimi geçirdiğim o güzel mekan... Öksüz ve yetim kalmış, boynunu bükmüştü şimdi. Rüyamda...

 

Cami masraflarını kaldıramıyor diye kapatılmak mecburiyetinde kalmış. Kalkamamış altından. Kimseler camimizi desteklememiş. Ne maddi, ne manevi. Hafta da bir veya bayramdan bayrama gelmekle de olmamış bu iş artık. Eski üyeler, camimizin kıymetli mimarları olan babalarımız, büyüklerimiz yaşlanıp emekli olmuşlar. Kimileri dünyasını değişmiş, kimileri memleketlerine (temelli) dönüş yapmış. Camiyi emanet ettikleri gençler ise bu mekana hiç denecek kadar nadir uğramışlar. Futbol maçlarını seyretmek için gelmişler. Mescid alanından ezan sesi gelirken, onlar gençlik salonunda bilardo oynamak için gelmişler...

 

Gençlik, gelecek, nesil yani kısacası ÜMİT diye bir şey kalmamış artık. Ara sıra Cuma Namazina uğramış belki delikanlılar. Kadir Gecesi’ni bilenler varmış aralarında. Sayıları çok az da olsa bunların. Fakat hepsi bundan ibaret. Gelseler de gençlerimiz, bir misafir, sadece bir konuk olarak gelmişler camiye  ve ayrılmışlar derhal oradan. Bir yabancı gibi adeta. Çabucak uzaklaşmışlar oradan ve uzaklaşmakla uzak kalmışlar. Hem bedenen hem ruhen. Camiyi artık benimsemez olmuşlar. Oysa bir zamanları babaları bu camiler için emek vermişler. Maddi ve manevi ellerinden geldiği kadar her türlü çabayı sarfetmişler. Bütün imkanlarını vermişler. Dökmüşler, yıpranmışlar. Hiç birşey görünmemiş gözlerine. Evlatlarının atisinden (geleceğinden) başka. Sırf evlatlarına bir kutsal emanet bırakabilmek için, mücadele etmişler. Onların tabiriyle “Küfür diyarında” nesilleri sahipsiz bırakmamak için. Onları Allah Kelamın’dan uzak tutmamak için.

 

Gençler ise bugün camiye sahiplenmemişler, çünkü orayı benimsememişler. Kala kala kimseler kalmamış camide. Kimseler uğramaz olmuş bu mekana. Hafta da bir gelmekle de olmamış bu iş artık. İnsanların sayısı git gide azalmış, cemaat diye bir şey kalmamış. Hiç yok denecek kadar az bir sayıya düşmüş. Herkes bu korkunç gidişatın farkındaymış. Herkes uçurumu görüyormuş aslında. Ve buna rağmen kimse umursamamış. Herkes görmemezlikten gelmiş. Duymamazlıktan gelmiş. İşin vahimliğini bildikleri halde herkes göz yummuş yaşanan gerçeklere.

 

Rüyam bitmedi, devam ediyor.

 

Cami binasının içine girip bakıldığında, görülen manzara içler acısı. Bomboş, tozlanmış odalar. Pencelerin önünde ölmüş sinekler ve arılar. Dipte, köşede kalmış zamanında Beyt- ul Mal’a ait iki, üç eski ve kırık eşya. Yerdeki atılmamış çöp yığınları. Duvar ve tavanlarda örümcek ağları. Rüya olmasına rağmen şiddetle hissettiğim ve hala burnumun ucundan gitmek bilmeyen iğrenç küf ve nem kokusu...

 

Ve yine rüyamda hatırlıyorum da... Bizler küçüklüğümüzde haftasonları camiye giderdik. Orada hanımlara yönelik çalışmalar olurdu. Az da olsa gayret edilir, birşeyler yapılmaya çalışılırdı. Amatörce de olsa, bir hareket vardı. En asgarisi (asgari denilemez elbet) Kuran’ı Kerim okunurdu. Tecvid dersi verilirdi. Kadınlar az da olsa, birşeyler öğrenirdi ve en azından buluşup, bir araya gelirlerdi. Bu vesileyle de öğle namazlarını mescidde kılarlar ve ibadet etmiş olurlardı orada. Biz küçükken camide, mabette yere diz çökerdik. Rahlelerimiz vardı tahtadan. Kuran’ı Kerim’lerimizi rahlelerimizin üzerine koyardık. Ve böyle öğrenirdik Allah lafzını. Bugün ki gibi, sınıflarda, okul sıralarında ayaklarımızı sallaya sallaya öğrenmezdik yüce ve kutsal kelamı. Medrese havasını ve atmosferini yaşardık oralarda. İslam kültürünü ve edebini öğrenirdik, bize öyle öğretilirdi.

 

Biz küçükken, Teravih Namazlarına giderdik, annelerimizle, babalarımızla. O zamanda İlkbahar aylarıydı, yani günler uzundu ve akşam geç dönülürdü teravihten. Giderdik okul çocuğu olmamıza rağmen camiye. Kılardık namazımızı. Bazen uyuya kalırdık dipte köşede. Bazen yer olmadığı için, yer darlığından biz çocuklar teyzelerimiz tarafından saf dışı edilirdik. Hatta kovulurduk bile. Eskiden yerimiz yoktu, cemaatimiz çoktu. Şimdi ise yerimiz çok, cemaatimiz yok. Kalmadı. Cemaat diye bir şey kalmadı. Kalmadı işte kimseler bu mekanlara gelecek... Ama neden? Neden kimseler gelmiyor artık camiye? Tenezzül mü edilmiyor aceba? Rahatlık mı batıyor yoksa? Çok mu rahatız? Yoksa çok mu yoğunuz ki zaman harcayamıyoruz camiye ve sıra gelmiyor oraya? Tahminimce çok rahatız, kıymetli okuyucularım. Öyle rahatız ki, rahatlığımızdan dolayı bazı şeyleri, bazı değerleri ve kıymetleri unutur olduk. Önemsemez olduk. Öyle rahatız ki, istirahata iyice alışır olduk. Daha da, biraz daha ve biraz daha istirahata ihtiyaç duymaktayız. Ve aynı zamanda, böyle davranmakla asıl istirahatgahın başka bir yer olduğunu unuttuk, orayı fazlasıyla ihmal ettik. Öyle unuttuk ki, varlığından bile şüphe eder olduk. Ve sonucumuz da ortada. Akibetimiz ise hayır ola...Ne üzücü ve acı bir tesbitti bu, görmüş olduğum rüyamda...

 

Bir de kıyaslama yaptım rüyam esnasında, durumun sebebini anlayabilmek için. O günden bugüne diye. O zamanları belki bugüne nazaran biraz daha cahildik. Teknik ve organize açısından belki bugünkü kadar ileri değildik. Amatördük. Maddi imkanlarımız daha sınırlı ve kısıtlıydı. Evet, o zamanları cahildik belki, fakat samimi ve sıcaktık. Cahildik belki, ama gayretli ve güvenilirdik. Cahildik belki, lakin dürüst ve doğaldık... İşte bunları bugün Ümmet-i Muhammed içinde görmek ve bulmakta maalesef zorluk çekiyorum. Arıyorum, lakin bulamıyorum.

 

Rüyamda Allah’a sığındım. O’na yalvardım ve O’ndan yardım ve inayet istedim. Caresizliğimi böyle dile getirmeye çalıştım. Başka ne yapabilirdim ki?

 

Bu rüya beni çok korkuttu sevgili okuyucularım. Öyle korktum, öyle korktum ki...  Korktum, ürperdim. sıkıldım ve bunaldım... Hatta ağladım. Hıçkırıklara boğuldum ve nefes almakta zorluk çektim. Kan terler içinde kabusumun bitmesini bekledim. Bir an evvel uyanıp gerçekler dünyasına geri dönmek istedim. Gerçekler dünyasına geri dönmek... Sadece uyanmak istedim, fakat uyanamadım. Bütün çabalarıma rağmen bir türlü uyanamadım bu rüyadan. Bir türlü kurtulamadım bu kabustan. Gözlerimi açamadım... Gözlerimi açamadım, çünkü gördüklerim bir rüya değilmiş. Gördüklerim gerçeklerin ta kendisiymiş de ondan.

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 6076 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri