Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

Bu yılın Cumhurbaşkanlığı büyük ödülü...

27 Aralık 2011 Salı

Hayır, Sezai Karakoç Cumhurbaşkanlığı tarafından verilen ‘Sanat ve Kültür Büyük Ödülleri’ törenine mazeret bildirerek gelmedi. Devlet nişanı kendisine elden teslim edilecek...

Orada şahsen bulunmadığı için kendisini sevenlerle göz göze de gelemedi Sezai Bey; Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün kendisi için sarf ettiği övücü sözleri kulaklarıyla işitemedi; belki gelir diye -bir kısmı hasta yatağından kalkıp- Ankara’ya koşan gönüllerle gönül irtibatı da kuramadı.

Biz ise hem birbirimizle göz göze geldik, hem Cumhurbaşkanı Gül’ün “Benim kimliğimin oluşmasında en büyük paylardan biridir” dediğini bizzat dinledik, birbirimizle gönül bağımızı da kurmakta zorluk çekmedik...

‘Yedi İklim’ dergisini yılmadan sırtında taşıyan öykücü Ali Haydar Haksal, birbiri ardına geçirdiği ameliyatların etkisiyle hayli zamandır evinden dışarı adım atmıyordu; “Bu benim evden ilk çıkışım” dedi bana Çankaya’da... Böyle törenlere yan gözle bile bakmadığı bilinen nice kişi de oradaydı. Şair Cahit Koytak’ı gördüm; Rasim Özdenören, Arif Ay, Turan Karataş, Necip Evlice, Arif Dülger, Şükrü Karatepe, Atilla Koç ve Halil İbrahim Sarıoğlu’nu da...

Tabii Sezai Bey’i seven ve takdir eden bakanlarla çok sayıda milletvekili de törende hazır bulundu.

Cumhurbaşkanlığı adına verilen ödüller ‘devletin takdiri’ni ifade ettiği için önemli. Cumhurbaşkanı yaptığı şifahi konuşmada, “Her ne kadar biz size ödül veriyor görünüyorsak da, aslında sizlerin milletimize verdiğiniz ödüllere karşılık takdirimizi bildiriyoruz; esas sizlerin verdiğiniz ödüllerdir önemli olan” dedi...

Keşke her yıl yapılan bu törene daha önce ödüllendirilen sanat ve fikir adamları da çağrılsa, ödül akşamını bütünüyle onlara ayırsa Cumhurbaşkanı Gül; birlikte sohbetlerinden istifade edilse...

Bu yılın diğer ödülleri de alanlarında olağanüstü başarılar kaydetmiş isimlere verildi: Edebiyat eleştirmeni Doğan Hızlan, hat sanatçısı Hasan Çelebi ile sanat tarihçisi Prof. Semavi Eyice’ye...

Doğan Hızlan’ın Hürriyet camiası için ne kadar önemli olduğunu bir kez daha fark ettim: Aydın Doğan, Vuslat Doğan Sabancı, Hürriyet ve Radikal’in yayın yönetmenleri ve neredeyse bütün yazarları törene gelmişlerdi. Aydın Bey şimdilerde ABD’de okuyan kendi adını taşıyan torununu da getirmişti.

Uzaktan bakan bir dostun Doğan Grubu mensuplarının Cumhurbaşkanı Gül’ü çevrelemelerine bakıp iç geçirdiğini görünce “Hayrola?” diye sordum; şu cevabı verdi: “Yahu, bu ne garip iştir; ben bu kişilerin Abdullah Bey ve ailesiyle ilgili yazıp durduklarına tepki göstererek yıllar sonra gazetelerini okumaktan vazgeçtim; oysa bunlar, baksana, kendisine ve eşine ne kadar sevecen davranıyorlar...”

Eh, öyle...

Aydın Bey benimle Doğan Hızlan arasında bir kalem kavgası yaşanıp yaşanmadığını merak ediyordu. Belki de yapmışızdır, ama aklıma gelmedi. “Yoksa hep bana mıydı husumetin?” diye sorar gibiydi.

Hasan Çelebi yok olmaya yüz tutmuş hat sanatını yeniden ihya hareketini başlatanlardan; Hamid Aytaç, Necmeddin Okyay ve Kemal Batanay gibi Osmanlı’nın son döneminde yetişmiş üstadlardan el almış, kendine özgü bir üslup geliştirmiş, öğrendiklerini kendisine saklamayıp dünyanın her tarafından meraklılara öğretmiş...

Kürsüde heyecanını yenemediği belli olan hattat Hasan Çelebi, “Bu ödülü” dedi, “Geçmişteki büyük üstadlarımıza vekâleten, benimle birlikte bu sanatı geliştiren arkadaşlarıma asaleten ve gelecek hattat nesillerine niyabeten kabul ediyorum...”

Ödüllü Prof. Semavi Eyice kürsüden “İstanbul’u silüetini bozacak imar sefaletinden kurtaralım” çağrısı yaptı. Cumhurbaşkanı Gül, “Uygulayıcılar bu çağrıyı duymalı ve gereğini yerine getirmeli” dedi. Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ı hocanın eline sımsıkı sarılmış görünce “Uygulayıcı mesajı almış” diye takıldım; “İstanbul konusunda kendime müttefik buldum, bırakmam” dedi bakan...

Ne güzel bir gündü, anlatamam...  

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Bu yazı toplam 1834 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri