Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

Dayanışma, ne adına?

16 Mart 2009 Pazartesi
İsteyen istediği sosyal etkinliğe katılır, burası hür bir ülke... Ancak geçtiğimiz hafta içerisinde gerçekleşen bir 'dayanışma' etkinliği pek çok bakımdan dikkatleri çekti. 'Meslekî dayanışma'ydı ilân edilen ve pek çok yazar, gazeteci dayanıştıkları yazarın kitaplarını okurlara imzaladılar...

Katılanlar ismi duyulmuş kişiler: Mehmet Tezkan (Vatan), Hikmet Bila (Vatan), Leyla Umar (Vatan), Mustafa Mutlu (Vatan), Reha Muhtar (Vatan-CNN Türk), Mehmet Barlas (Sabah), Derya Sazak (Milliyet), Nail Güreli (Milliyet), Melih Aşık (Milliyet), Oktay Ekşi (Hürriyet), Ahmet Hakan (Hürriyet), Doğan Hızlan (Hürriyet), Yalçın Bayer (Hürriyet), Tufan Türenç (Hürriyet), Özdemir İnce (Hürriyet), Yazgülü Aldoğan (Posta), Rıza Zelyut (Güneş), Arslan Bulut (Yeniçağ), Ali Kırca (Show TV), Metin Uca (CNN Türk), Hulki Cevizoğlu (ART Avrasya TV), Enver Aysever (Sky Türk TV), Merdan Yanardağ (Kanal Biz), Tuncay Mollaveisoğlu (Kanal Biz) ile Cumhuriyet yazarları...

Ertesi gün 'dayanışma günü' boyunca katılımcılar tarafından bu amaçla gelen okurlar için yedibin civarında kitabın imzalandığını öğrendik.

İlginç olan şuydu: 'Dayanışılan yazar' yazdıkları sebebiyle cezaevine düşmemişti; savcılar tarafından 'darbe girişimine destek verme' iddiasıyla gözaltına alınmış, 13. Ağır Ceza Mahkemesi yargıçları tarafından da tutuklanmıştı.

Olayla ilgili pek çok değerlendirme çıktı basında; bunlardan Taraf'tan Oya Baydar'ın 'açık mektup' olarak kaleme aldığı yazısının bazı bölümlerini dikkatinize sunacağım.

“Bu açık mektup aslında kendi kuşağıma; 68'lilere. Ama, darbeler söz konusu olduğunda, aynı zamanda 78'lilere ve daha gençlere de. Bazılarınızın, yazdıklarıma öfkeleneceğini biliyorum. Yine de siz arkadaşlarımı, eski yoldaşlarımı, kendi kuşağımı ve ardından gelen kuşağı, yalansız, riyasız seviyorum ben. Çünkü bizler, Türkiye'nin umut ve masumiyet çağının çocuklarıyız. Gerçekleştirmeyi başaramamış olsak da savaşsız, sömürüsüz, adil bir dünya ve devrim uğruna yaşamlarını, gençliğini, aşklarını feda etmekten çekinmemiş olanlarız.

“Bu açık mektup, siz arkadaşlarıma, eski yoldaşlarıma şu basit soruyu sormak içindir: Nasıl oldu da buralara geldik, nasıl oldu da kimileriniz darbeci zihniyetin destekçisi oldunuz? Nasıl değiştiniz böyle?

“Karşınızda/ karşımızda; vatana millete zararlı gördüğümüz, ideolojik karşıtlık içinde bulunduğumuz, söylemi ve eylemiyle ters düştüğümüz, iktidardan düşmesini tutkuyla istediğimiz bir siyasal güç odağının varlığı darbeciliği meşrulaştırabilir mi? Bir darbe, bize karşı yapılmışsa kötü, başkalarına karşı yapılmışsa iyi olabilir mi? Arkalarını ordu gücüne ve desteğine dayamış, özgürlükleri sadece kendi ideolojilerinin özgürlüğü, demokrasiyi hemen vazgeçilebilecek bir süs, içi boş bir söz sayan bir takım darbe heveslilerine ve onların kullandıkları vurucu çetelere kol kanat germe noktasına nasıl geldiniz? Hangi umutsuzluklar, hangi hayal kırıklıkları, hangi dogmatik dirençler, hangi 'mahalle baskıları' getirdi kimilerinizi darbeseverliğe?

“Sonra, davanın bir başka sanığına destek vermek için birbirinizi kırdığınıza tanık oldum. İnsan, en büyük suçu işlemiş dostunu bile yalnız bırakmaz, ona dostluk elini esirgemez, bunu saygıyla karşılıyorum. Ama sizler orada basın ve düşünce özgürlüğü adına bulunduğunuzu söylüyordunuz. O arkadaşımızın tutukluluk nedeninin ve dava dosyasındaki yerinin gazeteci olarak yazdığı yazılar falan değil, darbe planlarına bulaşmak olduğunu bilmiyor muydunuz? Neydi sizleri darbe teşebbüsü suçlamasını aklamaya, desteklemeye sürükleyen?

“Haksız, hukuksuz bir ithama, darbe ithamına maruz kalmış meslektaşınızla dayanışma için orada bulunduğunuzu söyleseydiniz; Hrant Dink her duruşmasında Ergenekon davasının elebaşı sanıkları tarafından adım adım ölüme gönderilirken aklınıza gelmeyen böyle bir toplu destek eylemini, yine de alkışlayabilirdik. Ama orada, 'Arkadaşımız darbeci değildir, onun darbeye teşebbüsten tutuklanmasına itirazımız var' diyemiyordunuz ki. 'Düşünce ve basın özgürlüğünü savunmak için buradayız' diyordunuz. Darbeciliği ne zamandır düşünce özgürlüğü kapsamında bir temel hak saymaya başladınız?

“Türkiye tarihinde ilk kez, bir sivil mahkemede darbe teşebbüsü ve darbeci zihniyet yargılanıyor. İki yıl önce, ülkeyi adım adım darbe ortamına götürmek isteyen bu zihniyet, 'Tehlikenin farkında mısınız?' manşetleri atıyordu. Şimdi ben 'Umudun farkında mısınız arkadaşlar, darbecilik ilk kez suç oluyor' diyorum.

“Asıl korkmamız gereken, tarihe darbeseverler olarak geçmektir.”



Bu yazı toplam 3252 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri