Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

Bu kadar entrikaya, pes doğrusu

28 Temmuz 2008 Pazartesi

Ay, heyecanları ne kadar arttı, bilemezsiniz. Ay, ay, ay, ay... İnternete 'pdf' dosyası olarak düştü Ergenekon iddianamesi, o da beş-altı ayrı dosya halinde. "pdf dosyasında arama nasıl yapılır?" diye önce etraflarına, sonra bilgi-işlem birimindeki gençlere sordular. Çoğunun telâşı geceyarısına doğru azaldı.

Savcılar kolaylıkla yararlanılsın diye ellerinden geleni yapmış. 'Şüpheliler' ile avukatları kendilerini ilgilendiren konulara dosyadan rahat ulaşabilir. Metin içerisinde araştırma yapmak da zor değil. "Bir de dizin ekleselerdi bari!" dedi bir dostum. Elektronik ortamdan ulaşılabilen metinler için dizine ihtiyaç yok; isteyen istediği her sözcüğü kolayca bulabilir.

Benim çevremde "Aaa, o da var", "O da...", "O da..." sesleri duyuldu bir süre; sonra etrafı büyük bir sükunet kapladı. 2455 sayfalık metnin bütününü notlar alarak baştan sona okumak herhalde geceli-gündüzlü en az bir haftalık bir çaba gerektirir.

Çevremden gelen sorgulayıcı sesler kesildiğinde en kuşkucu dostumun "Peki de, falanca kişi neden yok?" veya "Herifi nihayet keşfetmişler, ama aleyhinde kullanılacak kanıt bunlardan mı ibaret?" diye soran sesi devreye girdi. Taktığı herkesi 'Ergenekon' örgütüyle irtibatlandırmış, savcıların da kendisi gibi düşündüğünden emin iken, hayal kırıklığı içerisine düşmüş göründü o dost.

"Bunların" dedi dostum, "Çıkış yaptıkları üç önemli olay vardı; örgütün as elemanlarının hemen hepsi o olaylar vesilesiyle ortadaydılar, neden bazıları görülmüş de, diğerleri gözden kaçmış?" Gözaltına alınıp salınan, ya da tutukluluk hali devam ederken itiraz üzerine serbest bırakılan bazılarına iltimas geçildiği hissine kapılmış aynı dost.

"Dur bakalım, ne olacağı belli olmaz" dedim. Yargı sürecinde o durumdaki sanıklardan diğerlerine bayağı sürprizler bekleyebiliriz.

İddianame medya tarafından değişik değerlendirmelere tabi tutuluyor. "Hayatımı yeniden sorgulamam lâzım" diyen yayın yönetmeni de var, kulağı üzerine yatan da; yazarlar arasında da olayı küçümsemeye devam edenlerin sayısı hayli fazla. Bazıları ise iddianameye gözünü kapamış, yorumlara kulak vermiyor, tanıdıklarını aslanlar gibi savunmaya devam ediyor...

Bu noktadan sonra acımasız olmamak şart. İddianameye kadar yaşananları doğru değerlendiremedi diye bugün gerçeği görüp ona göre tavır alan bir insanın üzerine gidilir mi? Gidilmez.

Amiral gemisinin kaptanının Başbakan Tayyip Erdoğan'ı ziyareti ile Cumhuriyet Savcılığı'nın Ergenekon iddianamesinin mahkeme tarafından kabul edildiği açıklaması üst üste geldi. Olmaz mı böyle tesadüfler? Herhalde olur. Şimdilerde hayli zayıflamış olsa bile ülkemizin bir zamanlar en etkili gazetesinden ve onun yönetmeninden söz ediyoruz. Mahkemenin kabulden yana tavrını bizden önce öğrenecek tabii. Ayrıca başbakanlık koltuğunda oturan kişiyi görme fırsatına kim "Hayır" diyebilir ki?

Bir meslektaş görüşmenin grup yayın organları üzerinde hemen etkisini gösterdiği iddiasında. Bekir Coşkun'un önceki gün kaleme aldığı 'sansür' konusunu işleyen yazısını bir tür yakınma saymış o meslektaş. Emin Çölaşan'ın Hürriyet'ten kovulduğu günlerde "Gideyim mi, gitmeyeyim mi?" tereddüdü yaşamıştı Bekir Coşkun; o meslektaşa göre istifayı şimdi daha ciddi düşünmesi gerekiyor...

Hani istifa etse yapacağı bir şey olmayacağı için değil; Bekir Coşkun dediğiniz kişi yazarlığı tırnaklarıyla elde etmiştir. Geceleri müzikli eğlence mekânlarında keman ve kanun çalarken gazetelerde haberleri ve yorumlarının çıktığını hatırlar eskiler. Marangozluktan da anlar. Bir çoğumuz işsiz kalsak ne yapacağımızı şaşırırız; Bekir Coşkun sazını eline alır, ya da torna makinasının başına geçer, ekmeğini sazdan ve ahşaptan çıkarır...

Hem ayrılırsa şu yenilerde satışı yüzbinin üzerine fırlamış olan 'Sözcü' gazetesi var. Emin Çölaşan'la orada buluşabilir Bekir Coşkun. İkisi birleşsin, gazeteyi şaha kaldırırlar.

Heyecanlı heyecanlı bu görüşümü açıklarken, medyanın içinden bir dostum, "Sözcü gazetesinden söz ederken senin neden bu kadar neşeli olduğunu biliyorum" dedi. Sözcü'yü çıkaran genç işadamı, gazeteci bir aileden geliyor. Babası Ertuğrul Akbay bir zamanlar Babıali'yi sarsmıştı. 'Gölge Adam' namıyla ünlüdür ve benim de dostumdur.

"Neden?" soruma şu cevabı verdi kuşkucu gazeteci dost: "Yurtdışında okurken cemaatten gençlerle yakın değil miydi? Babası oğlunun itikadı ve ibadetiyle iftihar etmez miydi?"

Ne yani, 'Sözcü' de mi cemaatle irtibatlı? Emin Çölaşan cemaat irtibatlı bir gazetede mi yazıyor? Bekir Coşkun da öyle bir yere mi gidecek Hürriyet'ten koparsa?

Ergenekon'u anlarım da bunu asla anlamam işte...

Bu yazı toplam 3550 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri