Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

Dediğimi açarsam...

30 Mart 2010 Salı

Bazen hayretler içerisinde kaldığım durumlarla karşılaşıyorum. Basit temel bilgiler arasında saydığım, herkesin aynı düşündüğüne inandığım bir konuyu dile getirdiğimde muhataplarımdan aldığım tepki karşısında ne yapacağımı şaşırıyorum.

TRT-1'de pazar günleri öğle saatlerinde yayınlanan 'Politik Açılım' programında bu hafta anayasa değişikliği konusunu etraflıca konuştuk. Söz gelip yüksek yargı üyelerinin bir bölümünün Cumhurbaşkanı tarafından atanmasının yanlışlığına dayanınca, 'malumun ilâmı' sayılabilecek bir itirazda bulundum: "İyi de, bu yetkileri halkın seçtiği Cumhurbaşkanı kullanacak; Türkiye Cumhurbaşkanını halka seçtiren anayasa değişikliğiyle birlikte farklı bir yapıya geçti zaten..."

Hem program katılımcıları çok şaşırdılar bu itirazıma, hem de tartışmayı bizim programdan alıp köşelerine taşıyanlar...

'Gizlenen gerçek' filân değil bu; nesini gizleyeceksiniz ki? Türkiye'nin halka seçtirme tercihini yapmasıyla birlikte Cumhurbaşkanının sistem içerisindeki yeri ve konumu değişmiş oldu. Meclis tarafından seçilen cumhurbaşkanlarının yetkilerinin az olması doğal; ancak halka seçtirilen cumhurbaşkanları farklı özellikler taşıyacaklarından daha fazla yetkiye sahip olabilirler.

Cumhurbaşkanını halka seçtirdiği halde 'Parlamenter Demokrasi' diye anılmaya devam eden sistemler var Avrupa'da; bizdeki de onlara benziyor. Ancak yine de o tür cumhurbaşkanlarına sahip ülkelerde cumhurbaşkanlarına -sözgelimi- Meclis'i tek başına fesh etme gibi olağanüstü yetkiler verildiği oluyor. Bazılarında, meselâ Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na (HSYK) benzer organlara başkanlık ediyor Cumhurbaşkanı...

Zaten bu yüzden, ben de programda, "Bir tür yarı-başkanlık sistemi" dedim halkın seçtiği cumhurbaşkanlı parlamenter demokrasi sistemine...

Halkın devreye girdiği seçimler, bilindiği üzere, iki dereceli oluyor. İlk tura şartlara uyan hemen herkes katılabiliyor, en çok oy alan ilk iki aday ikinci turda yarışma hakkını elde ediyor. Seçilebilmek için en az halkın yarısından fazlasının oyunu almak gerekiyor.

Yarıdan bir fazla oyu alabilmek bizim gibi ülkelerde hiç de kolay değil. Kendi siyasi kimliğini aşmış, geneli kucaklayan yönleri olması beklenir seçilebilecek kişinin... Seçilmeyi başaran, Cumhurbaşkanı olduğunda, ülkenin bütününü göz önünde tutarak 'a-politik' davranacaktır; böyle düşünülür...

Sandık başına giden her üç kişiden ikisinin oyunu almayı başarmış bir Cumhurbaşkanı seçtiğimizi düşünelim: HSYK ile Anayasa Mahkemesi veya YÖK'e atanacak üyelerin bir kısmını neden tek başına atamasın? Partizan olmayan, parti çıkarlarını geride bırakmış, ülkenin bütününe hizmet etme iddiasındaki bir Cumhurbaşkanı, üye seçen öteki kurumlardan çok daha sağduyulu ve rasyonel davranabilir pekâlâ...

Atamayla gelinen devlet makamlarına getirilecek kişileri seçimle gelinen yerlerin sahipleri eliyle atamak demokrasilerde esastır; atamaları atananlar hep kendi aralarında gerçekleştirirse, o rejime demokrasi denmez... Bizde bazılarının anlamadığı şu: 'Kuvvetler ayrılığı' ilkesi her kuvvetin başına buyruk olması anlamına gelmez; demokrasilerde her kuvvet bir biçimde halkla irtibatlanmalıdır.

ABD'de bu sebeple hemen her mevkiye seçimle gelinir. Yalnızca yüksek yargı üyelerini değil, bir başka ülkeye gönderilecek büyükelçiyi de Cumhurbaşkanı atar, atamayı Meclis onaylar... Vali ve belediye başkanını da, kasabalarda nizam ve intizamı sağlayan Şerifi de, eyaletler ve illerdeki Başsavcıyı da halk seçer...

Halk, halk, halk... Henüz ABD kadar olmasa da, Avrupa Birliği ülkelerinde de atamaları halkla irtibatlandırma gayreti seziliyor. Kendi kendine gelin-güvey olunan, atananın başkalarını atadığı sistemlerden vazgeçiliyor; yerini halkın seçtiği kişilerin atamalarda daha fazla söz sahibi olduğu sistemler alıyor.

O ülkelerde yüksek yargı üyelerini ya Meclis atıyor, ya Cumhurbaşkanı, ya da Meclis ile Cumhurbaşkanı birlikte... Halkın dört veya beş yılda bir yaptığı tercihi değiştirmesi şansı var çünkü; hep kendi içinde atanan kişilerin değişmesi ise imkânsız... Türkiye'nin bugün başına gelenin sebebi de bu: Başına buyrukluğa alışmış, değişime sürekli direnen bir yapı, atama usulüne getirilen yenilikle bünyeye taze kan girmesini istemiyor...

Son seçimden hemen sonra gerçekleştirilen anayasa referandumundan Cumhurbaşkanını halka seçtirme iradesi çıkmıştı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün görev süresi tamamlandığında yerine gelecek kişiyi yapılacak ilk seçimde halk seçecek. Halkın yarıdan fazlasının oy verebileceğine inanılan iki isim yarışacak ve en çok oy alan Çankaya'nın yeni sâkini olacak...

Halkın geniş desteğine sahip Cumhurbaşkanının tercihi elbette halkın tercihi sayılacaktır.

Bu yazı toplam 2132 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri