Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

Başbakan Erdoğan'lı Politik Açılım

09 Kasım 2009 Pazartesi

Hemen yanıbaşındaki koltukta oturuyor olmama rağmen “Acaba yanlış mı işittim” diye tereddüt geçirdim ne yalan söyleyeyim; “Ben başkaları gibi bırakıp gitmem” türü cümleleri başbakanların ağzından duymak her gün nasip olmuyor çünkü... Diğer katılımcıların yüzünde de önce tereddüt, sonra bir rahatlama fark edince demokrasiye gönül veren herkesi rahatlatacak o cümlenin gerçekten sarf edildiğini anladım.

Türkiye'de sisteme müdahale döneminin hâlâ devam ettiğini düşünenler için tam bir hayal kırıklığı teşkil eden o cümle 27 Mayıs'tan 12 Eylül ve sonrasına uzanan çizgi hatırlatılıp “Müdahale dönemleri geride kaldı diyebilir miyiz?” anlamına gelen bir soru üzerine Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından sarf edildi. Başbakan kendi iktidarlarında asker-sivil ilişkilerinin olması gerekene yakın hale geldiği kanaatında; yine de alınacak yol olduğuna inanıyor.

Gündemin yoğun olduğu bir ortamda 'Politik Açılım' programı Başbakan Erdoğan'ı konuk etti. Derya Sazak, Prof. Mustafa Erdoğan, Prof. Fuat Keyman ve benim katıldığım Politik Açılım bir yıldan biraz fazla bir süredir TRT-1'de pazar öğle saatlerinde canlı yayınlanıyor. Son haftalarda gündemin merkezindeki kişileri konuk etmeye de başladık; iki hafta önceki konuğumuz Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'dü...

Başbakanın İstanbul'da ofis olarak kullandığı mekân Dolmabahçe Sarayı'na bitişik... Osmanlı döneminde sarayın eki olarak kullanılan, ihmal yüzünden dökülmüş yerler yüz ağartacak bir özenle yeniden hayata kavuşturulmuş. Programı, vaktiyle 'Beşiktaş Karakolu' olarak da kullanılan yerde çektik. İzleyen görmüştür; izbe mekân son derece eli-yüzü düzgün bir toplantı salonu halini almış...

İster televizyona program yap, ister birkaç dilin konuşulduğu uluslararası toplantı...

TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin de çok beğendi programın çekildiği yeri; gezdiği gördüğü bazı yabancı kanallar da yeniden kazanılmış benzer yerleri tercih ediyormuş. Eski fabrikalar, terk edilmiş imalâthaneler, elektrik santralleri... Vaktiyle kendi halinde yokolmaya bırakılmış pek çok eski mekân yakın zamanda elden geçirilip değerlendiriliyor. Çağdaş Sanatlar Müzesi... Santral İstanbul... Bir çok başka yer de ilgi bekliyor...

Pazar günü olduğu için izleyicilerin evlerinin sıcaklığına uyalım diye rahat kıyafetlerle yapıyoruz programı; konuk siyasi ise kravat takıyoruz. Bu defa kravatlı gittiğimiz halde, programa Başbakan Erdoğan kravatsız gelmesin mi? Çaresiz bizler de yakaları açtık...

Bunu, gazetecilerin de uyması gereken adab-ı muaşeret kurallarını gözetmediğimiz sanılmasın diye özellikle belirtiyorum. Milliyet'in eski yayın yönetmenlerinden Doğan Heper'i de durumdan haberdar edeyim diye bir de... Geçen hafta “Hah neyse, Cumhurbaşkanının karşısına doğru-düzgün kıyafetle çıktılar” aferinini ondan almışken, yeniden kaybetmek istemem doğrusu...

Notlarıma bakıyorum da, kamuoyunun şu sıralarda konuşup tartıştığı, ya da konuşup tartışması gerektiğine inandığım bütün soruları sormuşuz. Zaten bizim programın cazibesi de bu sanıyorum: Sözünü sakınmıyor hiç kimse, ama bunu saygı çerçevesinde yapıyor... Kavga-gürültü yok programda, buna rağmen toplumun önünü açacak her teklif de kimsenin kaşına gözüne bakılmaksızın söyleniyor.

Programa konuk gelenler de her soruyu çekinmeden sormamızdan mutlu olduklarını belirtme ihtiyacını mutlaka duyuyor.

Şimdiye kadar Cumhurbaşkanı, Başbakan, İçişleri, Dışişleri ve Kültür-Turizm bakanlarını, DTP Genel Başkanını konuk ettik programa; anamuhalefet partisi CHP'nin kapısını birkaç kez çalmamıza rağmen Deniz Baykal katılmak istemedi. Deniz Bey ve arkadaşları TRT'yi boykot ediyor, programlarına katılmıyormuş... Bana, “Aksi halde mutlaka katılırdım” dedi. İyi de, biz bu programı TRT'de yapıyoruz ve Allah'ı var, TRT'den kimse söylediklerimize veya konuklarımıza bugüne kadar karışmadı.

CHP liderini programa bekliyoruz.

Olağanüstü rahattı Başbakan Erdoğan; yanı başında otururken “Şimdi kızar, şimdi ters çakar” diye beklediğim hiçbir yerde rahatlığını terk etmedi. “Futbolcudur, top dolaştırır” diye bekleyenler var idiyse onları da hayal kırıklığına uğrattı; çünkü konuların özünden sapmadı... “Bazı sorulardan veya soruluş tarzından hoşlanmadı” diyebilmek isterdim; hayır, en tepki beklenebilecek soruyu bile tebessümü ihmal etmeyen cevaplarla karşıladı.

Başbakanlığın basınla ilişkilerini yürüten kadrosu bizimleydi: Prof. Nabi Avcı, Kemal Öztürk... Başdanışmanlar Mücahit Arslan, Yalçın Akdemir... Özel kalem müdürü Mustafa Kamacı... Bayağı zengin ve renkli bir ortamda keyifli bir program çıkardık.

Bu yazı toplam 2092 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri