Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

Allah şifalar versin

27 Mayıs 2008 Salı

Geçenlerde, 'irtica haberleri' saldırılarının yeni bir dalgası başlayınca, kenarda köşede kalmış kitaplardan malzeme arayan, bazı cemaatlerin topluca yaşadıkları mahallelere muhabir gönderip olay çıkartan gazete yöneticilerine, “Çocukların başını derde sokmayın, aradığınız malzemeleri nerede bulabileceğinizi sorun, ben söyleyeyim” demiştim...

Hatırladınız mı?

Hiçbir yayın yönetmeninden şimdiye kadar bu yolda bir talep gelmedi. Saldırı biçim değiştirdiği içindir belki. Şimdilerde daha çok hastanelerde başörtülü doktor ve hemşire avına çıkılıyor. Genel ahlâka ve tıp etiğine aykırı bir iş yapıyorlarmış gibi... Bu saldırı dalgası da geçer umarım.

Ben bu umut içerisinde iken, bir baktım, Fatih Çekirge tekerleği yeniden keşfetmeye çıkmamış mı? Dün Hürriyet'teki köşesinde klasik bir 'irtica' konusunu yeni bir keşifmiş gibi kalemine dolamış: Devlet dairelerinde mescit...

Fatih Çekirge'ye şifa diliyorum. Gazetelerden öğrendiğime göre tenis oynarken başına gelmiş bir sıkıntı yüzünden ameliyat olması gerekmiş. Ankara'daki MESA Hastanesi'nde yattığı anlaşılıyor. O civarlarda Ak Parti Genel Merkezi ile birkaç cami bulunuyor. Hasta yatağında yatarken ezanın yüksek sesle okunmasından rahatsız olmuş.

Hastane yakınlarındaki camilerin müezzinleri dikkat etseler iyi olur. Aslında ezanın yükselticiyle duyurulduğu ortamlarda cihazı sonuna kadar açmanın gereği yok; ezan bir çağrıdır ve insanları ibadete en güzel biçimde çağırmak esastır.

Buradan aklıma geldi: Hastane yakınlarındaki ibadethanelerin din görevlileri güçsüz durumdaki hastalara moral verme çabasına giriyorlar mı acaba? Ya da Diyanet İşleri Başkanlığı sırf hastane ziyareti yapma amacıyla organize edilmiş bir dinadamları grubu oluşturmuş mudur?

Diyelim Fatih Çekirge'siniz ve hastanede ameliyata alınmayı beklerken yanınıza gelen güleç yüzlü bir kişi, size, “Ameliyatınızın başarılı geçmesi, sağlığınıza yeniden kavuşmanız için birlikte dua edelim mi?” diye soruyor. Nasıl bir tepki verirdiniz?

Ameliyattan yeni çıkmış Hürriyet yazarı başka bir konuyla meşgul. Merkez Bankası'nın üçüncü katında mescit olduğunu keşfetmiş. Okuyalım: “Bankanın hemen yakınında birden fazla cami var. Bugüne kadar o camiler kullanıldı. / Kimse de sen niye gidiyorsun diye sormadı. / Son dönemde Ankara'daki bütün kamu binalarında benzeri bir 'mescit yarışı' var...”

Hayatında hiç devlet memurluğu yapmadığı anlaşılıyor. Kamu kurumlarında mesai saatleri içerisinde binadan ayrılmak mümkün değildir; hangi gerekçeyle olursa olsun. İzin almak ise ciddi sıkıntılara sebep olur. Bu yüzdendir ki, hemen her devlet dairesinde bir mescit açılır; ibadetini sürekli yerine getiren memurlar fazla vakit kaybettirmesin diye...

Başbakanlık Merkez Binası'nın altı kocaman bir mescittir ve Diyanet tarafından atanmış sürekli bir din görevlisi vardır. Hemen her bakanlığın özellikle cuma namazı vakitlerinde dolup taşan kocaman mescitleri bulunur.

Söylemeye gerek var mı, bilmem, ama ben yine de yazayım: Kamu binalarındaki mescitler, Fatih Çekirge'nin ileri sürdüğü gibi, 'son dönem' ürünü değildir; Başbakanlık Merkez Binası darbe sonrasında açılmıştı ve daha ilk günden mescidi vardı.

Adalet Bakanlığı'nın da mescidi olduğunu biliyorum. Yargıtay binasında bir mescit bulunuyorsa hiç şaşırmam. Nerede ibadet eden biri varsa, lâik devlet, din hizmetini onun ayağına kadar getirmekle görevlidir çünkü... Bugüne kadar bu böyle anlaşılıyordu, Ak Parti iktidarda diye farklı anlaşılması gerekmiyor. Kamu hizmetinde olanlar görevlerini aksatmasınlar diye ibadetlerini yapabilecekleri bir yer kamu binalarında açılır. Tıpkı büyük kamu binalarında postane ve banka şubesi de olduğu gibi...

Merkez Bankası'na gelince... Eğer daha önce yoktu d a yeni açılmışsa mescit, şimdi ihtiyaç duyulmuş demektir. İhtiyaç ortaya çıktığında çözüm bulmak lâik devletin görevidir. “Yakındaki camiye gitsin” demek çözüm değildir; vakit namazlarında camiye gitmesindense bir memurun, kamu binasında ibadetini yerine getirmesini tercih eder devlet...

Arada sorduğum “Hasta yatağında ameliyatı beklerken kendisini ziyaret eden birinin 'Birlikte dua edelim' teklifini nasıl karşılardı?” sorusuna Fatih Çekirge ne cevap verir acaba? Hadi kendisinden soyutlayarak sorayım soruyu: “Herhangi bir hastanede yatan bir insan, kendisini zayıf ve güçsüz hissettiği bir sırada dua etme ihtiyacı duyabilir; bu durumdaki hastaları ziyaret edip birlikte dua etme teklifi yapan bir dinadamları grubuna ne dersiniz?” Hürriyet yazarına bu sorum; hatta bütün Hürriyet yazarlarına...

Cevaplarını merakla bekleyeceğim.

Bu yazı toplam 3932 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri