Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

Bu filmi seyretmek istemiyorum

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Son zamanlarda beni müthiş rahatlatan en önemli açıklama İçişleri Bakanı Prof. Beşir Atalay'dan geldi. Bursa/İnegöl'deki 'kalkışma' girişimi üzerine yaptı açıklamasını bakan ve "Referanduma giderken biz böyle gelişmeler bekliyorduk" dedi...

Herhalde devletin elinde sandık başına gitmeye hazırlanan insanların kafasını allak bullak etmeyi tasarlayan güçlerle ilgili istihbarat var; önce İnegöl'de, hemen ardından Hatay'da yaşanan kitle olaylarının geleceğini tahmin etmek için 'istihbaratçı' olmaya da gerek yok zaten: Türkiye'nin geçmişi bugünlere ışık tutacak kadar çok sayıda örnek olayla dolu çünkü...

1925 yılında 'Şeyh Sait İsyanı' yaşandığını biliyoruz elbette, zihnimizden hiç silinmeyecek biçimde okullarda defalarca öğretildiğimiz için; peki o isyanın hemen arkasından ne geldiğini de biliyor muyuz? Gelen, 1. Büyük Millet Meclisi'yle birlikte zevkini çıkardığımız çok sesliliği sona erdirecek düzenlemelerdi. En iyisi, olanı bir ansiklopedi anlatsın: "Hükûmete olağanüstü yetkiler veren Takrir-i Sükun Kanunu ile Kasım 1924 ortalarında dinsel gericilik tehlikesine karşı Başbakan İsmet İnönü sıkıyönetim ilân edilmesini istedi. Ancak Meclis'te bu isteğini kabul ettiremeyince istifa etti ve yerine ılımlı kişiliğiyle tanınan Fethi Okyar başbakanlığa getirildi. 1925 Şubat ortalarında Şeyh Sait İsyanı patlak verince, Doğu Anadolu'da hemen sıkıyönetim ilân edildi. Fethi Bey düşürüldü ve yeni hükümeti 3 Mart'ta İsmet Paşa kurdu."

Demek ki neymiş? Bazı 'asla olmayacak' şeylerin olabilmesi için başka bir şeylerin olması gerekiyormuş...

Cumhuriyet'in başlangıcında meydana gelen Şeyh Sait İsyanı İstiklal Savaşı sonrası yerinden oynamaya başlayan taşları yeniden eski yerlerine koymak için yetti de arttı bile...

Atatürk'ü Koruma Kanunu'nun 1951 yılında Demokrat Parti Grubu tarafından çıkartılmasının öyküsü de ilginçtir. CHP'nin ısrarla 'Atatürk karşıtlığı' ile itham ettiği DP'yi iyice köşeye sıkıştıracak gelişme, dinî görünümlü bir grubun Atatürk heykellerine sistemli saldırısıdır. Fâiller yakalanıp tutuklansalar bile fiil DP'nin sırtına yıkılmaya çalışılır. Kurtulmak için iki girişimde bulunur DP: Atatürk'ü korumak için bir kanun çıkartır; kendisini iktidara taşıyan fikrin odağı olan Milliyetçiler Derneğini kapatır...

Heykellere saldıran grubun DP'nin rakibi olan partiyle ilişkisi sonradan ortaya çıkacaktır...

Siyasi tarihimize 'Kanlı Pazar' olarak geçen 16 Şubat 1969 tarihli olay da Adalet Partisi'ni hareketlendirir ve bazı milletvekileri Meclis'e 'Anayasa Nizamını Koruma Kanunu' adıyla hak ve özgürlükleri iyice tırpanlayacak bir düzenleme getirir.

'Kanlı Pazar' olayını başlatan Amerikan 6. Filosu'nun İstanbul'a gelmesidir.

Bereket CHP genel sekreterliği koltuğunda oturan Bülent Ecevit de AP'li muhafazakârları rahatsız eden kanun tasarısına karşı çıkar da, girişim sonuçsuz kalır...

Genç okurlar elbette bu olayları hatırlamaz; ancak onların da zihninde hâlâ canlı bazı olaylar mutlaka vardır. Öncesinde toplumu sarsan bazı altüst oluşlar ya da kalkışmalar yaşanan, sonrasında hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı düzenlemelerin gündeme yansıtıldığı... Ya da, gündemde hak ve özgürlüklerin önünün açılması varken başgösteren bir takım olaylarla varolan hakların bile daraltılmak istendiği...

Şunu göreceksiniz zihinlerinizde geriye doğru bir yolculuğa çıktığınızda: TCK'nın ünlü 141, 142 ve 163. maddelerinin kaldırılmak istendiği günlerde ortalık siyasi cinayetlerle sarsılmıştı. Meclis'in üniversitelerde 'başörtüsü/türban' yasağını kaldırmaya niyetlendiği her dönemde de... Anayasa Mahkemesi'nin bu konuyu görüştüğü günlerde de... Terörle Mücadele Kanunu'nun 8. maddesi, TCK 312, 301 maddeleri değiştirileceği zaman da...

Girin Google'a, bakın, o tarihlerin ya önünde ya da ardında olumlu bir gelişmeyi baltalamayı amaçlayan bir 'düzmece' olayla mutlaka karşılaşacaksınız...

Şimdi de neredeyse tek bir 'konu' kaşınıyor ve o 'konu' ile ismi çıkmış tek bir örgüt kullanılıyor 'bahane' olarak, ardından da yeraltına sinseler bile hâlâ faal çeteler devreye girmekte gecikmiyor...

Bahane örgütü ve çeteleri harekete geçiren 'sâik' de belli: 12 Eylül günü sandık başına gideceğimiz anayasa değişikliğiyle ilgili 'halkoylaması'... Muhalefetin bile içeriğini ve tek tek maddelerini eleştirmede zorlandığı, bu sebeple daha çok kafa karıştırıcı söylemlerle karşı çıktığı değişiklikler...

Bu yazı toplam 2158 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri