Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

Balyozu 1 Mart yüzünden yiyecektik

01 Şubat 2010 Pazartesi

Geçen hafta boyu tartışıp durduğumuz 'Balyoz Planı' konusunda beni en çok hayretlere düşüren, darbe hazırlığı içerisinde yapıldığı iddia edilen gazeteciler fişlemesinde 'kendilerinden yararlanılacaklar' listesine alınanlardan bazılarının tavrı oldu.

İyimserim, ama o kadar da değil; bu sebeple "Nasıl olur da benden yararlanmayı düşünürsünüz?" diye hazırlayanlara efeleneceklerini düşünmedim listeye alınanların; ancak yine de hafif bir efelenme bekledim hepsinden... Hayrettir, efelenme beklediklerimin birkaçı, bunu, listeyi yayımlayan gazeteye ve kendileriyle ilgili yazı yazanlara yönelttiler...

Hemen hepsi 'Balyoz Planı'ndan kuşku duyduklarını açıkladılar...

Kimse kendilerinden ciddi bir 'kronoloji' çıkarmalarını beklemiyor, ama hiç değilse yakın tarihi gözlerinin önünden geçirerek kuşkularını açıklasaydılar, değil mi efendim?

Her şey ABD'nin bölgeye yerleşme niyetinin ayyuka çıktığı 11 Eylül (2001) sonrasında başladı. İktidarda Bülent Ecevit'in başında bulunduğu DSP, ANAP, MHP hükümeti vardı. Önce birileri Ecevit'in sağlığıyla yakından ilgilenmeye ve onu yerinden etmeye çalıştılar. Rahşan Ecevit'in son an müdahalesi olmasaydı, Bülent Bey'e hastaneden 'iş göremez raporu' verilecekti, herhalde unutmamışsınızdır...

Bu arada, dönemin askeri yetkililerinin, bazı siyasiler üzerinde başbakan ve hükümetle ilgili telkinlerde bulunduğu kulaklara geldi. Komutanlar, hükümetin '2 numaralı' koltuğunda oturan DSP'li bakana, "Ecevit gitsin, sen başbakan ol" teklifi yaptılar...

Bir büyük patron, önemli bir açılış için bazı siyasileri Frankfurt'ta ağırladı ve orada 'MHP'siz bir hükümet formulü' üzerinde durulduğu bilgisi dışarıya yansıdı. ANAP ve DYP'nin iki önemli isminin, Ankara'daki bir balık lokantasında, yan masadaki sivil giyimli askerleri de yanlarına alarak, "Neden koalisyonu bozup ANAP ve DYP iktidar olmuyor" sorusunu tartıştıkları bir gazeteye manşet oldu.

Kulağına kar suyu kaçtığı anlaşılan MHP lideri Devlet Bahçeli, "Erken seçime gidilmeli, seçim tarihi 3 Kasım 2002 olmalı" diye dayatmaya başladı. Erken seçimi, ondan önce, Türk ekonomisine sahip çıksın diye ABD'den getirilip bakan yapılan Kemal Derviş telâffuz etmişti.

3 Kasım (2002) seçimi öncesinde, bazılarının, sandıktan Ak Parti birinci çıksa bile CHP ile MHP'nin hükümeti kuracağı hayali gördükleri biliniyor. Öyle olmadı, yeterli sandalyeyi kazanan Ak Parti hükümeti kurdu. Yasaklı Tayyip Erdoğan seçime giremediği için başbakan olamadı, hükümeti Abdullah Gül kurdu.

CHP lideri Deniz Baykal şubat ayı (2003) içerisinde Tayyip Erdoğan'a başbakanlık yolunu açacak bir dostluk eli uzattı. 14 Mart'a (2003) ara seçim konuldu.

ABD Irak'a savaşında Türkiye'den 2. cephe açma talebinde bulundu. Çetin bir pazarlık sürerken askerlerin tavrı muğlak kaldı. Daha erken bir tarihte yapılacak tezkere oylaması, sırf askerin destek verdiği iyice anlaşılsın diye, Ak Parti tarafından MGK toplantısından bir gün sonraya (1 Mart 2003'e) ertelendi. MGK bildirisinden beklenen asker desteği gelmedi. 1 Mart tezkeresi TBMM tarafından reddedildi.

Buraya kadar verdiğim kronolojide eksik olan 'Balyoz Planı' ile ilgili ayrıntılar... Hazırlığın aralık ayında (2002) başladığı söyleniyor. 'Tatbikat planı' görüşmeleri 1 Mart'tan hemen sonraya gelecek biçimde düşünülmüş (5-7 Mart 2003).

Şöyle bir tahminde bulunabilir miyim? Planı hazırlayanlar 1 Mart'ta tezkerenin TBMM'de kabul edileceği yanlış öngörüsünde bulunmuşlar; geçmeyince bazı varsayımlarını alelacele değiştirmek zorunda kalmışlar. Tezkere geçseydi ardından ülkenin bazı bölgelerinde sıkıyönetim gerekli olacaktı; hemen sonrasında da, ülkemiz, ABD ile birlikte Irak'a savaşa girdiğimiz için, uluslararası terör örgütlerinin avlanma sahası haline gelecekti.

Bugün bazılarına anlamsız görünen 'camiye bomba koyma' veya 'jet düşürme' eylemlerini şimdi bu kronolojiye bakarak yeniden düşünün: Jetin Yunan jetleriyle değil ABD jetleriyle it dalaşı sırasında düştüğünü ve terör eylemlerinin 'el-Kaide' veya Irak menşeli bir örgüt tarafından yapıldığının düşünülebildiği bir ortamı tahayyül edin...

Ne diyorsunuz, biraz daha anlam kazanmıyor mu 'Balyoz Planı'?

"Sıkıyönetim mi vardı o tarihte?" diye soruyor ya birileri savunma sadedinde, o tarihte sıkıyönetim yoktu elbette, ama ABD ordusu bizim topraklardan Irak'a girseydi hemen arkasından kaçınılmaz biçimde gelecekti; 1 Mart'a giden günlerde bu çok konuşulmuştu nitekim...

Bu yazı toplam 1530 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri