Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

Daha neler olacak

23 Mayıs 2008 Cuma

Bir süredir neredeyse yarı dikkatimi bir soruya cevap aramaya hasretmiş durumdayım: “Ak Parti'nin kapatılması davasıyla ilgili Deniz Bölükbaşı ne düşünüyor?”

Eski diplomat Deniz Bey şimdi MHP milletvekili, bu sebeple soruyu “MHP ne düşünüyor?” diye sormam gerekebilirdi; ama öyle değil, beni ilgilendiren Deniz Bölükbaşı'nın ne düşündüğü...

Onun tarafından kaleme alındığı bilinen Devlet Bahçeli'nin grup toplantılarında yaptığı konuşmalarda ipuçları bulmak mümkün, ancak ben yine de Deniz Bey'in samimi ortamlarda açıkladığı görüşlerini merak ediyorum işte. Yoksa resmi görüşün ne olduğu meydanda.

Deniz Bölükbaşı Türk siyasi tarihinde yeri bulunan Osman Bölükbaşı'nın oğlu... Osman Bölükbaşı siyasi hayatının neredeyse bütününü 'muhalif' olarak geçirmişti. Kırşehir'den seçime girer ve mutlaka kazanırdı. Kurduğu partiler Meclis'te grup kuracak kadar bir çoğunluğa da sahip olurdu; ancak bir süre için... Sonra iktidar partilerine geçerdi Bölükbaşı'nın milletvekilleri... Seçim öncesinde “Partimi terk edersem karım boş düşsün” diye senet imzalayanları bile...

Osman Bölükbaşı, “Benim sinem” derdi, “Karacaahmet Mezarlığı'ndan daha kalabalık...” Yola dost olarak başladığı, ama kısa sürede ters düşen eski partilileri kast ederek...

1970'lerde o günlere kadar gözden kaçan bir özelliğini keşfetme fırsatı bulmuştum Osman Bölükbaşı'nın: Partilere muhalif bilinen politikacı aslında devlet iktidarının adamıydı... Ülkenin yaşadığı bütün altüst oluşlarda, Osman Bey, hep devlet iktidarının yanında yer almıştır. Politikada kendisine biçtiği misyona ne kadar ters görünürse görünsün, Osman Bölükbaşı devlet iktidarının bir parçasıydı.

Süleyman Demirel Türk siyasetinde neyse Osman Bölükbaşı da odur. Nitekim bu muhteşem ikili son dönemde birlikte hareket ettiler.

1973'te Meclis'e 48 milletvekiliyle girip CHP ile koalisyon ortağı olan Necmettin Erbakan'ın MSP'sini hatırlıyor musunuz? 1977 seçimi öncesinde MSP'den kopmalar yaşanmıştı. Partinin temel taşları sayılabilecek önemli simalar, birer gün arayla, MSP'den istifa ettiler. Garip bir olaydır o... Biraz altını kurcalayınca, kopanların Osman Bölükbaşı'yla görüştükten sonra bu karara vardığını öğrenmiştim. Artık ne dediyse...

Osman Bölükbaşı'nın misyonuna uygun bir işti o dönemde kotardığı...

Politikada “Anasına bak, kızını al” benzeri bir tekerleme yoktur, ama kan bağı önemlidir. Irak'a savaş açmak ve ülkemizi de bu pis işin içine sokmak üzere baskılar uygulayan Amerikalılar ile pazarlık sürecini Türkiye adına yürütme görevi diplomat Deniz Bölükbaşı'na verildiğinde şaşırmadım. Pazarlıkların zirve noktasında Amerikalıların üç kuruşun hesabında olduğuna dair basına sızan bilgileri okuyunca başımı salladığımı da hatırlıyorum. “Böyle pazarlık olmaz olsun” dedirten ayrıntılar hepimizi isyanlara sürüklemişti.

“Asker rahatsız” manşeti şaşırtıcı olmamıştı o ayrıntıları okuduktan sonra...

Aynı Deniz Bölükbaşı yıllar sonra MHP'den siyasete girip “ABD'nin yanında biz de Irak'a girmeliydik; girmedik kaybettik” iddiasıyla ortaya atıldığında “Babasının oğlu” diye düşündüğümü sizlerle paylaşmak isterim. Birlikte katıldığımız bir TV programında, itirazım üzerine “Elimde belgeler var” diye çantasına hamle yaptığında kanım donacak gibi olmuştu. Artık politikacı kimliğine bürünen biri devletin belgelerini çantasında taşıyabiliyordu.

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Madrid'te yaptığı başörtüsü açıklaması sonrasında baş gösteren gelişmelerde de kilit adam Deniz Bey'di. Anayasa değişikliği konusunu onunla kotardı Ak Partililer... Anayasa değişikliğini yasa değişikliğiyle pekiştirmek gerektiği tezinin sahibi de Deniz Bölükbaşı'ydı.

Bir yerlerde, “Ak Parti'nin kapatılmasına yol açacak bir tuzak olarak planlamıştık başörtüsü serbestisini” dediği kulaklara çalındı. Sonradan “Ben hiç kimseye öyle bir şey söylemedim” diyecekti Deniz Bölükbaşı. Ben o düzeyde politikacıların yanımda söylediklerini sonradan inkâr ettiklerine tanık olduğumda bile sesini çıkartmayanlardanım. Herhalde tam öyle bir cümle sarf etmemiştir.

Zaten benim merak ettiğim de anayasa değişikliği konusunun en baştan 'tuzak' olarak düşünülüp düşünülmediği değil. Tuzak idiyse bile iktidar partisine yakışan tuzağa düşmemesi değil midir? Tuzak kuranı değil, tuzağa düşeni anlamam ben...

Bu konular üzerinde konuşurken, bir politikacı dostum, “Demek, Deniz Bölükbaşı'nın kapatma davasıyla ilgili ne düşündüğünü merak ediyorsun” dedi ve ekledi: “Bir ay kadar önce 'Durun bakalım, daha neler olacak' dediğini kendi kulaklarımla işittim...”

Bakalım, daha neler olacak...

Bu yazı toplam 3394 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri