Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

Dördüncü kişi ben değildim

05 Ağustos 2008 Salı

Önce şaka yapıyor sandım, ama “Çukurambar'da Cumhurbaşkanı-Başbakan buluşmasındaki dördüncü isim sen miydin?” diye soran dostum ciddiydi. Kim nereden çıkarmışsa çıkarmış, o buluşmada illâ bir dördüncü kişinin bulunması gerektiğine hükmetmiş, diğer üç kişiyi iyi tanıdığım için de...

“Hayır” cevabımın muhatabımda sebep olduğu hayal kırıklığı görülecek şeydi. Sonunda bir başkası üzerinde yoğunlaştı kuşkular. O gün bugündür “Haşim Kılıç o; değilse açıklasın” iddialı yazılar gırla gidiyor: Anayasa Mahkemesi Başkanı, Ak Parti ile ilgili kararın verileceği günün arifesinde, davada adı geçen iki kişiyle görüşmek için bir milletvekilinin evine gidiyor...

Olacak şey mi bu?

Bunu iddia edenlerin ya aklı başında değildir, ya da uçuk-kaçık hallerine sınır koymaktan vazgeçmiş tiplerdir. O buluşmadan ertesi gün verilecek kararın mutabakatı çıkmışsa, “İstemem, sizde kalsın” demekten başka elimden bir şey gelmez. Bu alanda tanıklığım geçerli olur mu bilemem, ama ben yine de yazayım: Anayasa Mahkemesi kararı en fazla Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Tayyip Erdoğan'ı şaşırttı. İkisinin de farklı bir karar beklediğine adım gibi eminim.

Şu sıralarda garip bir gazetecilik anlayışı egemen olmaya başladı. Önce bir iddia ortaya atılıyor, ardından kuşkucu yorumlar eşliğinde iddiaya yaygınlık kazandırılıyor; yalanlama geliyor, ama iddianın doğru olduğunda ısrar ediliyor. İddianın muhatabı devletin en yüksek şahsiyetleri olsa bile...

“Cumhurbaşkanı ile Başbakanın milletvekilinin evindeki buluşmasında bir dördüncü konuk daha vardı” iddiası aynen böyle bir seyir izledi. Birileri ürettiler iddiayı, gazetelerde yer almaya, yorumlara katık yapılmaya başlandı, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül böyle konularda olağanüstü hassas olduğu için yalanlama ondan geldi. İddiayı kesti mi Çankaya'dan yapılan yalanlama? Hayır. Kesmedi.

Eskiden yüksek makamlarla ilgili haberler o makamlar tarafından yalanlandığında, olaya bizzat tanıklık etmiş ve doğru olduğundan yüzde yüz emin olanlar bile, makama saygıdan seslerini keserlerdi. Başka ülkelerde bunu çok aşırı noktalara kadar götürdükleri bilinir: Françoise Mitterand'ın bir gizli ilişkisi ve o ilişkiden bir kızı olduğunu hep bildi Fransız basını, ama yazmadı. Amerikan basını aman vermezdir, ama John Kennedy'nin gönül maceralarına karşı hep ilgisiz kaldı.

Pek çok gizli buluşma tarafların anı kitaplarında fâş edilince öğrenildi.

Hadi o buluşmaya beni yakıştıran arkadaşın masum sorusu neyse ne, hatta ilk gün dillendirilen kuşkuyu da bir dereceye kadar anlayışla karşılıyorum da, Çankaya Köşkü tarafından açık bir dille “Başka kimse yoktu” denmesine rağmen tezviratın hâlâ sürdürülüyor olmasını anlamam mümkün değil.

Dün Cumhuriyet bir CHP yöneticisine dayanarak iddiayı tekrarlamaktaydı. Mustafa Özyürek şunları söylemiş: “Anayasa Mahkemesi Başkanı ya da bir üyesinin o toplantıya katıldığına ilişkin spekülasyonlar var. Mahkeme üyeleri zan altında. Bu kişinin kim olduğu açıklanmalıdır. Eğer kritik karara ramak kala bir Anayasa Mahkemesi üyesi o toplantıya katıldıysa, o kişinin derhal istifa etmesi gerekir.”

Buyurun, bir de buradan yakın.

Engin Ardıç birkaç gün önce konunun özüne değinen bir yazıyla ikili buluşmayı kaleme dolayanlara ağızlarının payını verdi. Hem de onların anlayacağı bir dille. Bizim yakın siyasi tarihimiz Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında soğuk savaşlarla geçtiği için unutmuşuz; oysa Atatürk ile İnönü çok sık aynı sofrada buluşurlardı.

Demek ki, CHP, devletin üst düzey iki yöneticisinin sıkça bir araya gelerek uygun bir dostluk içerisinde devlet işlerini görmesini değil, kavgalı olmasını arzuluyor. Evren (cumhurbaşkanı) ile Özal (başbakan) dönemi gibi... Özal (cumhurbaşkanı) ile Demirel (başbakan) dönemi gibi... Hatta Sezer-Ecevit... Oysa Gül-Erdoğan ilişkisi daha çok Atatürk-İnönü samimiliğinde olacağa benziyor.

Cumhurbaşkanı güncel siyasetin dışında kalmaya devam ettiği sürece, ne gam!

Cumhurbaşkanı, Genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanlarıyla özel görüşür mü? Herhalde görüşür. Ancak hepsi Çankaya Köşkü sınırları içerisinde yaşadıkları için bu görüşmeler dışarıya hiç yansımaz. Yoksa Ahmet Necdet Sezer ile zamanın komutanları bayağı sıkça bir araya geliyorlardı sanıyorum.

Çukurambar buluşmasının gazetelere manşet olmasından başka türlü kuşku duysa CHP, şimdi sergilediği tavırdan daha isabetli bir iş yapmış olur. Devletin tepesi gerçekten gizlice buluşmak isteseydi kimsenin ruhu duymadan bunu gerçekleştirmek için yüzlerce yol bulunurdu.

Sonucu her zaman başarılı olmuş bir kuşku daha yerinde: Acaba istenen buluşmanın duyulması olmasın?

Bu yazı toplam 3366 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri