Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

Bir paralel okuma denemesi

07 Temmuz 2010 Çarşamba

Bazen böyle olur; okuduklarımın sağlaması bir gelişmeyle karşıma çıkıverir. Önceki akşam sizler Genelkurmay başkanı Org. İlker Başbuğ ile yapılan mülâkatı izlerken ne düşünüyordunuz bilemem, ama birkaç gündür elimden düşürmediğim Talat Aydemir'in 'Hatıratım' başlıklı anılarında okuduklarım gözümün önüne geldi benim...

Talat Aydemir'i gençler bilmez. Albay Talat Aydemir Türk Silâhlı Kuvvetleri (TSK) içerisinde en sivrilmiş subaylardandı. Bu yüzden 27 Mayıs (1960) sonrasında bir karşı-darbe (22 Şubat 1962) yapmaya kalkıştığı halde fazla üzerine gidilememiş, ancak ikinci girişimi (20 Mayıs 1963) sonrasında arkadaşı Binbaşı Fethi Gürcan ile birlikte darağacında can vermişti (27 Haziran 1964).

Oğlu Metin Aydemir'in titiz çalışması sonucu Yapı Kredi Yayınları tarafından yakınlarda yayımlanan 'Hatıratım', TSK bünyesine çocukluğunu henüz geride bırakmış biri olarak giren genç subayların yetişme tarzının onun kişiliğini nasıl oluşturduğunu anlamamıza yarıyor.

Aydemir'in 27 Mayıs kadrosu içerisinde de yer aldığı, tam darbe öncesi (Temmuz 1959) karargâh tarafından Kore'deki Türk Tugayı'na gönderildiği için Milli Birlik Komitesi (MGK) dışında kaldığı biliniyor.

İhtilâl sürecini anlatırken ilginç bir noktaya işaret ediyor: Harp Akademileri yıllarca Alman doktrinine göre subay yetiştirirken, NATO'ya girişimizle birlikte Amerikan doktrini tedrisata egemen olmuş, bu da eski usule göre yetişenlerin kıskançlığına yol açmış. Kıskançlığın boyutunu şöyle anlatıyor: "Akademi sistemini baltalayarak beş sene müddetle bu orduya kurmay subay mezun ettirmemişlerdi." (s. 19)

Darbeye karar veren Aydemir'in bir kararı da kadrosuna eski nesilden kimseyi alamamak... Eylül 1956'da bu kararla cuntasının çekirdeğini oluşturuyor. 1957 Mart'ında da genişlemiş çekirdek kadro amacını belirliyor: İhtilâl yapmak...

İhtilâl yapılıyor, ama Talat Aydemir Kore'deyken... Uzaktan kendisine bir pozisyon belirliyor o da: "İki şık vardır: Ya unutulup bir kenara itileceğim, yahut da geçmişteki hizmetlerim hatırlanıp faal bir vazifeye tayin edileceğim." (s. 45) İyi de, birlikte yola çıktığı arkadaşlarından bir türlü mektuplarına cevap gelmiyor.

Yurda dönüşü sonrası ilk tartışma kendisinin tavsiyesiyle cuntaya alınan Alparslan Türkeş üzerine çıkıyor. "Türkeş'in başvekâlete müsteşarlığı herkesi ürkütmeye başlamıştı" diye yazıyor.

En ilginç anekdotlardan biri, Yüzbaşı rütbesiyle darbeye katılmış Muzaffer Özdağ'la arasında geçendir (s. 53). "İlk cunta ne zaman kuruldu?" tartışmasında "Biz 1952'de kurduk" diyen Özdağ'a, "O zaman hangi rütbedeydiniz" diye sorar Aydemir. "Harp Okulu'nda öğrenciydim, silâhhanede mendil üzerine kanla yemini yazdık" cevabı gelir...

27 Mayıs sonrası kendisinin ilk karşı-darbe girişimi olan 22 Şubat 1962 akabinde TSK'da yaşananları anlatırken bir olumsuzluğa da tanıdığı bir subaydan hareketle işaret eder: "MDO'cu (Milli Devrim Ordusu) bir subaydır, çok pasiftir. (..) Bu tip subayları biz orduda iken hepsini emekli etmek için listelere koymuştuk. Fakat C. Sunay o listeleri imzalamayıp 'zaman fasılası ile emekli ederiz' diye geciktirmişti. 22 Şubat hadisesinden sonra, işte bu tip emekli listesinde olan subayların hepsi iyi mevkilere getirilerek köşe başlarını tuttular." (s. 382)

Türkeş'in "14'ler" ile tasfiyesinden sonraki hayatını yakından izler Aydemir; cezaevindedir ve her gelişmeyi not düşmektedir. 7 Ocak 1964 günü aldığı notun başlığı şöyle: "Türkeş'in kuracağı parti faşist eğilimli bir parti olacaktır..." (s. 389) Bu başlık altında günümüzde de arzulanan 'olağanüstü hal' uygulamalarına değiniyor: "Örfi idare (sıkıyönetim) kanalı ile bazı gazeteler kapattırılmıştır. Yenileri de devam edebilir. Çünkü Türkiye'de Örfi İdare K.ları lâyüs'eldir, hiç kimse bir şey soramaz. (..) İsmet Paşa'nın en büyük silâhı 21 Mayısçıları bahane ederek örfi idareyi sekiz aydır işletmesidir."

Bu yazı toplam 1872 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri