Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

Bir liderin ardından

20 Aralık 2011 Salı

Soğuk bir kış günüydü; 2000 yılı Ekim ayı... Ankara’nın ‘Protokol Yolu’ üzerindeki Çek Cumhuriyeti Büyükelçiliği’ne gittiğimde şaşırmıştım: Ülkenin bütün dünyada saygınlık uyandırmış yazar kökenli cumhurbaşkanı Türkiye’ye yaptığı resmi ziyarette kalem erbabıyla buluşuyordu, ama buluşmaya gelenler bir elin parmakları kadardı...

Vaclav Havel’le buluşmada Büyükelçilik az sayıda konukla yetinmişti. İyi de oldu; bu sayede kahvaltı masası etrafında toplanmış meraklı yazar grubu olarak kendisine sorduk da sorduk...

Hayatının neredeyse 12 yılını cezaevlerinde geçirmiş bir aydındı; ülkeleri Sovyet etkisinden kurtulduğunda Moskova’nın özgürlükçü görüşleri için cezalandırılmasını uygun gördüğü Havel etrafında kenetlenmişti Çekoslovaklar... Ona kulak veriyor, onun işaret ettiği kişileri siyaset alanında ön plana çıkartıyordu.

Sadece aydınlar tarafından bilinen Vaclav Havel ismi, birdenbire, herkes tarafından anılır hale geldi.

Ne beklersiniz? Eserleri bütün dillere çevrilmiş, Nobel ödüllü bir sanatçı-devlet adamının biraz böbürlenmesini, değil mi? Hayır. Çok mütevazı biri olarak karşımıza çıktı Havel; herkesle tek tek ilgilendi. Güncel siyasete dönük sorulara “Ne güzel sanattan söz ediyorduk” dercesine cevaplar verdi.

Komünizmin revaçta olduğu günlerde duyduğu çelişkili hisleri “Hayatın özü öylesine karmaşık, öylesine çok boyutlu ki, bütün bu çeşitliliği içinde hayatı bir merkezden planlamak imkânsızdır” cümlesiyle ifade etmişti.

Birkaç yıl önce Prag’a gittiğimde bizi gezdiren rehber Slovak asıllıydı; Çekoslovakya barışçı yollardan ikiye bölünürken herkese Çek veya Slovak cumhuriyetlerinden istediğine vatandaş olma hakkı tanınmış, o da doğduğu yeri değil doyduğu yer olan Çek Cumhuriyeti’ni vatan olarak seçmişti. “Bölünme müthiş bir travma oldu herkes için” tespitini rehberimiz pek çok kez tekrarladı.

2000 yılındaki Ankara buluşmamızda bölünmeyi Havel de ‘travma’ olarak nitelemişti. “Neden ayrıldık, ben de anlayamadım” dediğinde gözlerinin içine bakmıştım. Samimiydi. Travmanın üstesinden yeni yeni gelmeye başladıklarını yine ondan dinlemiştik.

Havel’in ‘Gerçeği Yaşamak’ adlı kitabından bir bölümü Hasan Cemal’in sütununda okuyup not etmişim: “Marksizm, bu ideoloji kendi bütünlüğü içinde lâikleşmiş bir din olarak nitelenebilir. Bu ideolojide her türlü sorunun hazır cevapları vardır. Bir bölümünü kabul etmekle yetinmek olmaz. Bir kez de kabul ettin mi, hayatın derinden etkilenir. Ama çok caziptir de! Özellikle aylaklar için baş sokulabilecek bir yuvadır. Olduğu gibi kabul ettiğin anda hayat yeni bir anlam kazanır. Bütün gizler, o güne kadar cevapsız kalmış sorular, kaygı ve yalnızlık duygusu ansızın kaybolur. Ama insan, kirası düşük bu ev için kendi yaşamında olağanüstü yüksek bir bedel öder; çünkü kendi aklından vazgeçer. Bu ideolojinin en önemli yanı, insanın kendi vicdanıyla aklını bir yüksek otoriteye teslim etmesidir.”

‘Bilge devlet adamı’ olarak bilinen biri olmak da zor; karşısına çıktığı herkes ondan bilgelik bekler çünkü. Havel’den ona özgü bir bilgelik belleğimde yer etmemiş. “Dünyanın geleceğini nasıl görüyorsunuz?” sorusuna şu yanlışlıkları sıralayarak olumsuz cevap vermişti: “Çevre kirliliği, aşırı nüfus ve nükleer çılgınlık...”

Eskisi kadar kitap okuyamamaktan ve eser verememekten şikâyetçiydi. Cumhurbaşkanlığı sonrasında bol bol vakti oldu. Bir de piyes yazdığını hatırlıyorum.

Görüşmemizin sonrasında yazdığım yazıdan bir izlenim aktarayım: “Doğrusunu söylemem gerekirse, ismi bir ülkenin cumhurbaşkanı olmasının çok ötesinde çağrışımlar yaptıran Vaclav Havel’i karşımda gördüğümde olağanüstü bir heyecan duymadım; duymam da gerekmiyordu. Karşısındakileri etkileme diye bir derdi olmadığı çok belliydi onun: Gösterişsiz, sıradan, ‘Ben de sizlerdenim’ mesajını her haliyle veren bir yönetici... Dünyanın her tarafında onun gibi liderler işbaşına geliyorlar artık...”

Vaclav Havel 75 yaşında vefat etti.

Bu yazı toplam 2068 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri